banner114
banner146
banner122

Pandemiyle mücadelede Bakanlar Kurulunun yerinde bir kararıyla, yerinden yönetime geçildi. Türkiye farklı coğrafik, iklim ve kültürel özelliklere sahip büyük bir ülke. İstanbul Türkiye’nin beşte biri olsa da, Türkiye İstanbul değil. Bu nedenle salgının ülkenin her yeri İstanbul, Kocaeli, İzmir’miş gibi yönetilmesi doğru bir yaklaşım değildi. Salgında yerinden yönetime geçilmesi doğru bir adım. Aslında birçok alanda yerinden yönetime ihtiyaç var. Fakat yerinden yönetimin riskleri de var.

Covid salgınında vaka sayısı insan hareketliliğine bağlı olarak artıyor veya azalıyor. İnsan hareketliliğini etkileyen unsurlardan bazılarını yukarda ifade ettik. Salgında vaka sayısı belirleyen en önemli unsur şehirleşme ve insan yoğunluğu. İnsan yoğunluğu artıkça temas sayısı, temas artıkça bulaş, bulaş artıkça vaka sayısı yükselmektedir.

Doğudan batıya gidildikçe şehirleşme ve nüfus yoğunluğu artıyor. İstanbul’da her şey zirve yapıyor. İstanbul’da kilometrekareye yaklaşık 3 bin kişi düşerken, Tunceli’de 20 kişiden az, Artvin, Ardahan, Kars, Erzurum, Bayburt, Sivas, Hakkâri, Yozgat, Kastamonu, Bolu, Karaman gibi illerde 20-30 kişi düşüyor.

Bu rakamlar illerin toplam alanı üzerinden hesaplandığından biraz yanıltıcı olabilir. Türkiye’de nüfusunun %92’si büyükşehir, il ve ilçe merkezlerinde yaşıyor. Kırsalda ve köylerde yaşayan nüfus sadece %8’de kalmış. Gerçek nüfus yoğunluğu büyükşehir, il ve ilçe merkezlerinin yüz ölçümü üzerinden hesaplandığında görülecektir. Şehir merkezlerinde ki nüfus yoğunluğunun ve kişi başına düşen yaşam alanının ne kadar olduğu, daha doğru ortaya çıkacaktır. Birçok büyükşehir ve il merkezinde kişi başına düşen sınırlı yaşam alanında bireylerin fiziki mesafeyi korumasının zorluğu da anlaşılacaktır.

Salgında yerinden yönetim her ilin kendi özelinde insan yoğunluğu, yaşam alışkanlıkları ve vaka sayıları gözetilerek yapıldığı sürece başarılı olacaktır. Eğitim-öğretim, çalışma ve sosyal hayat, vaka sayıları da gözetilerek düzenlendiğinde evin dışına da taşan kontrollü bir yaşam mümkün olacaktır.

Salgının yerinden yönetiminde başarılı olunmasının iki temel belirleyicisi olacaktır. Bunlardan birincisi vatandaşın kendisidir. Vatandaşın salgınla mücadelede bireysel bilinç ve korunma önlemlerine uyma düzeyi en önemli belirleyicidir. Kendimizi gereksiz kalabalıklara girmekten, kalabalık etmekten, bize bir şey olmaz anlayışından, toplu ve kapalı mekanlarda bulunmaktan ne kadar frenleyeceğiz? İşte büyük soru bu! Yani kerhen, zorunluluktan bir takım kurallar kaldırılmış olsa bile nefsimize, benliğimize, kendimize ne kadar hakim olacağız? Salgından korunma tedbirleri kendi iç dünyamızda nerede?

İkinci belirleyici yöneticiler ve uygulamalarıdır. Bizde yönetimin en büyük zaafı, hasbelkader elde edilen yönetsel statüleri bazı yöneticilerin, emanet olarak değil de kendi kişisel malı, bireysel hükümranlık alanı ve kişisel çıkar sağlama zemini zannetmeleridir.

Pandemi beraberinde kısıtlamalar ve normal akışın dışında uygulamalar hayatımıza sokmuştur. Her sınırlama farklı toplumsal kesimleri, iş veya meslek gruplarını etkilemektedir. Bazılarına yeni fırsatlar verirken bazılarının işleri felç olmaktadır. İşte tam bu nokta da yerel yöneticilerin pandemiyle mücadelede karar ve uygulamalarının güvenilirliği ve toplumsal kabulü gündeme gelebilir.

Yerel karar yapıcılar, pandemiyle mücadeleyi toplumun bütün kesimleriyle işbirliği, şeffaflık, istişare ve adalet üzere götürmesi gerekir. Birçok olayda olduğu gibi konu ilkeler, hedefler çerçevesinde objektif ve istişare zemininde ele alınmadığında ve dirayetli uygulamalar yapılmadığında her şey daha kötü olabilir.

Pandemiyle mücadelede iller bazında yapılacak farklılaşmaların vaka sayılarını azaltarak mücadeleye güç vermesi beklenmektedir. Belirlenen temel ilkeler ve kurallar çerçevesinde uygulamanın başarısı iller bazında önümüzdeki bir ayda göreceğiz. Normal şartlardan ademi merkeziyetçi, yani yerelden yönetim, daha akli ve tercih edilendir.  

Covid veya benzeri salgınların önümüzdeki yıllarda devam edeceği veya tekrarlayacağı ileri sürülüyor. Hayatı eve hapsederek nereye kadar… Kısa süreli evde kalmalar makul olsa bile uzun vadede covidden değil, korkusundan ölümler artıyor. Birçok kronik hastalıktan ortaya çıkan ölüm sayılarında ki artış bunu gösteriyor. Toplumdaki anksiyete ve depresyon düzeylerindeki artmalar tahammülsüzlük ve sosyal cinnete işaret ediyor. Birde üzerine eklenen işsizlik, parasızlık gibi ekonomik yük, şartları daha da ağırlaştırıyor.

Her bölge ve şehir kendi şartlarında önlemleri sıkılaştırsın veya gevşetsin. İnsanlar aralıklı da olsa rahat nefes alsın.

Her şeye rağmen hayat devam ediyor ve etmeli…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Bostan 2 ay önce

Guzel yazi.sagol