banner114
banner146

Önce sende varsa verir misin, benim noksanım senin fazlan var mı? Diyerek insanların eksikleri değiş tokuş yapılarak tamamlanırdı. Sonra işler değişti para ortaya çıktı. Altın kullanılmaya başlandı. Bu sefer de alışverişin keyfi kaçtı insanların huzuru bitti.

Ellerinde vereceklerini hesaplayıp ihtiyaçları olan giysi yiyeceği alma hesabı Pazar yerlerine ya da komşuda var bilgisi alındıktan sonra dert tasa olmaz. Eksiler tamam olurdu.

Para ve altının kendisini kazanma hırsı çoğaldıkça. Alışverişten fazlasını kazanma arzusu geliştikçe. İhtiyaçtan fazlasının elde olma dileği geliştikçe. Mal mülk hesabı yapıldıkça huzur da kaçmıştır.

Dünyanın en zengin aileleri olarak bilinen ve tanınan aileleri tanıyan gören var mı? Resimlerine bulmak günlük sosyal medyada paylaşımlarını takip etmek mümkün mü?

Bir yerde okumuştum onlara hizmet etmek için birileri alınmış ve sonradan oradaki hayatı anlatmış tabi ki kısıtlı bir şekilde. Ve anlattığı odalar odalar. Bahçeler koridorlar ve kapılar. Kim hangi kapıdan ne zaman girdi ya da kim odasında ne eder bilinmez. Herkes tek başına kendince bir şeyler eder.

Dışarı çıkıp dağları doğayı ve yolun kenarında her yıl büyüdüğünü görüp çiçeklerini izlediğiniz bir ağacın bir meyvenin verdiği huzuru bilmeyen zengin olsa neye yarar?

Diyelim gitme durumu var o çok odalı surların içinde yapay gibi duran ağaçların ve bahçenin ardına çıkma şansı oldu fakat yanınızda kimse olmadan çıkamaz gidip o ağacın dibinde yalnız sizi ve doğayı dinleyemezsiniz. 

Varlığınızdan dolayı sizi birileri rahatsız eder diye sadece düşünen ve yanı başınızdan ayrılmayan bir koruma.

Böylece paraya esir olmuş hayatlar. Çok ya da az hiç fark etmez paranın getirdiği kısıtlamalar her yerde ve her ortamda aynıdır. Değişmez ya var diye sizi farklı görürler ya da var diye sizi kimseye göstermez size görünmezler.

Oysa ihtiyaç kadar olsa ve herkes dilediği ve bizzat olduğu gibi görünse. Herkes o yol kenarında çimenlerin içinde ağacın dibine yaslanıp uzun uçsuz bucaksız mavi gökyüzüne uzanarak dilediğince düşünse ve içinde yorgunluklarını atsa ne olur.

Elbette huzur olur elbette elindekilerle doyum olur. Açlık artık midelerde değil yokluk çulda çaputta değil. Açlık gönüllerde ve yokluk ruhlarda şimdi. Huzur ise uzak çok uzaklarda ulaşılması, satın alınması çok zor bir yerlerde.

Yüce Allah bizlerin rızkını üstlenmemiş mi? Siz çalışın ben sizlerin açlığına kefilim dememiş miydi? "Dünya hayatında onların geçimliklerini [maddi, manevi bütün rızklarını] aralarında biz taksim ettik." (Zuhruf 32) ayetiyle insanların geçimlerini sağlaması için gerekli rızıkların taksim edildiği bildirilmiştir.

İşte bizim yapacağımız sadece insanca yaşamamız gerektiği gibi yaşamaktır. Düşünün cennete gitmek için bir ödül konmuş ve bu ödü dünya hayatı gibi bir sayfiye yeridir. Bu sayfiye yerinde. Bu tatil köyünde bahçemizde, işimizde ve evimizde ibadetimiz, işimiz ve çevremizdeki insanlığımız ile sağladığımız başarı derecesinde cennette yerimizi belirleyeceğiz.

Biz ne yapıyoruz? Hiç görmemiş, duymamış ve bilmemiş gibi oda olsun, onda var bende de olsun derken öyle hırslara kapıldık ki. Bu geniş ve ferah dünyada kendimize ve birbirimize eziyet çektiriyoruz.

Paramız ile surlar örüp, binalar kurup kendimizi hapsediyoruz. Yine paramız ve varlığımız ile böbürlenerek ve hırslanarak yalnızlaşıyoruz. Çevremizi ötekileştirip yalnız kalmayı yeğliyoruz. Oysa paradan öte ve yanınızda yakınımızdaki yanlış insanlardan öte güzellikler vardır yaşanmayı bekleyen. Asla her şey para ve varlık değildir.

Sevgi ve huzurun hüküm sürdüğü güzel yarınlar dilerim..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.