banner114

19. Yüzyılda Amerika’da İncil’den sonra en çok satılan kitap.

Bir milyon baskıya ulaşan ilk Amerikan romanı…

Köleliğin kaldırılması davasının simge eseri.

Yazarı Harriet Beecher Stove, bir beyaz Amerikalı öğretmen.

Tom Amca’nın Kulübesi’yle sevginin, onur kırıcı bir düzeni yenebileceğini anlatmaya çalışmış. 1850’deki ‘Kaçak Köle Yasası’na tepki olarak 1851’de yazmış kölelik karşıtı romanını. Tam da Kuzey’le Güney’in birbirine girmek üzere olduğu sırada…

Eser, National Era dergisinde dizi olarak yayınlanınca büyük başarı kazanmış.

Tom Amca’nın Kulübesi ya da Aşağı Sınıf Arasındaki Hayat”.

1852’de raflardaki yerini almış, kısa sürede yirmi dile çevrilmiş.

Dünyaca ünlü edebiyatçıların da övgüsünü kazanınca… Henüz üzerinden on yıl bile geçmeden Amerikan İç Savaşı’na yol açacak kadar toplumu etkilediği söylenir.

***

Stowe, bir zenci kölenin anılarından da oldukça etkilenmiş. Kırk bir yıl köle olarak çalıştırıldıktan sonra Kanada’ya yerleşmiş ve anılarını yazmış Henson... Tom Amca’nın Kulübesi ünlü olunca o da boş durmamış, Tom Amca’nın Anıları diye yeniden yayınlamış eserini. Fakat Tom Amca’yı ilk yazan Okyanus’u geçmiş bir kere.

***

Roman, tiyatroya uyarlanmış.

Filme alınmış, şarkıları yapılmış.

Yazara göre “kölelik, beyazların sorunu”.

Tom Amca’nın Kulübesi, köleliğin devamını isteyen Güney Eyaletlerinde yasaklanmış. Rus Çarı Nikolay da kitabı sokmamış ülkesine.

Daha pek çok ülke aynı yolu izlemiş.

Ne olur ne olur?

***

Bundan tam 160 yıl önce…

Yine bir salgının pençesinde kıvranmış insanlık.

Mikrop, bu kez daha çok İrlanda topraklarına musallat olmuş.

Patatesleri çürütüyor, çamura dönüştürüyor.

Bir İngiliz sömürgesi olan İrlanda halkı perişan ve Amerika’ya göç hızlanıyor.

Yaklaşık bir milyon İrlandalı hayatını kaybediyor.

İngiliz toprak sahipleri, yiyecek vermeyi reddediyor.

Öyle akıl almaz baskılar kurulmuş ki…

İrlandalıların üniversiteye gitmesi yasak.

Vergilerini vermedikçe evlerine baca ve pencere de yaptıramıyorlar.

Şahsen benim en çok kafama takılan işkence türlerinden biri bu.

Köylere kasabalara şöyle bir bakıyorsunuz, çoğunun penceresi bacası yok.

Siz olsaydınız ne yapardınız?

Ya kalıp savaşır ya da limanlara akın eder, ne eder eder, Amerika’nın yolunu tutardınız.

***

Pek çok roman okuduk, dizi izledik.

Tom Amca ile Kunta Kinte arasında bağlantılar kurduk.

Amerikan Rüyası’nın aslında bir ekran koruyucu olduğunu gördük sonunda.

Milyonlarca zencinin kan ve gözyaşıyla yoğrulan…

***

Abraham Lincoln’ın, Stowe’u, “demek, bu büyük savaşı başlatan romanı yazan küçük hanım sizsiniz” diyerek övdüğü söylenir.

***

Kölelik, ev ve aile gibi kutsal değerlere aykırıydı.

Çocuklar, annelerinin elinden alınıp satılabiliyor, babalar kardeşler mecburen boyun eğiyorlardı. ABD gibi demokrasiyi ve herkes için eşitliği savunan bir ülkeye de hiç yakışmıyordu.

Aslında roman, İç Savaş’a sürüklenen Kuzey ve Güney’i barıştırmak için yazılmış gibi.

Çünkü romanda Güneyli toprak sahipleri iyi, Kuzeyliler ise kötü adamlardır.

Gerçekte durum tam tersidir.

***

Akdeniz, bir ‘Türk Gölü’ haline gelirken kara kara düşünüyor Avrupalılar. Kara kara düşünüyorlar ama denizlere açılıyorlar.

Yeni Kıta’yı keşfetmekle kalmıyorlar, özellikle Batı Afrika kıyılarından bir insan avı başlatıyorlar.

Silah ve giyim eşyası ağırlıklı yük taşıyan gemiler yaklaşıyor köle limanlarına.

Yerlilerin, birbirlerini öldürmeleri için daha çok silah almaları gerekmektedir. Daha çok silah için de daha çok köle bulmaları...

Bir tür takas yani.

Değiş tokuş gerçekleşince bu kez de köle dolu gemilerle doğru Amerikan sahillerine…

Oradan aldıkları şeker, kahve, pamuk, tütün ve pirinçle yeniden Batı Avrupa’ya dönülüyor.

Böylesi bir yolculuk bir buçuk yılda tamamlanıyordu.

***

George Floyd.

Bir zamanlar savaşacak kadar köleliği savunan Güney'de doğmuş büyümüş.

Texas Houston’da... Zencilerin yoğun yaşadığı Üçüncü Bölge’de…

1920’lerden kalma gecekondularda…

Sen, “Nazik Dev” denilen adamı, ‘dolandırıcılık’ şüphesiyle yakala... Dizini, boyun bölgesine acımasızca bastır…

Nefes alamıyorum” yakarışlarını duymazdan gel.

Olayı görüntüleyenlerin de uyarılarına aldırış etme.

Ve göz göre göre öldür adamı.

İşte, potansiyel suçlu olarak gördüğün George Floyd

An gelir, Pink Floyd’un protesto ve isyan şarkısına dönüşür.

Bir uçtan bir uca fetheder Amerika’yı, yetmez, Fransa, Hollanda ve Yeni Zelanda’ya ulaşır.

Yağma ve kundaklama bitsin diye orduyu göreve çağırırsın, yetmez.

Elinde İncil’le poz verirsin, nereye kadar?

Sığınağa inersin, “teftiş” dersin.

Polislerin, özür dilercesine diz çöker, pek inandırıcı gelmez.

Hiç kimse George Floyd’un hırsızlık ve dolandırıcılığını hatırlamıyor bile. O, binlerce milyonlarca insanın ruhunu ateşleyen bir mağdur olarak devleşiyor da devleşiyor.

***

Uzayın derinliklerinde koloniler kurabilirsin.

Karşılıksız para basabilir... Dünyanın tüm nimetlerine, yedikçe acıkan bir tacir edasıyla konabilirsin. Fakat birkaç dolar etmezsin siyahların kalbinde.

Renklere ve inançlara saygılı beyazların da...

Oysa sen, ey Amerika!..

4 Temmuz 1776’daki Bağımsızlık Beyannamesi'nin başlangıcında ne güzel cümleler kurmuştun.

Tüm insanlar eşit yaratılmıştır. Tanrı tarafından kendilerine verilen hakların devredilemeyeceğini kabul ediyoruz” diyordun.

Ne oldu?

Yine başa dönüldü galiba.

Tom Amca'nın Kulübesi’ne...

Hani insanları sevecektin, yaşatacaktın, öldürmeyecektin?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.