banner114

Edebiyat dünyamızın son dönemindeki en parlak yıldızı ebedi âleme kaydı. Bizlere ve gelecek kuşaklara şiirler, denemeler, düşünce yazıları, özdeyişler bıraktı. Çok sayıda eseriyle dirilişin muştusunu gösterdi.

Karakoç, Mehmet Akif ve Necip Fazıl’dan gelen İslami ve manevi ruh iklimini modern şiirin diliyle, soyutlamalar üzerinden edebiyat dünyamıza yansıttı. Üstadın “Edebiyat Yazıları” edebi kişiliğini oluşturan kavramları, edebi ve şiir anlayışını açıklıyor.

O insanımızın kendisi, çevresi ve tarihiyle bir bütünselliğe ulaşması gerektiğini şöyle ifade ediyor; “Yani sadece psikolojik Müslümanlık, sadece sosyolojik Müslümanlık veya sadece tarih içi Müslümanlık yetmez. Her Müslüman önce, kendi iç dünyasında Müslüman olmalı, fakat ondan ayrılmaz bir şekilde toplum içinde ve toplum halinde de Müslüman olmayı idrak etmeli. Ve nihayet bu psikolojik ve toplumsal muhtevaya mutlaka tarih şuurunu da eklemeli.”

Karakoç, ömrü boyunca diriliş davasının peşinden koştu. Diriliş, “şafakta kaybettiği güvercinleri, şair(in), bir ikindide bulabil(mesi)”,   İnkâr tutsaklığı(ndan), inanç özgürlüğü(ne varmasıydı)”. “Diriliş; şeytanın topladığı ve uğursuzluk saçan her topluluğu dağıtma; Allah'ın ipine sımsıkı sarılan topluluğu kurma yolu, yöntemi, savaşı demekti.” Onun için aktif siyasetin içinde olmadığı halde Diriliş Partisini kurdu ve onun merkezinde yıllarca diriliş sohbetlerinde bulundu.

Karakoç, bir Diyarbakırlı, bir Mülkiyeli, Ankaralı ve İstanbulluydu. Dedesi Plevne savaşına katılmış, babası Kafkas cephesinde Ruslara esir düşmüş, kendi yatılı okullarda okumuş, görevi gereği Anadolu’yu gezmiş, tarihle, inançla beslenmişti.

Sezai Karakoç, 1950’li yıllarda yüz yılın aşk şiiri olarak adlandırılan “Mono Roza” şiiriyle her gencin ruh dünyasına dokunmuştur. Mono Roza şiiri o kadar tutulmuş ve ünlü olmuştur ki Üstadın isminin önüne geçmesinden korkulduğu bile söylenir.

Açma pencereni perdeleri çek/ Mona Roza seni görmemeliyim/ Bir bakışın ölmem için yetecek/ Anla Mona Roza, ben bir deliyim/ Açma pencereni perdeleri çek… Ki ben Mona Roza bulurum seni/ İncir kuşlarının bakışlarında/ Hayatla doldurur bu boş yelkeni/ O masum bakışlar su kenarında/ Ki ben Mona Roza bulurum seni…

Üstadın özlemlerini, kendini adadığı dirilişi ve En Sevgiliye olan kavuşma arzusunu, en üst perdeden anlatan "Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine” şiirini O’nun Sevgiliye, En Sevgiliye kavuştuğu bu günde paylaşmalıyım.

Ey Sevgili/ Sevgili/ En Sevgili/ Ey Sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar mademki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden umut kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili/ En sevgili/ Ey sevgili...

Sezai Karakoç bir Mevlana gibi dünya sürgünün tamamlayıp En Sevgilisine kavuştu. Ölüm ona visal oldu. Var’ın merhamet çınarına sığındı. Bizlere ve gelecek kuşaklara diriliş davasını miras bıraktı. Sezai Karakoç’a Allah Rahmet Eylesin, Allah Ondan Razı Olsun.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.