banner114
banner146

İnsan gerçekle hayaller arasında gider-gelir. İnsan, gerçeklerden hayallerine doğru bir merdiven kurduysa ve aralarındaki ilişkiyi dengelediyse güzel ve başarı dolu bir hayatı yaşar. İnsanın hayal kurması onu ilerlemesine bir vasıta olur. “İnsan hayal ettiği sürece yaşar” mısraını Yahya Kemal bunun için söylenmiş olmalı.

İnsan, gerçekleri algılayamıyor, kavrayamıyor veya kaldıramıyorsa gerçeklerle olan bağı zayıflıyor demektir. Gerçek hayatın getirdiği sorumluluklar, yükler ve işler zordur. Bir noktadan sonra insan, gerçeklerden bağını kopararak hayallerine sığınır ve hayallerinden kendine bir dünya inşa eder, halüsinasyonlar, temelsiz kabuller, korku ve endişeler gibi duygudurum bozuklukları yaşar.

Psikoz, insanın gerçeklerden bağını koparmasıdır. Psikoz, düşünce ve duyunun ağır oranda bozulduğu bir psikiyatrik hastalıktır. Bir tür zihinsel, ruhsal bozukluktur. Bireylerde kendini halüsinasyonlar, bipolar (duygudurum) bozuklukları ve şizofreni şeklinde gösterir. Psikozun nedenleri arasında ruhsal durumu zorlayan hastalık veya kırılmalar, aşırı stres, uykusuzluk ve madde bağımlılığı sayılmaktadır.

İnsani olan her şey bir şekilde örgüt ve işletme yapılarına taşınır. Çünkü örgütler ve işletmeler insanlar tarafından, insanların ihtiyacını karşılamak üzere, insanlarla birlikte kurulur, çalıştırılır. Her ne kadar gelişen teknoloji, örgütlerde çalışan insan sayısını azaltsa ve bir takım yönetsel işleri otomasyon sistemleriyle yapsa da örgütlerin insani özelliklerini ortadan kaldıramaz.

Örgütlerin yönetsel yapıları, örgütlerin başındaki beyni ve temellerine kadar inen sinir sistemidir. Yönetim, örgütlerin misyon ve vizyonlarının, görev ve geleceğinin tanımlandığı, kurgulandığı ve harekete geçirildiği beyni olarak da tanımlanabilir. İnsanların zihinsel ve ruhsal hastalıklarının izdüşümlerini yönetimlerde yakalamak bu nedenle çoğu kez mümkündür.

Nasıl ki insan, gerçeklerle bağını koparıp psikoza yakalanıyorsa, yönetimlerde örgütsel gerçeklikten bağını kopararak yönetim psikozuna yakalanabilir. Her örgüt veya işletme belli bir ihtiyacı karşılamak için kurulur. Yönetimin görevi bu ihtiyaç doğrultusunda örgütün misyonunu yani görevini, ilkeler ve öncelikleriyle birlikte tanımlamaktır. Sonrasında ise örgütü zaman içerisinde taşıyacağı yerin hayalini kurarak vizyonunu belirlemek ve bu doğrultuda örgütü harekete geçirmek, yönetmektir.

Bunun için örgüt yönetimi, örgütsel (kaynaklar, yetenekler, kısıtlar) ve çevresel (fırsat ve tehditler) şartların oluşturduğu örgütsel gerçeklerden hareket ederek örgütün geleceğine yönelik hayaller kurması gerekir.

Gerçek hayatta birçok kurum ve işletmenin kuruluş amaçları, görev tanımları ve olması gereken vizyonları dışında işler yaptıkları, hatta büyük oranda örgütsel gerçeklikten saptıklarını tespit etmek mümkündür. Bu tür kurum veya işletme yönetimlerinin bir tür yönetim psikozu içerisinde olduğu iddia edilebilir.

Örgütsel gerçeklikten kopmak dört şekilde olabilir. Birincisi; yönetimlerin depresif bir ruh haline girmesinden dolayı, örgütün mevcut gerçekliğinin çok altında kararlarla yönetilmesidir. Daha çok üst yönetici ve yönetim ekibinin “bizim kurumdan adam olmaz”, “burada bir şey değişmez” anlayışına olmasının bir neticesidir. Sonuçta varılan nokta “idare et gitsin” olur. Bu yönetimsel tükenmişlik örgütü giderek ölümüne doğru götürür. Bu durum örgütsel duygudurum/bipolar bozukluğun depresif halidir. Özel bir işletmeyse kısa sürede sona varır, kamu işletmesiyse bu haliyle uzun yıllar yaşar gider.

İkincisi; örgütün gerçekliğinin çok üstünde olduğu veya imkan ve kaynaklarının çok üstünde işler yapılabileceği yanılgısıdır. Bu durum yönetimin bir tür aşırı istek ve özgüven içeren, manik (taşkınlık) bozukluğudur. Bu tarz yönetim psikozunda olan yöneticiler aşırı risk alarak işletmelerin geleceğini tehlikeye atarlar.

Üçüncüsü; örgüt yönetiminin örgütün misyon ve vizyonu dışında işler yapması, örgütü olduğundan farklı bir işletme olarak hayal etmesidir. Bu tür yönetim psikozunda örgüt, örgütsel amaçlar ve öncelikler dışında yönetilir. Bir eğitim kurumunun yöneticisinin kendisini politik bir kurumun başında görmesi ve politikacı gibi davranması buna örnek verilebilir.

Dördüncüsü; örgüt yönetimi, örgüt içinde ve dışında kendilerinin iflah olmaz düşmanları olduğu, sürekli izlendiği, ne yapsalar kayıt edildiği ve her fırsatta onlara düşmanlık edildiği gibi bir ruh halinde olmasıdır. Bu şizofrenik hal, yönetim psikozunun farklı bir versiyonudur. Bu durumda yönetim kendisine düşman tanımladığı iç ve dış mihraklara göre kendisini konumlandırarak örgütsel gerçeklikten uzaklaşır.

Sonuç olarak, örgütler insani organizasyonlar olduğu için insani özellikler taşırlar. İnsanlar gerçeklerden koptuğu gibi örgüt yönetimleri de örgütsel gerçeklikten kopabilir. İnsanlar psikoza girdiklerini kendileri kabul etmediği gibi yönetim psikozuna kapılan yöneticilerde bunu kabul etmezler. Her ikisinin de uzman yardımına ihtiyacı vardır.

Prof. Dr. Sedat Bostan

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.