banner114
banner146
banner122

Bir konuyu ele alıp enine boyuna irdeleyip anlatmak. Ya da anlamaya çalışmak da tıpkı şiir gibidir. Belki şiirden başka her şeyi gözlemlerimizle yazabiliriz. Belli bir başarı gösterebiliriz makalelerimizde, öykü ve hikayelerimizde.

Fakat şiirde mutlaka gönül gözümüz hislenmeli, yaşamalı ne varsa belki de bütün benliğimiz girmeli o münhasır odaya. Bir o kadar da roman bizi davet eder o gizemli ve her şeyimiz ile yaşamış, yaşanası olaya münhasır olmayı.

Olmazsa olmaz, mutlaka kendi gelmeli şiir ve usulca kapımızı çalıp kalemimizle buluşmalı. Roman da o denli bekler ve ister hislerimiz ile kalemimizin buluşmasını.

Fakat işin doğrusunu ararsanız kalem eğer bir şey icra ediyorsa mutlaka hisleri, düşünceleri ve bir o kadar da bilgiyi ister icra odasında.

Yazmak tıpkı beste yapmak gibidir. Eğer nota bilmiyorsanız ve bir enstrüman kullanamıyorsanız ne kadar güzel sözleriniz olursa olsun asla etkin bir ahenk sağlayamazsınız. Hatta beste de yapamazsınız.

Yazmak da öyledir, doğru bilgi, doğru an ve düşünce, doğru ve düzgün cümleyi kuramazsanız yazınız etkin olmaz. Dokunmaz okuyan dimağlara, varamaz gitmesi gereken yerlere. Bazen kırar, ağlatır, sinirlendirir veya hırslandırır. Bu hislerin her biri de sonuç olarak olumsuzlukları getirir.

Hangi konu, hangi dert, hangi hastalık, hangi yer ve hangi zaman olursa olsun mutlaka yazarın gönül bağından, sevgi, saygı süzgecinden ve en önemlisi şiirsel olguya vararak gelmeli. Yani ne yazarsanız yazın şiirin sancılarını çektikten sonra yazmalısınız.

Olgunlaşma, sancı ve şiirsel hislenme olmadan çıkan yazılar kilimin tozunu almak için gelişi güzel döven sopa gibidir. Vurulan yerden toz havaya uçar fakat atılan sopanın izi kilimin, halının yüzeyinde toz yoğunluğu ile açıkça belirginleşerek kalır.

Aslında sadece yazmak değil bütün işler de öyledir. Başarı bilmeye, pişmeye ve olmaya ayrılan sürece ve verilen öneme bağlıdır.

Yazmak ise meziyetin yanında yazım bilgisi, konu bilgisi, olayı yaşama, yazım uygulama bilgisi olmalıdır. Bu bilgiler eksik olursa ve en önemlisi ise dimağımızda ve iç dünyamızda (gönül gözü ile) aklımızda bilgi ve araştırmamız ile harmanlamadan kaleme gönderirsek sonuç çok verimli olmaz.

Yazı nasıl yazılır diye okuyup araştırdığımızda hep unutulmayan bir cümlecik vardır. “Dili akıcı olmalı” ve biz bu cümleciği hep çok kelime haznesi olmalı peş peşe kullanılan kelimeler anlam taşımalı diye anlarız. Oysa oradaki esas aslında şiirsel olmalı demektir. Yani mutlaka önce siz sindirmeli sonra kelimelerle kalemle buluşturmalı ki o zaman akıcı bir dil oluşmuş olur.

Yazıyı okuyan kişi anlamalı, düşünmeli, hayal edebilmeli. O ortamı gözü önüne getirebilmeli. Bunu sağlayan ise her ne kadar betimlemeler olsa da hayal edemediğimizi hayal ettiremeyiz. İşte o zaman doğru betimleme yapmış oluruz.

Siz yaşamadığınız ya da yaşayamadığınızı bir başkasına yazınız ile yaşatamaz hayal ettiremezsiniz. Önce siz o girdaba girip yaşamalı sonra karşı tarafa hisleri ile yaşanmış, düşünülmüş gibi anlatmış oluruz.

 Yaptığımız hangi iş olursa olsun en iyi ve en kaliteli yapmak zorundayız. Başarı yaşamın kalitesini arttırır. Yaşam kalitesi yüksek olursa bir o kadar huzur ve mutlu insan olursunuz. Mutlu insan sağlıklı insan demektir.

GÜZEL YARINLARDA GÜZEL YAZIMLAR DİLEĞİ İLE…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ahmet yaman 3 hafta önce

pravo