banner114

Libya başarısı içerideki birlikteliğe bağlı

Son zamanlardaki gelişmelerde Mısır geri adım atmıştır. Amerikan etkisiyle geri adım atmıştır. Çünkü eğer Libya’da sadece Türkiye’yle ve Rusya’yı karşı karşıya bırakacak olursanız Türkiye’nin bu ülkenin tamamında etkin olması düşünülemez. Çünkü Rusya çok kuvvetli bir devlet. Bunun desteklenmesi bakımından şu an Amerika Mısır ile İsrail’i Türkiye’nin yanında devreye sokmaktadır veya kendi yanında Türkiye ile birlikte devreye sokmaktadır.

Unutmayalım, paraları askerler hiçbir zaman savaş kazanamaz. Teknoloji ve milli ordularla karşılaştıklarında Rusya mutlak suretle geri adım atacaktır. Ama Rusya’yı bir uluslar arası aktör olarak Çin’le birlikte düşünün. Libya’dan asla çıkmayacaktır. Dolayısıyla Libya’daki olayların tekrar müzakere edilmesi sürecinde Amerika Birleşik Devletleri ile Türkiye’nin iş birliğine ihtiyacı vardır. Suriye’deki Amerikan karşıtı tutumu izleyemeyiz. Bunu kabul etmemiz lazım.

Amerika Birleşik Devletleri ile Rusya Libya mevzuunu konuşuyor. Orada direkt birbirinden kopuk değiller. Aynı Suriye’de olduğu gibi Rusya, Amerika ve İsrail, Türkiye ve İran’dan da farklı olarak istişare ile götürüyor. Libya’da da İsrail, Amerika ve Rusya görüşüyorlar. Burada önemli olan Hafter’in yenilmesi değil. Hafter sonraki süreçte… Libya’nın ne şekilde şekilleneceği konusu burada görüşülmeden bir kenara bırakılamaz.

Prof. Dr. Sayın Ersan Bocutoğlu’yla zaman zaman Türkiye’nin Libya politikasını ve Libya’daki son durumu değerlendiriyoruz. Gelinen önemli bir boyut var. Önemli bir noktaya geldi Libya olayı. Hem Türkiye açısından, hem dünya açısından hem de bölge açısından…

Sayın Bocutoğlu, Libya’da hangi noktaya geldik? Görünen başarımızı neye bağlıyorsunuz?

Ersan Bocutoğlu: “Şimdi eski Türkiye diye bir kavram. Oradan hareket etmek istiyorum. Bu kendi iç işleriyle uğraşan bir Türkiye. İçerde terörle mücadele, ilticayla mücadele ve buna benzer ağırlığı olmayan birçok konu ile meşgul olan bir Türkiye vardı. Şu anda geldiğimiz noktada kendi askeri endüstriyel kapasitesini yüzde 70 oranında yeterliliğe getirmiş olan ve diğer ülkelerle eşitlik şartlarında müzakere yapacağını iddia eden bir Türkiye var. Bu iddiası askeri gücüyle birlikte bir destekte kazandırmaktadır. Dolayısıyla Türkiye sadece iç işleriyle değil aynı zamanda Suriye gibi, Irak gibi, Libya gibi meselelerle de uğraşan uluslararası bir aktör haline gelmiştir. Türkiye’nin yeni konumunu dikkate almak lazım. Çünkü Türkiye eskiden bu gibi isteklerde bulunsa bile bu isteklerini yerine getirecek alet ve araçlardan yoksundu. Şu anda Türkiye’nin hem askeri kapasitesi hem diplomasi kapasitesi hem de başkanlık sistemiyle birlikte elde etmiş olduğu hareket gücü onu önce bölgesinde bölgesel bir güç, küresel meselelerde de küresel bir güç rolüne soyunmaya doğru yönlendirmektedir. Libya’da geldiğimiz nokta şudur: Türkiye deniz alanlarında bir “mavi vatan” kavramı çıkarmıştı. Bunu sizde çok bilmekte ve sık sık dile getirmektesiniz. Bu mavi vatan üzerinden uluslar arası hukuka dayalı olarak geniş manevra alanlarına sahip olduğunu Türkiye esasen eskiden de biliyordu. Fakat bu konularda söz söyleyecek bir askeri gücü, bir set gücü bulunmadığı için susuyordu bugüne kadar.

Hocam getiriyorsunuz bunu Cumhurbaşkanlığı Sistemine ve askeri teknolojiye dayandırıyorsunuz. Bu kadar önemli mi?

Ersan Bocutoğlu: Bu çok önemli. Dikkat ediniz küresel rol oynayan bütün devletleri, soğuk savaş döneminde rol oynayan bütün devletleri masada güçlü kılan şey, bağımsız karar alma düşüncesi ve bunu destekleyen askeri endüstridir. Bunun altını çok çiziyorum. Bu çok önemlidir.

Bir de Başkanlık Sisteminin hızlı hareket sağladığını söylüyorsunuz.  Başkanlık Sistemi değil de eski sistem olsaydı Türkiye Libya konusunda böyle davranamaz mıydı?

Ersan Bocutoğlu: Şöyle olurdu, sürdüremezdi. Koalisyonlar bu durumu sıkıntıya sokardı. Şu anki Başkanlık Sisteminde de koalisyon görünüyor ama bu koalisyon aynı hedefe doğru kilitlendiği için bu milli gücün en önemli unsuru. İçte birlik, askeri güç ve bağımsızlık iradesi… Bu üçünü yan yana getirdiğimiz zaman Libya’da nasıl başarılı olduğumuz ortaya çıkacaktır. Şimdi Libya’ya gelecek olursam… Türkiye’nin iki katından yüksek bir araziye ancak 6-7 milyonluk bir nüfusa sahip olan Libya, dünya petrol ve doğal gaz sıralamasında dünyanın 10. sırasında yer almaktadır. Dolayısıyla bu ülke hiçbir zaman uluslar arası çatışma alanından dışarı çıkamaz. Bugüne kadar Libya’nın üzerine fazla gidilmemiş olmasının sebebi Libya’dan daha öncelikli olan çatışma bölgelerinin olmasıdır. Örneğin; Suriye gibi çatışmalar… Örneğin; Çin ile meydana gelen çatışmalar gibi… İran’la Körfez bölgesinde olan gerilimler gibi… Başka faktörler ve doğrudan doğruya Ukrayna üzerinden Amerika ve Rusya arasındaki gerilimler nedeniyle ikinci planda kalmaktaydı. Bu nedenle buradaki iki başlı yönetim, biliyorsunuz Libya’da 2011 yılından sonra iki başlı yönetim oldu. Biri Batı’daki Trablus yönetimi ikincisi Tobruk’da bulunan Halife Hafter yönetimi. Birleşmiş Milletler bunu şu ya da bu şekilde bir araya getirerek  Trablus’taki hükümetin meşru hükümet olduğuna karar verdi ve bunu uluslararası camia onayladı. Bunu en fazla onaylayan Amerika Birleşik Devletleri’dir. Buna dikkatinizi çekmek istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nin de yeni kabiliyetleri ve uluslar arası hukuktaki imkanları nedeniyle Libya’yla irtibat kurması ve ilişki kurduğu hükümetin uluslararası hukukta doğrudan doğruya meşru olması birinci aşamaydı. Uluslararası hukukun da münhasır deniz alanları noktasında Libya’yla Türkiye’yi bir araya getirmesi ve bu alanlar üzerinde mavi deniz alanlarında bu iki ülkenin bağımsız hareket edebilmesi Türkiye’nin önüne yepyeni imkanlar açmış ve Trablus’taki hükümeti de güçlendirmiştir. Bilindiği üzere Trablus’taki hükümet meşru bir hükümet olmakla beraber vatanın yüzde 99’u bir isyancının kontrolü altındaydı. Türkiye’nin bu manada devreye girmesi milletin gözünü açmıştır. Türkiye’nin bilhassa hava hakimiyeti alanında geliştirdiği teknolojiler bugüne kadar fazla dikkate alınmıyordu. Biliyorsunuz bunu iki yerde gördük. Birincisi İdlib’teki operasyonlarda ikincisi Libya’daki operasyonlarda. Türkiye’nin ağırlığını koyması direkt askeri olarak devreye girmemesine rağmen, askerlerin eğitimine ve organizasyonuna destek vermesi ve onlara teknolojik imkanlar sağlaması ibreleri tamamen Türkiye lehine değiştirdi.

Hocam bundan sonra neler olabilir?

Ersan Bocutoğlu: Libya Türkiye’ye bırakılmayacak büyüklükte bir imkandır.  Dolayısıyla burada bir kamplaşma meydana gelecektir. Bu kamplaşmadaki tarafları sayalım. Bir tarafta Türkiye, Katar, Amerika Birleşik Devletleri ve İtalya mevcut rejimi tutmaktadır. Birleşmiş Milletlerin tanıdığı rejimi tutmaktadır. Türkiye’de bunların arasındadır. Buna karşılık Rusya, Fransa, Suudi Arabistan, Mısır ve bilhassa Birleşik Arap Emirlikleri karşı tarafta yer almaktadır. Ama dikkat ederseniz son zamanlardaki gelişmelerde Mısır geri adım atmıştır. Amerikan etkisiyle geri adım atmıştır. Çünkü eğer Libya’da sadece Türkiye’yle ve Rusya’yı karşı karşıya bırakacak olursanız Türkiye’nin bu ülkenin tamamında etkin olması düşünülemez. Çünkü Rusya çok kuvvetli bir devlet. Bunun desteklenmesi bakımından şu an Amerika Mısır ile İsrail’i Türkiye’nin yanında devreye sokmaktadır veya kendi yanında Türkiye ile birlikte devreye sokmaktadır.

Böyle bir atmosfer mi var? Bunu mu görüyorsunuz?

Ersan Bocutoğlu: Şöyle görüyorum bunu. Türkiye şöyle bir kritik durumda kaldı. Suriye’de Amerika Birleşik Devletleri’ni destekleyebilmek için Rusya’yla ittifak yaptı ama bu ittifak belli bir alanda kaldı. İş ilerleyip de mesela İdlib gibi Güneydoğu’daki sınırlarımızı, Suriye’nin Kuzeydoğusu’ndaki sınırlarımızı, Türkiye’nin Güneydoğu’suna giden hatlarda Rusya ile aramızda çıkar çatışmaları meydana geldi. Şimdi dolayısıyla Rusya’yla Suriye’de çok rahat olamamamıza rağmen Amerika’yı dengelemek adına Rusya’yla olan tutumumuzu paralel götürmek zorundayız. Ama aynı şeyi Libya’da yapmamız imkansızdır. Libya’da Rusya teknolojik imkanlarıyla ve paralı askerleriyle bulunmaktadır. Unutmayalım, paraları askerler hiçbir zaman savaş kazanamaz. Teknoloji ve milli ordularla karşılaştıklarında Rusya mutlak suretle geri adım atacaktır. Ama Rusya’yı bir uluslar arası aktör olarak Çin’le birlikte düşünün. Libya’dan asla çıkmayacaktır. Dolayısıyla Libya’daki olayların tekrar müzakere edilmesi sürecinde Amerika Birleşik Devletleri ile Türkiye’nin iş birliğine ihtiyacı vardır. Suriye’deki Amerikan karşıtı tutumu izleyemeyiz. Bunu kabul etmemiz lazım.

Libya’ya Rusya savaş uçağı gönderiyor ama uçakları bütün bu Serrac Hükümeti’nin taarruzları karşısında hiç hareket etmiyor. Yani Rusya en son noktada ağırlığını koymadı ve paralı askerlerini geri çekti. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?  

Ersan Bocutoğlu: Amerika Birleşik Devletleri ile Rusya Libya mevzuunu konuşuyor. Orada direkt birbirinden kopuk değiller. Aynı Suriye’de olduğu gibi Rusya, Amerika ve İsrail, Türkiye ve İran’dan da farklı olarak istişare ile götürüyor. Libya’da da İsrail, Amerika ve Rusya görüşüyorlar. Burada önemli olan Hafter’in yenilmesi değil. Hafter sonraki süreçte… Libya’nın ne şekilde şekilleneceği konusu burada görüşülmeden bir kenara bırakılamaz. Benim görüşüm şu istikamettedir. Amerika, Rusya’ya Libya’da manevra alanı bırakma koşuluyla Hafter’ten vazgeçmesi şeklindedir. Dolayısıyla burada kendi aralarında bir uzlaşma olduğu ve olacağı Hafter sonrası dönemde yine Rusya’nın orada etkin olarak bulunacağını anlamına gelmektedir.

Hocam son olarak Türkiye şu anda elde ettiği kazanımla mavi deniz projesini yerine oturtabilir ve Libya’yla yapmış olduğu mutabakatı hayata geçirme şansı bulabilir mi? Büyük bir projeydi. Çok önemli bir projeydi Türkiye açısından. Türkiye böyle bir noktaya gidiyor mu? Ne diyorsunuz?

Ersan Bocutoğlu: Evet, burada bir şart var o da süreklilik. Türkiye’de bu siyasi politikayı güden siyasi merkezin arkasında milletin durması gerekmektedir. Eğer iktidar içerden sıkıştırılır ise arkasında bulunan destek zayıflatılacak olur ise uyguladığı uluslararası siyasetin sürekliliği ortada kalmaz. O yüzden ben bilhassa Türk milletine bu noktayı iç siyasi çekişmelerimizin dışında tutması, aynı bu Kovid-19’da olduğu gibi, Suriye’de olduğu gibi Irak’da olduğu gibi Libya’da olduğu gibi hükümetin arkasında birlik ve beraberlik mesajı verilmesi esastır. Yani, ‘Biz iktidara gelirsek Suriye’den çıkarız, Libya’dan çıkarız’ gibi gönül yaralayan açıklamalar az önce sorduğunuz konunun sürekliliğini ortadan kaldırır ve zora sokar.

Yani Türkiye’de muhalefet partilerinden birinin “Siz Libya’ya petrol için gidiyorsunuz, derdiniz petrol!” biçimindeki bir çıkış oradaki bizim duruşumuzu etkileyecek kadar önemli midir Hocam?

Ersan Bocuttoğlu: Kesinlik çünkü herkes Türkiye’nin bu yürütmekte olduğu politikanın sürdürülebilir olup olmadığını sorguluyor. Yarın Ayasofya konusundan da başımıza bir çorap ördüttürebilirler. Yani burada şu düşünülüyor. Granit kaya mı iktidar? Bunun üzerinden kum tanesi gibi parçaları koparabilmek için birçok örgütlü ulusal ve uluslararası ayakları olan bir mücadele yürütülüyor. Dolayısıyla bu küçük küçük şeyler karşılıklar bir araya getirilir ve Türkiye’nin politikasındaki birlik ve beraberlik zedelenecek olursa Türkiye bu politikalarını yürütemez. Bütün tükürdüklerini Türkiye’ye yalatırlar.  

Hocam çok teşekkür ederiz.

Ersan Bocutoğlu:  Saygılar sunuyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.