banner114

Dilin kemiği yoktur. Kolay söz söyleyenler ve söz verenler için söylenmiş bir halk deyişi. Dil bir alet, göz gibi, sahibi ne isterse kendisi onu söyler. Ağızdan kötü kokular saçanlar mı dersiniz, ateş püskürenler, nezaket ve nezafetin timsali, güllerin bahçesi, bülbüllerin şarkısı olanlar mı! Hepsi söz, sözün kokusu, sözün tadı, sözün mertti vardır. Söz söylemek bir sanat, sahibi kadar, söz söylemek bir ilim, bildiği kadar, aşağı veya yukarı…

Bakın bizim Yunus ne söyler; Söz ola kese savaşı/ Söz ola kestire başı/ Söz ola ağula aşı/ Bal ile yağ ede bir söz. Söz üstadın olunca...

Söz senettir. Söz kanundur veya kural. Söz veriyorsan çok dikkat et, yapıp-yapamayacağını ölç. Onun için “söz ağızdan çıkana kadar senin esirin, çıktından sonra sen onun esirisin” demişler. “Bin tart bir söyle.” “Söz verirken acele etme, çünkü söz namustur.” İlahi ferman, verilen sözlerin, yapılan akidlerin yerine getirtilmesini ister ve Allaha verilmiş sözler olarak anar. Çünkü insan ilk sözünü “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sorusu karşısında “Galu bela/Evet, Sen bizim rabbimizsin” diyerek vermiş ve ruhlar aleminden seyr-ü seferine bu söz ile başlamıştır. Onun için önce söz vardır. Her şey daha sonra…

Yazıyla icadıyla birlikte sözün ağırlığı azalmış, sözün yerine yazı geçmeye başlamış. Artık alacak-verecek, borç- harç yazılı olmuş. Şiirler, şarkılar dilden dile değil de, kağıttan kağıda taşınmış. Hikayeler, masallar, kıssalar sözlü kültürün parçası olmaktan çıkmış. Yazılı sayfalarla kitaplaşmış, kütüphanelere girmiş, ruhu azaldıkça, cismi büyümüş. “Söz uçar yazı kalır” olunca sözün değeri düşmüş, hafızalar tembelleşmiş….

Zaman olmuş söz yazılmaz, kaydedilir olmuş, eşya, olay tarif edilmez, duygular tasvir edilmez, videoya alınır olmuş. Derken her yeri kameralar kaplamış, mahremiyeti, nezafeti ve inceliği götürmüş. Gerçeği bütün çıplaklığıyla, bütün kabalığıyla ve bütün acımasızlığıyla ekranımıza yığmış. Ciğerler parçalanmış, ruhlar feryat etmiş. Dayanamayınca duyarsızlaşmış vicdan ve makinalaşmış insan

Söz artık sadece bir iletişim aracı, iletişim araçları içinde kaybolan… Yazıya da bakmıyoruz, videolara bakıyoruz. Onun için her kes, her aklına geleni söylüyor. Küfrün bini bir para, kişi başı düşen yalan dünyanın etrafını seksen kez dolanır olmuş. İnsan varlığını gösterdiğini sanıyor, yokluğuna kürek çekerken… “Yükseldim zannediyor alçaldıkça tabana

Söz ve yalan o kadar özdeşleşti ki, günlük hayatla, politikayla ve yönetim dünyasıyla, artık onsuz olmuyor. Yalanların pembeleri var küçük ve tatlı, taktikleri var alımlı-çalımlı, stratejileri var büyük ve havalı… bir yaşam bicimi, bir yönetim argümanı sözün doğru olmayanı…

O nedenle “herkese “he” de, kimse darılmasın, ama yapma çünkü insanlar işlerin görülmesinden çok kendilerine yok denilmesinden üzülürler” gibi saçma-sapan bir kişisel ve yönetim gelişim gurusu oluşmuş. Kişi, ilk dönemeçte sözünden vazgeçer, ama kendini haklı saymak için oyun kurar, söz verdim ama o böyle yapınca, bende böyle yaptım savunmalarıyla sadece nefislerin savunur. Kimseyi kıramayan ama sonuçta her şeyi kıran insanlar ve yöneticiler güruhu dünyamızı mahvetmeye devam ediyor.

Sığınılan son söz “yalandan kim ölmüş”. Ruhlar ölmüş, gönüller ölmüş, insanlar ölmüş, insanlık ölmüş görmüyor musunuz?  Gözleri kör olmuş, kulakları duymaz olmuş ve kalplerinde bir hakikat doğmamış olanlar için ne fark eder?

Peygamber Efendimiz (SAV) bir gün bir kişiyle bir yerde buluşmaya söz vermiş, gitmiş beklemeye başlamış, tam üç gün… Kişi sözleştiğini hatırlayınca koşarak gitmiş ve O Sevgiliyi orda beklerken bulmuş.

Hey insan senin önünde böyle bir Rehberin var. Sen neredesin? Hani ruhlar aleminde söz vermiştin. Hatırlayamadın değil mi!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.