banner114

Bakıyorum da Sörloth’un Beşiktaş maçına gelmemesi, Denizli maçında olmaması kimsenin dıngılında değil! Galiba bunu dert edinen çok kimse yok! Efendim, transfer görüşmesi varmış da onun için gelmemiş veya illa da gitmek istiyormuş! Kardeşim öyle ya da böyle, Trabzonspor ondan gelecek bedele ihtiyaç duymamış olsa Sörloth bir sene daha tıkır tıkır Trabzonspor’da oynamak zorunda değil miydi? Trabzonspor izin vermez ise nasıl transfer olacaktı?

Şimdi bakıyorum da millet, Beşiktaş ve Denizlispor maçlarında kaybedilen 5 puan ve oynanmayan oyuna bakmıyor ama, varsa yoksa Sörloth’un transferine odaklanmış durumdalar… Norveçli Beşiktaş maçında oynasa idi belki Trabzonspor yine yenilecekti. Keza Denizlispor maçında da puan yitirebilirdi… Ama en azından profesyonel olduğunu kanıtlamak için gelmesi gerekmez miydi?

Kim bilir belki de Sörloth’a Trabzon’a dönmemesi için içeriden direktif gitmiş de olabilir! Şeytan rahat durmuyor ki… Mesela oynayıp da sakatlanma riskini göze alamamış olanlar, bu transferin yatması ihtimaline karşı böyle bir şey yapmış olabilir mi? Benim için Beşiktaş ve Denizlispor maçlarından alınacak 5 puan Sörloth’un transferinden daha önemli idi. Sörloht gitmek üzere millet bayram yapıyor!

Bunu da ilerleyen haftalarda göreceğiz. Çok vahlanacağız, çok…

SAYIN AĞAOĞLU BİR DAKİKA…

Diyorsunuz ki “Sörloth’la kiralık anlaşma yaptık. 6 milyon avroluk satın alma opsiyonumuz ancak yeni sezon için yani 2020 – 2021 sezonunda oyuncunun maçların yüzde 50’sinde oynaması halinde yürürlüğe girecek. Bu konuda yalan yanlış bilgiler aktarılıyor!”

Bunu ne zaman diyorsunuz? Şimdi! Sayın başkan siz geçen sezonun ortalarında Sörloth’un “Neden 6 milyon avroluk opsiyonun kullanılmadığı?” eleştirilerine televizyonlara çıkıp “ Yahu adam zaten elimizde… Önümüzdeki sezon da bizde… Neden opsiyonu şimdi kullanalım?” demedeniz mi? Yoksa kamuoyu Sörloth’un sözleşmesini nereden bilecek? Ayrıca 9 milyon avroluk çıkış maddesini de… Bunlar hep iş başa düşünce açıklanıyor. Efobe ve Baker’ın sözleşmelerindeki detaylar nasıl acaba?

Ayrıca Sörloth alındığı zaman “Bunu da nereden buldunuz?” diye eleştirip küfür eden kimseyi de hatırlamıyorum! 6 milyon avroluk satın alma opsiyonu olan bir futbolcu demek ki kaliteli futbolcu miş! Üstelik İngiliz kulübü Crystal Palace da 9 milyon avroluk play out maddesini “iş olsun!” diye sözleşmeye koymamış. Sörloth’u aldım diye övünüyorsunuz, haklısınız! Ama, Da Costa, Messias, Obi Mikel, Sturidge, Avdiaj, Andusiç, Guilerme, Fernandes ve bir sürü işe yaramayan oyuncudan hiç söz etmiyorsun! Bu nasıl iş başkan!

Bütün bunlara rağmen Sörloth uyum sağlayamayabilirdi de… Bunun için eleştirilmezdiniz. En azından ben bunu yapmazdım. Benim sitemim oyuncu ile ilgili sözleşme detaylarının kısım kısım açıklanmasıdır. Bunu da öfke ile yapmak gerekmez.

Aynı iddiadayım: Sörloth’un gideceğini biliyordunuz, zaten Newton bunu açıkladı. Açıklamayı ona siz yaptırdınız! Gideceğini bile bile yerine oyuncu bakmadınız. Aynı şekilde Sosa, Novak, N’Diaye de gidici idiler. Onların yerlerine de oyuncu almadınız.

Sayın ve de sevgili başkan Ağaoğlu, transferle başarının geleceğinin garantisi yok ama, transfersiz hiç yok! Hala taraftar nezdinde hatırı sayılır opsiyonunuz var. Lütfen bunu doğru adımlarla kullanın…

TEZAGAHIN BÖYLESİ

Önceki gece karmakarışık bir rüya gördüm. Rüyamda Trabzon’un hem spor, hem siyaset dünyasının kıdemli ve tecrübeli birisi beni karşısına almış, dikta ettirir gibi anlatıyordu: Önce Trabzonspor’un yıllardır bir türlü çözemediği TFF, MHK ve diğer kurullarla olan iletişimsizliğinden söz etti. Sonra da çok ama çok önemli şeyler söyledi: Elbette rüyamda!

Bana göre lig dizayn edilmiştir. Bunun için çarpışacak takımları da belirlemişlerdir. Geçen sezon bir istisna oldu. Başakşehir’in peşine Trabzon ve Sivas takıldı. Çünkü Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray önceden yarıştan kasıtlı olarak “el çektirildiler.” Başakşehir’in önünü açmak için… Bu sezon ise farklı… Fenerbahçe ve Galatasaray’ı kafa kafaya tutacaklar gibi görünüyor. Bunun için de her türlü tezgah hazır. Başakşehir, Trabzon, Sivas geçen sezonki gibi olmayacaklar!

Mesela Trabzonspor’u geçen sezon olduğu gibi yarışta görmek istemiyorlar. Bunun için zaten sorunları olan Trabzonspor’u daha ligin başında yarış dışı tutmak için hakemleri devreye soktular. Trabzonspor taraftarlarının da “Zaten takımımız iyi değil…” diye düşünmesini istiyorlar. Trabzonspor’un maçlarını yöneten hakemlerin ve VAR’dakilerin bu işlere akıl erdireceğinden emin değilim. Onların bunu akıl edecek halleri yoktur. Bana göre bunu talimatla yapıyorlar! Trabzonspor’u hem Beşiktaş, hem Denizlispor maçında resmen budadılar. Sezonun başında Trabzonspor’a ne kadar zarar verebilirlerse bunu deneyecekler. Çünkü sezonun sonlarına doğru gürültünün daha az çıkmasını da istiyor olabilirler! Galatasaray’a Başakşehir maçında verilen basit penaltı, Fenerbahçe’nin Hatayspor maçında hakemin iki konuk oyuncuya kırmızı kart göstermesi traji komik değil, resmen trajedidir. Eğer ülkedekiler bunu da görmüyor ve idrak etmiyorlarsa artık bu işlere son verelim.

Evet, Trabzonspor genel sekreteri Ömer Sağıroğlu’nun demecini çok yerinde buluyorum. İmza da atarım ama, bu işleri demeçle, açıklama ile çözemeyiz. Başka, başka bir şeyler lazım.”

Tam “Ne gibi şeyler, ne gibi tedbirler?” diye soruyordum ki, cevabını alamadan kan, ter içinde uyandım. Hayra alemettir inşallah!

TEŞEKKÜR VE OSMAN CUDİ…

Günebakış’ta yazmaya başlamam nedeni ile gerek sosyal medya hesaplarından, gerek telefonla ve gerekse yüz yüze binden fazla olumlu mesaj aldım. Sadece facebook’tan 350 civarında olumlu yorum geldi. Hepsine teşekkür ediyorum, güvenlerine layık olmaya çalışacağım.

Bu kadar kutlama, olumlu mesaj ve yorum karşısında bir tek, evet bir tek kişiden olumsuz bir yorum geldi! Her görüşe saygımız olduğu gibi binde bir de olsa bu da nazarlık olsun diyorum. Bu olumsuz yorum Osman Cudi Yılmaz’dan… “Tek olumsuz yoruma mı takıldın?” diyeceksiniz ama öyle değil…

Yorumda önceki ve sonraki dedikleri teferruat… Yorumun ortasında özetle ne dediğini yazayım ki bilginiz olsun:

Ben olsam sana her ne teklif yaptılarsa, bana da yapsalardı, ben günebakış'da yazmazdım! Neden mi? Başta merhum meslektaşımız ve can kardeşimiz Ahmet Şefik Mollamehmetoğlu, Ergun Ağabey ve Elif Çavuş kardeşlerimize yazdığından ve yaptığından dolayı. Sonra mesleğimizin Trabzon'daki derneği Trabzon Gazeteciler Cemiyeti'ne karşı yazdıklarıyla ve yaptıklarıyla! Bunun için sana her türlü sağlık, sıhhat vs var ama hayırlı olsun yok İhsan Ağabey”

Evet bizim Osman Cudi’nin yorumu böyle… Cevap veriyorum: Gazetecilik yaparak zengin olan kimse tanımıyorum. Hele Trabzon’da… Ama bir istisna var. Osman Cudi Yılmaz… Zengin oldu ama gazetecilikten değil… Yasal yoldan. Allah daha çok versin. Çünkü zenginlik suç değil! O da benim gibi hasbelkader yani, zaruretten basın mesleğine girmiş… Ama dedik ya bir şekilde malı bulmuş… Yine söylüyorum yasal yoldan… Şuan bildiğim kadarı ile bir yerde yazıp, çizmiyor olmasına rağmen gazetecilik oynamaya, akıl vermeye bayılıyor!

Diyor ki “Senin yerinde olsam…” Ah canım benim… Bak Osman sen benim yerimde nasıl olacaksın? Ben neredeyse 60 yıldır basın camiasının, 45 yıldır da medyanın içindeyim. Yaptıklarım belli. Eserlerim belli, bir sürü insan yetiştirdim, meslektaşlarıma her türlü yardımı, sözde değil özde yaptım.

Benim yerimde olamazsın ama, eğer ben senin yerinde olsaydım ne yapardım biliyor musun? Sadece gelirimin bir yıllık “doğurduğu para” ile bir yerel gazete çıkarır veya satın alır, ya da bir internet sitesi kurar benim gibi boşta olan veya ihtiyaç sahibi gazetecileri çalıştırırdım! Bunu yapabilseydin 20, belki de 30, kim bilir daha fazlasına da iş vermiş olurdun. Aslında bundan çok daha fazlasını da yapabilirdin.

Sen bunu yapıp beni ve benim gibileri oraya davet etsen de, ben ve benim gibiler kabul etmez iseler o zaman yüzde yüz haklı olurdun. Elbette bunu yapmak zorunda değilsin. Ama sen bunu yapmıyor, sürekli her ota karışıyor, öteki dünyaya getireceğin mal ve nakitlerinin üzerine kuluçkaya yatıyor ve her yıl civcivlemelerini bekliyor, habire para sayıyor, sonra da bana akıl vermeye kalkıyorsun! Osman hiç aynaya bakmaz, “Ben ne yapıyorum?” diye düşünmez misin?

Efendim ondan sonra da şuna bunu yaptılar, ona bunu yaptılar diyorsun. Sen işsiz, emekli gazetecilerin ne yaptığını, nasıl yaşadığını biliyor musun? Ayrıca ekonomik nedenleri olmasa dahi, bir gazetecinin en büyük ihtiyacı yazmak, kendini ifade etmektir. Bak, sen de ekonomik ihtiyacın olmadığı halde bir yerde yazmıyor ama, sosyal ortamda herkese sallıyorsun! Bir de “İhsan Ağabeye nasıl çaktım?” havası atıyorsun! Çakma öyle değil, böyle olur!

Bu nedenle her ota burnunu sokma… Otur oturduğun yerde, cukkalarını saymaya devam et!

HÜSEYİN ALBAYRAK!

Kadim ağabeyim, eğitimci, gazeteci, yazar, çok değerli insan Hüseyin Albayrak hayata gözlerini yumdu. Basın mesleğine ilk adım attığım 1975’lerde tanıdım kendisini… Dostluğumuz ölünceye kadar devam etti. Fethi Yılmaz’ın Sonhaber Matbaası’nın duvarlarının dili olsa da konuşsa… Daha birkaç ay önce yeni bir eseri için CV’mi almıştı. O kadar çok eser verdi ki sayısını unuttum. Hatta 1987’de yayınlanan 100. Yılında Trabzon Lisesi adlı kitabın spor bölümünü de bana yazdırmıştı. Ne yaparsa, ne yazarsa haber verir, bilgi, doküman alırdı. Benden istedikleri genellikle spor konusunda olurdu. Böylesine çalışkan, fedakar, kentini böylesine seven bir başkasını tanımadım. Sinirlendiğine hiç şahit olmadım. Son derece hoş görülü, sevecendi. Çok erken yaşta kaybettiği sevgili oğluna kavuştu. Allah gani gani rahmet eylesin. Güle güle güzel insan, güle güle sevgili Hüseyin Albayrak…

LAĞIM PATLADI!

Önceki gece NTV’de “yüzde yüzsüz futbol” programında “şeytan” lakaplı Rıdvan Dilmen, futbol yorumcularının başından girdi, dibinden çıktı. Sanki kendi farklı imiş gibi tanınmış birçok yorumcuyu fetöcülükle suçladı! Başını kaçırdığım için bunu neden yaptığını anlamadım. Kendi tarafı olduğu kulüpten de isimler verdi. Cumhurbaşkanına, içişleri bakanına saygılarını sunarak yalakalık yapmayı ihmal etmediği gibi, bundan gurur duyduğunu da iletti. Sonrası başka alem. Kendisine ağır cevaplar verildi. Fetoyü öven demeçleri yayınlandı! Başka kanallarda da benzer atışmalar tartışmalar, hakaretler oldu. Hasılı çocukluğumuzda “çömlek patladı” oyunu resmen “lağım patladı”ya dönüştü. Zaten baştan aşağı boyunlarına kadar cürüfa batmıştılar. Bunu bir kere daha bizzat kendileri belgelediler. Bizim yıllardır savunduğumuz gibi futbol yorumculuğu iş olmaktan çıktı, kulüp temsilciliği mertebesine ulaştı. Artık her şey rant ve siyası çıkar uğruna yapılmaya başlandı. Bunun için de en büyük hedef kitlesi televizyonlarının başına geçip bunları izleyenler oldu. Sinema filmi, ya da tiyatro veya bir oyun seyreder gibi izleyenlerin kazandırdığı reyting bu yorumcu bozuntularını iyice şımarttı. Türkiye’nin bu sıkıntılı günlerinde bizlere yedirilen naneye bakın. Acaba diyorum bunu gündem değiştirmek için mi yaptılar? Ne derseniz?

5 DEĞİŞİKLİK

Trabzonspor için yeni sezonda bir büyük sıkıntı da yedek kulübesinin çok zayıf olması… Üstelik artık 3 yerine 5 oyuncu değişikliği yapılacak. Bu nedenle zirveyi zorlayacak takımların muhtemel ceza ve sakatlıkları da düşünerek en az 20 direkt oynayacak oyuncusu olmalı… Trabzonspor bu açığı nasıl kapatacak? Lig başlayalı iki hafta olmuş, hala oyuncu peşinde koşuluyor. Değil asıl kadroyu, iskeleti kuramamış Trabzonspor sözünü ettiğim oyuncuları bulup yedek kulübesini nasıl zenginleştirecek belirsiz!

BAL VE AMATÖR LİGLER

Kısa adı BAL olan Bölgesel Amatör Ligler, illerdeki amatör ligler ile minik, genç, yıldızlar liglerinin ne zaman başlayacağı belirsiz!

Büyük yani profesyonel liglere oyuncu akışı nereden sağlanacak? Amatör, BAL liglerinden değil mi? Öyle ama bu liglerin geleceği konusunda bir açıklama yok! Süper ligdeki ekipler, birinci ve hatta ikinci liglerden oyuncu alabilirler. Ama nereye kadar? Asıl bu ligleri besleyen kaynağın damarı kesilmiş durumda… Hiç tarlaya tohum atmadan ürün alınır mı? Tohum yoksa o zaman ne yaparız? Dışarıdan alırız! İthalat! Yani dış transfer… Süper lig ve birinci lig için dış transferle açığı kapatırız da bu da geçici olur! Üstelik paralarımız da dışarıya gider. Şimdiye kadar olduğu gibi… 2’nci ve 3.ligler için açık nasıl kapatılacak belli değil.

BAL ve amatör liglerin hatta kulüplerin alt yapılarının geleceği ne olacak bir an önce açıklansa da bu liglerde oynayan binlerce genç de yollarına devam etse… Zaten uzun zamandır ne antreman, ne maç yapabiliyorlar. Bu işe bir el atacak yetkili kurum ya da kişi yok mu?

BÖYLE STAD GÖRDÜNÜZ MÜ?

Ligler başladı ya artık televizyonun önünden kalkmıyoruz. Ne bulursak izliyoruz. Buna süper ligin yanı sıra birinci lig de dahil… Mesela geçen hafta Bandırmaspor – Akhisarspor maçı vardı televizyonda… Maçı izlerken fark ettim ki 17 Eylül Stadyumu’nun kale arkası ile açık tribünü arasındaki alan resmen ağaçlandırılmış!!! Mesela eski Alsancak Stadı’nın kale arkalarından birinde de kavak ağaçları vardı!!! Orada kale arkasına tribün sığmadığı için ağaçlandırma yapılmıştı. Bir çok stadyumda maç izledim ama böylesini görmemiştim! Eh demek nasip Bandırma’ya imiş! Stadyumda tribün yerine ağaçlandırılma yapılmış! Acaba ne düşünülmüş de böyle yapılmış? Bilmem ilginizi çeker mi?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.