banner114
banner146
banner122

Yavuz Sultan Selim şiire, edebiyata ve satranç oynamaya meraklı olduğu bilinir. Şah İsmail’de bu özellikler vardı ve çok iyi satranç oynardı. Sarayında ünlü şairleri ağırlardı. Bunu bilen Yavuz sultan Selim, Şahın bu özelliğinden yararlanmak ister. Tebdili kıyafetle (gezgin bir derviş kılığında) Şah İsmail’in ülkesine gider. Hanlarda, Kervansaraylarda satranç oynayarak herkesi yener.

Şah bunu duyar ve der ki çağırın bir de benimle oynasın. Bulunup davet edilir; Lakin Yavuz Şah’ı da yener. Şah sinirlenir ve Yavuz’a der ki: “Sen edep nedir bilmez misin? Hiç şahlar Mat edilir mi?” Elinin tersiyle Yavuz’a bir tokat atar. Şahın kızdığını anlayan Yavuz onu yücelten şiirler okumaya başlar. İşte şahın huzurundan ayrılırken de bu şiiri okur. Ancak Şah İsmail, hala onun Yavuz Sultan Selim olduğunu anlamamış, bilmemektedir.

Yavuz yediği tokadın acısını unutmaz. Birkaç sene sonra Çaldıranda Şah İsmail’i yener ve ona bir mektup gönderir. Mektupta o günkü tokadın acısını onu yenerek aldığını söyler; İlave eder: “Atacaksan tokadı, böyle atacaksın. “

Yavuz bütün olanları o gün şiirinde Şah’a anlatmış ancak Şah anlamamıştır. Herkesin dost olmayacağını bir gün böyle kişilerin karşısına serdar olarak da çıkabileceğini söylemiştir.

Sanma şâhım / herkesi sen / sâdıkâne / yâr olur

Herkesi sen / dost mu sandın / belki ol / ağyâr olur

Sâdıkâne / belki ol / bu âlemde / dildâr olur

Yâr olur / ağyâr olur / dildâr olur / serdâr olur

                                                         Yavuz Sultan Selim

Kimin hangi histe ve hangi duyguda yaşadığını bilemeyiz mutlaka derinlerinde bir bilinmeyen, bir özlenen yada gizlenen vardır.

Birbirimize dokunurken cümlelerle bu giz yerlere farkında olmadan acı verebilir, kırıcı olabiliriz. Karşımızdaki kişiyi ne kadar tanıyor olursak olalım yine de bizim ulaşamayacağımız, dokunamayacağımız duygu ve düşünceleri vardır.

İşte o noktalara dokunmamak için kavgada dahi olsak, yarın barışabileceğimiz ki insan tanıdığı ile tartışır yabancı ile tanışmadan tartışma noktasına zor gelir. İşte yarın yine barışıp sohbet edeceğimizi düşünerek kelamlarımızı seçmeliyiz.

Gönülleri inciten yerlerden dokunmuş olursak bir daha telafisi olmayan faylara, kırıklar açabiliriz. Tıpkı yeraltı kırıkları gibi zaman içinde depremlere sebep verip üzüntüler ömre yayılabilir.

Ayrıca bir başkasının kullanacağı durumlar vardır. Siz bir mevzuyu ya da bir durumu anlatma derdindeyken üçüncü bir kişinin kötü niyetine tercüman olmuş olursunuz. Onu yerdiğiniz insan karşısında bilmeden yüceltmiş olursunuz.

Bir yanda farkında olmadan kırdığınız gönü, bir yanda kırılan gönle bilenen ve kendini saklayan üçüncü kişi. Oysa düşünerek ve birazcık daha sabır ile hırsımızı sorgularsak kim bilir belki de üç birey de daha güzel bakacak birbirine.

  Yukarıda şiire konu olan olayda ki gibi kim bilir belki de kırdığımız gönül bir Şah değil de Allah’ın katında bir Sultandır. Kim bilir kimin gönlünde barındırdıklarını. Dışından nasıl olduğundan ziyade iç dünyayı görebilmeli.

Belki de iç dünyasında yaşadıklarını korumak için dışa yansıyanları sizi rahatsız etmektedir. Belki de o dış görünüşü siz, biz şekillendirdik. Göremedik gönülde olanı ve görmeyince de ister istemez bir savunma mekanizması oluşmuştur.

 Selam Saygı ve hürmetle…

Kırma gönül /ah alırsın /sevmeyende /vaha olur

Ah alırsın /baki dünya/ can hanene/ şerha olur

Sevmeyende /can hanene /konulmayan /ferha olur

Vaha olur/ şerha olur/ ferha olur/ reha olur

Yorma gönül / mah kalırsın/kırdığında/semah olur

Mah kalırsın/ vardığında/gerçeklerde/günah olur

Kırdığında / bilemezsin/ derininde/agah olur

Semah olur/ günah olur/agah olur/ dergah olur…Nazmiye

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.