banner114
banner146
banner122

Zor zamanlarda şikâyet, mutsuzluk değil  var olma mücadelesi vardı

Trabzonspor’da futbol devrimini gerçekleştiren isimlerden birisi Özkan Sümer… Kulübün tarihine futbolcu, hoca başkan olarak geçen tek isim…

Trabzonspor’un efsane hocalarından, bordo-mavili takıma iki kez şampiyonluğu getiren isim… Trabzonspor ve Türk futboluna kazandırdığı oyuncu sayısı şüphe yok ki kendisinin de bilemeyeceği kadar fazladır. Zira bu kitapta konuştuğumuz futbolcuların neredeyse tamamı Özkan Sümer’in keşfedilmesiyle Trabzon ve Türk futboluna kazandırılmış isimler. Kaldı ki onun keşfettiği oyuncuları kitaplara sığmayacak kadar fazla. Bununla birlikte Trabzonspor’da görev aldığı süreler içinde yurt içi ve özellikle yurt dışından takıma kazandırılan yetenekli oyuncular da azımsanamayacak kadar fazla. İşte Özkan Sümer’i hoca yapan özelliği de sanıyoruz buydu. O gerçek anlamda bir hoca… Daha doğrusu futbol profesörü! Futbolda akademik unvanlar verilmeye kalksa ismi en tepede olacak kişilerden birisi hattâ en öndeki isimdir Özkan Sümer…Özkan Sümer, futbolculuğu ve hocalığının yanında Trabzonspor Kulübüne başkan olarak hizmet eden belki de tek kişidir. Zira hem formasını giydiği hem hocalık hem de başkanlık yaptığı, sevdalısı olduğu Trabzonspor Kulübüne her kademesinde hizmet ederken o sadece ama sadece futbola ve Trabzonspor’a hizmet etmeyi düşündü.  Trabzonspor’a şampiyonluk yaşatan bir diğer teknik direktör Ahmet Suat Özyazıcı ile tamamen farklı yapıda olsalar da onlar futbol efsanesi… Trabzonspor’da şampiyonluklara âdeta ambargo koyan isimler onlar.  Özellikle hocalık döneminde sadece dost sohbetlerinde değil, futbolcularla olan diyaloglarında da her zaman esprileri, bilge bir insan görüntüsüyle dikkat çekti. Esprileri ise cabasıydı… Zaman zaman futbolcularla yaşadığı ikili diyalogları ise günümüzde en çok anlatılan ve ortama neşe katan anılar olarak geldi. Hele ki Trabzonspor’un eski futbolcularından Lemi Çelik ile yaşadığı anıları… Bugün bile televizyonlardaki spor programlarında hâlâ anlatılarak yâd edilir o günler…

Özkan Sümer; çok okuyan, okumayı seven bir isim aynı zamanda. Belki bu yüzden bazen de “Entel Hoca” lakabı ile anılır. Ve bize göre belki de en önemli hasleti hayatın her alanında hiç vazgeçmediği prensipleri. Buna aslında “Özkan Sümer Kanunları” da diyebiliriz. Bu kitapta Trabzonspor’un efsane isimleriyle yapılan röportajların pek çoğunda aynı anıyı birkaç kez okuyacaksınız. Zira Trabzonspor’un bir şampiyonluk maçı dönüşü otobüse futbolcunun babasını almaması konusundaki kararlılığı, o günü koyduğu prensipler… Bugün bile bu prensipleri uygulayabilen çok az desek yeridir. İşte bu yüzden Özkan Sümer her zaman farklı bir isim olarak öne çıkmıştır. O, aynı zamanda sözünü hiç sakınmadan söyleyen bir yapıya da sahip ve Trabzon’da hizmette ayrım yapmayan futbol adamı. Bütün bu özellikleriyle kulüpte ihtiyaç olduğu her zaman “Göreve hazırım!” mesajını vermiştir. Bu dün böyleydi, bugün de böyle, yarın da böyle olacak… Bundan hiç kuşku yok…Onlar… Özellikle Özkan Sümer ile Ahmet Suat Özyazıcı, Trabzon’da futbol devrimini gerçekleştirilen iki isim… Her zaman saygıyı fazlasıyla hak eden, bu şehrin spor tarihine isimlerini altın harflerle yazdıran iki güzel insan…

Sayın Hocam, anne ve babanız futbol oynamanıza nasıl bakıyordu?

Çoook… Birçoğunun ailesi uzaktı zaten o dönem. Çocuklarını futbol değil de daha çok okula yönlendiriyordu. Futbolun bir engelleyici olduğu düşüncesi içindeydiler. Birçok arkadaşımız aynı baskı ve tehdit altında futbol hayatlarını yine böyle kaçarak, gizli-saklı sürdürerek futbolcu olabilmiş, bir kısmı da ailesinin baskısına uyarak futbolu terk etmiş.

Ortaokul bittikten sonra nasıl devam etti hayatınız?

Eğilimlerim doğrultusunda futbolda ısrarcı oldum. Bütün aile baskılarına rağmen futbolu tercih ettim. Bir kere çok heyecan duymaya arzulu bir insandım. Düz bir hayat beni çok tatmin etmezdi. Sadece futbol değil, o yaşlarda arayışlarımda hep heyecan vardı. Bir kısım çılgınlıklar vardı, kavgasından tut farklı alanlara kadar. Çok farklı bir hayat yaşıyordum. Genç yaşta İdmanocağı’ndan Yolspor’a geçtim. Ki İdmanocağı çok kaliteli bir kadroya sahipti. Orada oynama şansım yok denecek kadar azdı. 18 yaşında Yolspor’da oynamaya başladım. Daha sonra tekrar İdmanocağı’na döndüm. Sonunda da İdmanocağı’ndan Trabzonspor’un o birleşme hadisesiyle Trabzonspor’a intikal etmiş oldum.

Avni Aker’e ilk çıkışınızı hatırlıyor musunuz?

Avni Aker’e ben ilk olarak futbolcu olarak çıkmadım. 12 yaşımda izleyici olarak gittim. Avni Aker’e o tel örgülerin arasından sızma şeklinde girip maç izlerdik. Merakımız o devirde başlamıştı. Herkes gibi biz de Avni Aker’e yürüme geliyorduk. Yetişkinlerin büyük bölümü de yürüyerek gelirdi. O zamanki Avni Aker ortamı buydu. Herkes yürüyerek gelir, yürüyerek giderdi. Ben Yenicuma’da otururdum o dönem. Oradan Avni Aker’e yürüme gelir aynı şekilde dönerdik. Bazen o eğilimlerimize göre gürültülü grupların arasından sızar girer ve merakımızı gidermeye çalışırdık. Oradaki o tartışmaları çok dikkatli izlerken, o tartışmalardan kendimize sonuç çıkarmaya çalışırdık. Çim-toprak karışımı yozlaşmış bir saha vardı. Yani bazı yerleri toprak, bazı yerleri çimdi. Ama kötü bir zemini vardı. Biz futbolcuyken öbek öbek o çimleri maç önceleri keserdik. Avni Aker’i zemin olarak değil de zaman ve ortam olarak düşünmek, öyle bakmak lazım. O her şeye rağmen Trabzon futbolunu barındırdı ve Trabzon futbolunu Trabzonspor’la büyütmeye başladı.

Avni Aker’de şampiyonluklar yaşayıp kupalar kaldırdınız. Sizin için Avni Aker ne anlam ifade ediyor?

Avni Aker bir kere futbol dünyası. Sıralarsak Trabzonspor’un doğuşu, gelişmesi ve büyüklüğe ulaşması Avni Aker’le yaşanmış bir sonuç. Böyle olduğu yerde Avni Aker’i bir futbol merkezi olarak nitelemek gerekiyor. Avni Aker sadece Trabzonspor’un büyümesine katkı yapmadı, Trabzon’da olan potansiyelin etkin kullanılmasına, tanınmasına ve bir kısım sonuçlar üretmesi yönünde de iyi bir ortam.

O günkü şartları bugünle kıyasladığımızda kendi dünyanızda nasıl bir geçiş yaşıyorsunuz?

Avni Aker’i bugünle kıyasladığımızda şartlar çok ilkel gelebilir. Ama Trabzonspor Takımı bir kere oyuncular takımıydı. Oyuncuların o yönde ihtiyaçlarını gidermesinin doğal karşılanması lazım. Çünkü oyuncular Trabzonspor’u o şekliyle özümsemese, o şekliyle onun içinde yer almasa Trabzonspor’u belki de bu denli büyütmeleri imkânsızdı. Çünkü ikballeri, aileleri, çevreleri, gururları, sevinçleri, üzüntüleri, her şeyleri Trabzonspor’la yaşandığı için onlar yine daha şanslı bu dönemin futbolcularından. Malzemeciler… O garibanlar malzemeleri yıkardı. Malzemeci ayrıca (O zaman yine ayakkabı yoktu, kösele ayakkabı vardı.) kramponları yapar, onları hazırlar, çamaşırları yıkardı. Temizlikleri gerçekleştirirdi. Ve bugünle kıyasladığımız zaman çok zor... Gerçekten çok farklı bir dünyaydı. O dünyada herkes mutluydu. Kimsenin bir şikâyeti yoktu, herkes o dünyada var olma yönünde bir yakış içindeydi ayrıca. Bir kısım insan, gençler, gençliğiyle veya yakınlığı ile katılımcı olurken bir kısım insanlar da aktif olarak futbolda yer edinmiş oldular.

O zaman insanların tek ortak paydası Trabzonspor ve Trabzonspor’un başarısıydı. Özellikle futbolcuların fedakârlıkları önemli… Transfer ücretini dahi yönetimle konuşmaya çekinen bir futbolcu profili vardı. Bize o dönemi anlatır mısınız?

Trabzonspor o büyük sonuçları, oyuncularının içtenliği ve yaklaşımı olmasaydı alması imkânsızdı. Çok zor şartlardan gelip de o büyük sonuçları elde etmek, o oyuncuların fedakârlığına bağlı büyük ölçüde. Çevrelerinin bu doğrultuda onları hem teşvik etmesi, desteklemesi ve bu yöndeki başka hesaplara sokmaması önemli bir faktördü. Sonunda Trabzonspor’un böyle bir anlayışı gelişti ve bu bir sisteme dönüştü. Gelenler bu doğrultuda geldiler. Dediğim gibi kimsenin de bu uygulamadan yakındığını görmedim. İnsanlar mutluydu. Bu işin manevi tarafı vardı. Ailesi mutlu ve çevresinden müthiş bir takdir alıyor. O zamanki şartlarda ekonomik olarak Trabzonspor çok verici olmasa bile yine de bir geçim ortamı ve imkânı sağlıyordu.

Avni Aker’de birçok anınınız var, bize bu anılarınızdan anlatır mısınız?

Avni Aker’de ben ilk olarak genç karmalarla bulundum. Daha sonra resmî müsabaka olarak Yolspor’la oldu. O zaman yereldik. İlk yılımda yaşadığım heyecanlar çok özeldir. Onu unutmam imkânsız. Hem kalite hem de ortam yönünden çok güzel bir amatör lig vardı. Çünkü kitlenin yoğun ilgisi, futbolcu ailelerinin o baskısına rağmen yine bir yerden sivrilip futbola dâhil olan arkadaşlarımız sonunda kabullenilip ailesi, çevresi, arkadaşı, bazıları öğrencileri yine devam ettirirdi. Böyle güzel bir ortam ve çok seviyeli bir lig vardı. Kadınların da çok ilgi duyduğu bir ligdi.

Yani o kaliteli ekipten kastım; toplumun tutumu, yaklaşımı, içtenliği, saygınlığı, oyunculara karşı desteği… Bugünle kıyaslayamayacağımız kadar seviyeli bir ortam vardı diyebiliriz. Yarışların acımasız geçtiğini söyleyebilirim. Kıran kırana, müthiş bir yarış vardı. Ve böylece Trabzonspor’a kadar ulaşan bir temel kaynak diyebiliriz. İlk yıllarında o kaynak son derece büyük bir şekilde ihmal edildi. Yabancı oyuncuların getirilmesi… İstanbul, İzmir daha çok kaynak Ankara’dan… Böyle oyuncuların katılması tabii bugünküne benzer olarak yerel oyuncuların ihmaline sebep oldu. Yerel oyuncuların ihmali de Trabzonspor’un başarısız olmasına neden oldu. 7 yıl böyle oyuncu alma-verme şeklindeki o çarpıklık Trabzonspor’u başarısız kılan en önemli etkendi. Sonra Trabzonspor -o tarihleri çıkardığımızı zannediyorum- öze dönüş hamlesini yaptı. Biraz çaresizlikten, biraz diğer türlü tatminsizlikten kendi kaynaklarına döndü. Ve bu kendi kaynaklarına döndükten sonra Trabzonspor’un o büyük hamlesi gerçekleşmiş oldu.

KAYBETMEK ÇOK ACI VERİCİYDİ

Büyük ölçüde sevinçlerimiz, övünçlerimiz yer aldı. Hele o dönemlerde kaybetmek çok acı vericiydi. Çok başarılı olmuş bir Trabzonspor kaybettiği zaman çok üzücü oluyordu. Hiç unutmam, liderdik. Sakaryaspor’la ilk yarının son maçı. Onlarda iddialanma yaşanıyordu. Buraya gelen Sakaryaspor takımı 1. Lig takımı değil de amatör lig seviyesinde olmayan bir dağınıklık içindeydi. Ve bizi o maçta 2-0 yendiler. Bu çok acı verici bir olaydı. O tabii benim yaşamımda öncelikli acılardan bir tanesi. Avni Aker’de futbolculuk dönemimde de yaşadıklarım var. Ama daha çok başkan olarak sorumluluğunu taşıdığım hadiseler var. Bir Beşiktaş maçı sonrası bir kitlenin tepkisiyle koltukların kırılması, bir kısım taşkınlıkların yapılması... Yine başkanlığımda ayrıca tel örgülerin kaldırması kararını vermemiz sonucu herkesin olaya kuşkulu yaklaşması... Büyük olay olacak beklentileri vardı. O da maç başlamadan bize ayrı bir heyecan verip kaygı duymamıza neden olan bir hadiseydi. Ama daha sonra övündüğümüz bir sonuçtu. Tanımlamasını yaptığım şekliyle beraber o kitleyi önyargılı olarak potansiyel suçlu olarak görmek değil, gerçek anlamda takımına destek verebilecek, o sorumluluğu üstlenebilecek yeterlilikte bir kitle hareketi olarak gördüğüm için o yolu açtık. İyi de oldu… Türkiye’de de ayrıca bir hadiseye öncü olduk. Bizden başka Denizli de kaldırmıştı. Ama Denizli bir büyük takım değil. Denizli’nin taraftarı daha çok Galatasaraylı, Fenerli az miktarda da Beşiktaşlı. Orada hocalık yaptığım için bunu biliyorum. Ama bizde böyle kitle hareketini düşünürsek bu kolay göze alınacak bir hadise değildi.

Şampiyonlukların hepsi güzeldir ama size göre daha anlamlı, belki daha zor olanı hangisiydi?

Benim profesyonel takımla ilk teknik sorumlu olarak üstlendiğim dönem, ilk yılımda şöyle bir atmosfer olmuştu: Trabzonspor 4 tane A Millî Takım seviyesindeki oyuncusunu kaybetti. Böyle olunca da Trabzonspor’un başarılı olması doğrultusundaki beklentiler çok zayıf kaldı. Hattâ “Şampiyon olmaz, küme düşmesin!” diyenler bile vardı. Bir kısım gazeteler -ki bu seminerlerden de çıkan sonuç- “Trabzonspor’un en büyük başarısı küme düşmemek olur!” şeklinde manşetlerden vermişti. Sonunda bu olumsuz yaklaşımlar Trabzonspor’un kitle güvenini büyük oranda kaybetmesine ve yalnızlaşmasına neden oldu.  O dönemki mücadele inanılmaz bir mücadeleydi. Yani mevcut kalan oyuncularla toplantımda bu atmosferi dile getirdikten sonra, “Bugüne kadar başarılar ayrılan oyunculara mâl ediliyor. Sizin dahliniz var mı yok mu bunu şimdi ispat etmek zorundasınız.” şeklinde bir konuşma yaptım. Müthiş bir ortam vardı. O sene Galatasaray’la yarıştık. Daha önce 3 hafta kala Zonguldak’la maç yapıyoruz. Onların da çok iyi bir kadrosu var. Volkanlar, Sinanlar… Daha sonra Millî Takım’da oynadılar, Gündüz Hoca da antrenörleri... Zonguldak’ta bilindiği gibi çok Trabzonlu var. Bitime üç hafta kala Zonguldak’la orada maç yapıyoruz. Hakem Müşvik Talas... Hakem, Sinan’a yapılan bir hareketten ötürü bir penaltı verdi. Kıyamet koptu tabii. Müşvik Talas da bazı etkinliklerde beraber olduğumuz, kişiliğine çok güvendiğim birisi. Trabzon’da o zaman askerliği öğretmen olarak yapma durumu olduğu dönemlerde, burada öğretmenliğini asker olarak yapan ve bizimle senli-benli olan futbolculuk dönemimde bir hakemdi. Zonguldak’ta çizgi hakemlerinden biri tanesi de oydu. Biz büyük bir isyan hâlindeyiz. Sonunda çizgi hakemi geldi, “Özkan, Müşvik abi bunu anlayacaktır, hırçınlaşıp işi zorlaştırmayın.” dedi. Soyunma odasına girdik. Bizde normalde yöneticiler soyunma odasına girmezdi çünkü ben buna müsaade etmezdim. Ama o atmosferde o da birkaç yöneticimiz de geldi. Şunu söylediğimi hatırlıyorum: Şu kadar mücadelenizin bir haksızlıkla elinizden alınmasına izin verecek misiniz? O sahaya çıkacağız ve her türlü haksızlığa rağmen gidip hakkımızı oradan geri alacağız, buna mecburuz. Tabii oradaki konuşma bu kadar değildi. Oyuncular ağlıyor, yöneticiler de ağlıyor… Böyle bir şey. Sahaya çıktık. Sahaya çıkan bir takım değil âdeta bir canavar! Zonguldak’ı boğuyorlar âdeta. Şampiyonlukta yarıştığımız Galatasaray da Göztepe ile oynuyor. Biz mağlup olur, onlar galip gelirse zaten şampiyon onlar. Ve devre arasında Galatasaray galip. Böyle bir maç. Neyse Zonguldak’ı boğdular. Ama onlar da kale önüne çekildi ve inanılmaz bir mücadele veriyorlar. Müthiş yani. Buna rağmen maçı 2-1 kazandık. O olay müthiş bir olaydı. Son maçı Ordu’da oynayacağız. Ordu’nun o zaman çok iyi bir takımı vardı. Lig 4.sü olabilmek için bizden puan alması gerekiyordu. Bizim de şampiyon olmak için 1 puan almamız gerekiyor. Böyle zor bir maç. Trabzon olduğu gibi Ordu’da. Ordulular hep evine çekildi çünkü tepkiye müsait bir kitle hareketi oluştu. Belki maç sonucuna göre korkunç şeyler olabilecek bir ortam vardı. Maç başladı, Yusuf Namoğlu hakem. Çok da iyi başladık. Orduspor da çok iyiydi. 1-2 gol kaçırdık. Oyun dengelendi. Bir de şu var: Birçoğu anlaşmalı maç oynayacağımızı sanıyordu! Onu düşünerek oyuncularla çok ağır bir konuşma yaptım. Ama iki taraf da gergin. O gerginlik böyle birbirini çok incitecek seviyede değil, birbirini kışkırtmamaya da özen gösteriyorlar. 0-0 devam eden bir maç. Kulübeler de o dönem kale arkasındaydı. Güven isimli bir oyuncuları vardı, çok önemli bir oyuncu. O geliyor, santradan itibaren top taşıyor, bizimkiler de önünden çekiliyor. Yaklaştı, yaklaştı… Allah’ım Ya Rabbim, böyle bir felaket geliyor! Ceza sahasına girmek üzere bir şut attı. Biz kale arkasındayız ya, top köşeden gol olacak. Sanki o top, top değil de bir mermi bize geliyor! Ölümcül bir top uçuşuyor! Geldi tam kaleye gireceği ve gol olacağı anda kavis aldı, kale direğinin yanından çıktı. O anda biz yeniden doğduk. Korkunç bir andı. Öylece berabere kalarak şampiyon olduk. Ordu’dan dönüşte kendi aramızda bir hayli sorunlar yaşadık.

Avni Aker için hüzünleniyor musunuz?

Avni Aker’in terk edilmesi bizim için acılı, hüzünlü bir şey. Ama bu realiteyi de inkâr etmek mümkün değil. Yeni bir stada ihtiyaç vardı. Basında da çıktı, benim öteden beri görüşüm, Avni Aker’in çevresini kamulaştırıp orada yeni bir stadın yapılmasıydı. Kentin ortasında o insanların gelme-gitme alışkanlığına uygun bir stadın önemli olduğunu düşündüm. Burada farklı şeyler yaşıyoruz, umarım daha iyi şeyler yaşarız. Stadı yenilerken yeni bir düşünceyle, anlayışla, yaklaşımla orada hem takımı desteklemek yönünden hem de orada bir stat, çağdaş bir stat atmosferi oluşturma yönünden daha bilinçli kullanırız.

Sayın Hocam teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim.

Özkan Sümer’in anısına saygıyla…..

Anahtar Kelimeler:
Trabzonsporözkan Sümer
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.