banner114

Ne yaptık ki ne bekliyoruz. Üç ya da dört bilemedin beş kuşak şu an bir arada yaşıyoruz ve kovid19 nedeni ile de bir aradayız. Bel ki de ayrı yerlerde daha çok iletişimdeyiz. Ölüm daha yakınlaştığı için daha çok endişe duyar olduk.

Dünya önce ayrışmaya yalnızlaşmaya sonra taraf olmaya ve aramaya başlamış. Ülkeler başının çaresine bakarken insanlar da kendi çaplarında başlarının çaresine bakmaya yönelmiş. Bir anda ilk çağlara dönerken teknolojiye de sıkı sıkı sarındık.

Bir baktık ki o çok özlem duyduğumuzu vurguladığımız eski zamanın geri dönme ihtimalini gördük. Ve teknolojiye daha çok gereksinim olduğunu anladık. Geçmişe olan özlem sadece kurtulmanın narasıymış.

Bir daha o günlere dönersek yeniden bu zamana gelememe endişesi ile bu güne neler getirdik diye heybemize baktığımızda kocaman bir hiç bulduk.

Dün okulda, işte, bahçede, köyde, yaylada hiçbir imkanı değerlendirmedik. Hazırdan tükettik. Elde olanların kapısını kapattık ve bize sunulan birkaç uğraş ile güne geldik.

Ne zaman ayrışıldı; Bir baktık ki. Ekmek yok, yapalım un yok, yapalım buğday yok, ekelim tarla yok, sürelim bilen yok. Elimizde yaşam adına ne varsa tükettik dağıttık. Sabah birinin kapısına gidip selam verdik işini yaptık aldığımız parayla bir başka kapıya selam verdik ekmek aldık, diğer kapıdan peynir aldık, bir diğerinden suyumuzu alıp evimize döndüğümüzde ise karnımızı doyurup tv ve telefonun esiri olduk.

Hiç oturup bu gün ne yaptım. Günahım sevabım ne? Yaptığım işi daha iyi yapabilir miyim? Bunlar aklımıza hiç gelmedi. O ne yaptı? Kaç tl kazandı? Ne yedi, ne içti, hangi eksantrik lafı kullandı? Gibi işlerle beynimiz yoruldu, ruhumuz daraldı ve zor bela uyuduk.

Sabah yine zor bela kalktık derin düşüncelerde aynı döngüde başkalarının nelere sahip olduğu ile akşama vardık. Bir gün yeni bir bakış açısı üretmedik. Hiç üretmedik hep tükettik.

Okulda daha başarılı olma gayretinde olmadık. Eğitim ve öğretimde araştırmacı değil ezberci olduk. Ezberci sistemin en büyük zaafı olan soru çalma ve soruların şıklarını satma yolsuzluklarını yıllarca içimizde barındırdık. Üretici beyinleri susturduk, sindirdik.

Bilgisayarın adını duyduk. Tarihini ezber ettik kime sorsak ilk bilgisayarın “ABAKÜS” olduğunu size söyler ve orada kalır. Gerisi ise tamamen yada yüzde doksa boş işlerde kullanılır.

Gıdadan tutun da düşünce ve fikirlerin de tüketicisi ve eleştiricisi olduk. Geçen günleri ağlayan, yarını da onun gibi olsam umudu ile tükettik. Gün gelip geçmişi yaşama mecburiyeti doğunca zorlandık. Yine düşünmedik.

Devletten bekledik. Olanlar yalan dedik. Dedik de dedik hala da diyoruz. Bizde bir şeyler yapalım demiyoruz, demedik. Her açıdan zengin olan, eski tabir ile “derya içinde yüzen” memlekete sahip iken hiçbir gelişme göstermeden yıllar yılı zamanı tükettik.

Şimdilerde ihtiyaç duyduğumuz ne varsa bizi zorluyor. Zamanında teknoloji adına bir şeyler yapmadık. Gün teknoloji günü ve biz yeni farkına vardık. Gün üretimin tavan yapacağı gün ve biz üretimden kaçar olduk.

Kahve köşelerinde ve üç beş kişinin toplandığı yerde suçlu arar olduk. Kimimiz hükümete kimi eskiye kimi yeniye derken mutlaka bir suçlu aramaktayız. Oysa suçlu biziz.

Dönüş yaptığımız köylerde hijyen ve koruma adına da olsa. Sadece gösterişe devam etmekteyiz. Yüzme bilmeyiz havuzlu villa yaparız. Çocuklarımıza ayıracak zamanımız yok devre mülkler satın alırız.

Kooperatifleşme alışkanlığımız hiç yok. Et yemeye hastayız hayvan bakmayız. Sütü tereyağını severiz, ararız yine hayvan bakmayız. Katıksız ekmek isteriz, tarla işlemeyiz. Sebzemiz taze olsun deriz, taze sebzenin nasıl olacağını unuttuk. Üç beş marul, fasulye, mısır eken kendini büyük üretici sanmakta.

Sadece Karadeniz bölgesinde bulunan ova ve platoların tamamını bıraktık orman oldular. Oysa sadece oraları ekip biçsek kooperatifleşip toplu üretim yapsak ülkenin diğer bölgelerine de satma imkanı buluruz. Yurt dışına satmayı hiç demiyorum. Bu olay her bölgemizde sabittir.

Bana çıkıp devlet yasakladı gibi sözlerle gelen yapıcı değil yıkıcıdır derim. Gümüşhane de Kelkit, Şiran,  Bayburt, Samsun Bafra gibi yerleri çöle yada ormana çevirdik. Aynı şekilde herkes gücüne göre üç, beş, on ve yirmi inek, koyun, keçi gibi hayvan baksa ve eskisi gibi çoban haylayıp önüne katsa bir şey mi eksilir yada çok şey mi çoğalır.

Yiyecek ekmeğini üretemedikçe yaşayacak ne şehrin ne de köyün olur…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.