banner114

Yalnızca tiyatroyla mümkün… Düşündürür, güldürür, ağlatır.

Oscar Wilde, tüm sanat türleri arasında tiyatroyu en yücesi olarak kabul ediyor.

“Tiyatro, insanoğlunun neyin insanî olduğu duygusunu bir başka kişi ile en dolaysız olarak paylaşabileceği yoldurdiyor.

Tiyatronun yaptığını hiçbir şey yapamaz. Yapamadığını da…

***

Anadolu, dünyanın en uygar köşesi…

İki bin yıl önce bilime damgasını vurduğu gibi…

En güzel şiirler burada yazılmış. En güzel şarkılar burada söylenmiş.

Unutulmaz tiyatro eserleri burada sahnelenmiş.

Hemen her kentin kasabanın simgesi sayılan yüzlerce tiyatrodan bahsediyor tarihçiler.

Ve çok ilginç bir bilgiyi de paylaşmak istiyorum.

Bir kentin nüfusunu bulmak için tiyatro yetişiyor imdadımıza…

Yani şöyle… Bin kişilik bir antik tiyatro mu var.

Dörtle çarpıyorsun ve kentin yaklaşık nüfusunu buluyorsun.

Her dört kişiden birinin tiyatro seyircisi olduğundan yola çıkılmış.

Sahnesinden mutfağına kadar tiyatroya emek verenleri selamlıyoruz.

***

M.S. 6. yüzyılda Trabzon’un bugünkü Kindinar mevkiinde…

Kral saraylarının arasında bir tiyatro yapılsın” diye emretmiş İmparator Adrien.

1404’te Trabzon’a gelen İspanya elçisi Clavijo (Ruy Gonzales) anılarında yarış alanları ve tiyatrolardan bahsetmiş.

Ve yıllardan 1890… Molier’den uyarladığı Ayyar Hamza ile tanınan…

Tiyatro ve mizah yazarı Ali Bey, Trabzon’a vali olarak atanınca...

Oyunlar, Kanuni Ortaokulu bahçesinde sahnelenmeye başlanmış.

Buraya ‘Karagöz Bahçesi’ denilmesinin sebebi de buymuş.

***

21 Mart geçmesine rağmen Karadeniz hâlâ soğuk.

Yükseklere kar yağıyor ve doğal olarak üşüyoruz.

Eski takvime göre arada 13 günlük fark olduğundan…

Mart, biraz daha kapıdan baktıracak ve kazma kürek yaktıracak gibi...

Önemli günler ve haftalar açısından en canlı aylardan biri Mart.

Kadın, İstiklal Marşı, Tıp Bayramı, Çanakkale, Nevruz, Kütüphane ve Tiyatro…

Hayatımız için ‘olmazsa olmaz’ sayılabilecek kavramlar hep Martta toplanmış gibi…

Özellikle de tiyatro… İçimizi ısıtan ya da bir hüzün yolculuğu başlatan…

Ajandamıza not etsek ve sezon bitmeden “tiyatro” desek…

***

Tam 34 yıl önce Beşik Kertmesi adlı oyunumuzun turnesi için Çarşıbaşı’ndayız.

Bir ayran içme sahnesi var. Her oyunda süt ya da ayranla bu sahneyi tamamlarken…

Oyun başladı, ne süt var ne de ayran… Bizde bir telaş, bir telaş ki anlatamam.

Ayran sahnesi de yaklaşıyor. “Ne yapalım, ne yapalım” diye düşünürken…

Kulis duvarlarının kireçle boyalı olduğunu fark edince “tamam, buldum” dedim.  

Birazcık kazıyıp, suyla karıştırınca ayran görünümlü kireçli su hazırdı.

Oyuncumuza üç kez “bu ayran değil, kireçli su” diye tembihledim.

Tamam, anlaşıldı. İçmeyeceğim, içer gibi yapacağım.”

Biraz rahatlamıştım ama yine de endişelerim vardı.

Ya oyuna kendini kaptırır ve içerse” diye…

Korktuğum başıma geldi ve ayran görünümlü kireçli sudan biraz içince…

O anda nasıl olduğumu hatırlamıyorum bile…

Eyvah” demişim, öylece kalakalmışım.

Arkadaşlarım uyardılar, “çok az içmiş, bir şey olmaz” diye…

Oyun bitti ama bir de bana sorun.

Ayran görünümlü kireçli su, unutulmaz hatıralar arasında ön sıralara doğru ilerledi.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.