banner114
banner146

Latince “universitas” kelimesinden türetilmiş olan üniversite, “öğrenciler ve hocalar topluluğu” anlamında kullanılmıştır. Günümüzde üniversiteler, hocalar tarafından öğrencilere akademik derslerin verildiği, bilimsel araştırmaların yapıldığı ve akademik unvanlar verme yetkisine sahip yükseköğretim kurumları olarak faaliyet gösteren eğitim ve araştırma birimleridir.

İlk üniversite benzeri yapılanma olarak Yunan filozofu Plato’nun Akademisi kabul edilir. Düzenli bir şekilde bilim, felsefe, tarih ve sanat konularında tartışmaların yapıldığı bu okulun üç yüz yıl devam ettiği ileri sürülmektedir.

Günümüz üniversitelerinin ilk örnekleri Abbasiler döneminde Bağdat’ta kurulmuştur. Selçuklu döneminde kurulan Nizamiye medreseleri en meşhurudur. Fas, Cordaba, Gırnata üniversiteleri öne çıkan diğer üniversitelerdir. İslam dünyasında ortaya çıkan ve yaygınlaşan üniversite (Medrese) eğitimini Endülüs Emevi Devleti Batıya taşımıştır. İslam dünyasındaki medreseler; tıp, astronomi, matematik, mantık ve ilahiyat gibi felsefe ve din bilimlerinin birlikte okutulduğu okullar olarak yapılandırılmıştır. İznik medresesi ilk Osmanlı medresesi/üniversitesi olarak bilinir. Osmanlı’da daha sonra darülfünun adıyla yükseköğretim yapılanmıştır. Bunların yaşayan örneği İstanbul Üniversitesidir. Osmanlının son döneminde medreselerde felsefi bilimlerin okutulmasından vazgeçilmesi, imparatorluğun geri kalma nedenlerinin başında sayılır.

Endülüs medeniyetinden üniversiteyi öğrenen Batı dünyası, Bologna, Paris üniversitelerini papalığa bağlı ilk üniversiteler olarak kurmuştur. Oxford ve Cambridge üniversiteleri papalığa bağlı olmadan 14.yüzyılda kurulmuş batı üniversitelerine örnektir. Son bir-kaç yüzyılda batı dünyası üniversite eğitimini, bilimsel araştırma ve çalışmalarla zenginleştirerek bu günkü gelişimini, teknolojisini ve medeniyetini inşa etmiştir.

Fatih dönemi incelendiğinde, Fatih Sultan Mehmet’in devletin dört önemli işinden biri olarak eğitim-öğretimi tanımladığı ve İstanbul’un fethi ile birlikte bazı kiliseleri medreseye çevirdiği ve Bursa medreselerinden getirdiği hocaları başlarına atadığı görülür. Ardından Ayasofya, Zeyrek ve Fatih medreselerini kurmuştur. Dünyanın dört bir tarafından gelen bilim insanları İstanbul medreselerinde ders vermiştir.

Üniversite kelimesi sanıldığı gibi evrensellikten türememiş olsa da, evrensel bilimin evidir. Bugün Batı ve hızlıca yükselen Uzakdoğu ve Doğu üniversiteleri farklı ülkelerden transfer ettiği bilim insanlarıyla bilimsel kazanımlarını artırmaktadır. Birçok şeyi batı üzerinden okuduğumuzdan kendi üniversite geleneğimizin farkında değiliz. Fakat batılı üniversitelerin sahip olduğu bilimsel özerklik, işbirliği, araştırma imkânları ve mantaliteye de ulaşmış değiliz.

Ülkemiz ciddi anlamda beyin göçü vermiş bir ülkedir. Bilim insanlarımız, Batı üniversitelerinde ve araştırma şirketlerinde her gün yeni başarılara imza atmaktadır. Kansere çare, kovite aşı üretmektedir. O üniversitelerde olmaya devam etsinler. Başarıları bizim başarılarımızdır. Yine de kendi üniversitelerimizde bu başarıları yakalayamamak hayfımızdır. Anlaşılıyor ki, mevcut ekosistem bilimsel çalışmaları desteklemek ve başarılı akademisyen ve araştırmacıların önünü açmakta yetersiz kalmaktadır.

Demokratik ülkelerin yönetimleri siyasal tercihler üzerinden olduğu aşikârdır. Bununla birlikte yükseköğretim kurumları bilimsel özgürlük ve özerkliğin korunduğu kurumlar olduğunda evrensel bilime katkı yapabilir. Üniversiteler akademik ve bilimsel başarıya endeksli olarak yapılandığında bu kurumlardaki bilimsel başarının artması beklenir. Siyasal tercihler başarılılar arasından olduğu sürece demokrasi teziyle, liyakat sistemi çakışmaz.

Dünya üniversiteleri örneğinde olduğu gibi her üniversite, farklı ülkelerden, farklı toplumlardan edineceği öğrenci ve öğretim üyesi sayısını ve çeşitliliğini artırmaya çalışmalıdır. Üniversiteler stratejik planlarına bu yönde hedefler koymalıdır.

Aynı zamanda ülkenin değişik bölge ve şehirlerinden öğretim üyesine ve öğrenciye sahip olmakta ulusal zenginliktir. Fakat bu zenginlik başarı puanları üzerinden kazanılmalıdır. Üniversitenin olduğu şehre kapanması, “güzel şehrimin, öz evlatları” söyleminin öncelik haline gelmesi “yerelleşmek” olur. Üniversiteler için yerelleşmek başarıyı engelleyen bir tuzaktır.  

Bizler evrensel bir inancın ve evrensel bir iddianın sahibiyiz. Bilim ve yükseköğretim alanında yerelleşmeye değil, evrenselleşmeye ihtiyacımız vardır.

Prof. Dr. Sedat Bostan

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.