banner114

Şiir Roman’a, roman da şiire kıskanır. Tıpkı kuma gibidirler insanın dimağında. Nazım ve nesir bir birinin halefidir aslında. Biri varsa diğeri küser kenarda mahzun bekler. Birlikte yürümeleri zordur küser, kıskanır ve dimağlar onlara dar gelir.

Nedendir bilinmez fakat beş yıldızlı bir şiir de yazmış olsan, sıradan bir dörtlük de yazmış olup hadi bir yazı yazayım dersen sana karşı çıkar. Uzun bir yazı ya da bir roman yazmaya kalksan bu sefer şiir karşı durur bulandırır dimağını.

Fakat yazar yazmak zorunda, yazmalı ki bir sonraki eserinin doğum kalitesini artırmalı. Ne kadar az yazarsan o kadar az öğrenmeye, düşünmeye ve araştırmaya ihtiyaç duyarsın. Böylece bir o kadar da zayıf sunumların olur. Yazar olamazsın.

Uzun uzun cümleler, tasvirler, konuşma diyalogları, sitem ve sevgi nidalarının yoğunlaştığı uzun bir yazının ardından hislenerek gelen ahenkli birkaç cümlecik de şiir oluversin ne olur.

Uzun soluklu yazılan bir yazının ardından yazının içinde anlatmış olduğunuz olaylardan dolayı hüzünlenir ve birkaç cümle ya da kelime ile o hislerinizi kaleme dökmek isterken şiir oldu diyeceğiniz bir yazı elinizde olmuş olur. Fakat bu cümle ya da kelimelerin şiir olup olmadığına bir süre sonra kanaat getirmek zordur. Bir daha, bir daha okur ve acaba olmuş mu? Diye düşünmeye başlarsınız. Bilen anlayan birine sorar, okutur düşüncelerini takip ederiz. Hala emin değiliz olamayız, çünkü paragraflar çalmış bizi.

Gerçi günümüzde sosyal medya bu konuda iyi kötü bir fikir ortaya koymaktadır. Olmuş ya da olmamış, lakin şirin görünmek adına bu ortamlarda hiçbir zaman doğru sonuç çıkmaz.

Roman şiirin uzun cümlelerde detaylı tasvir edilmesi değil midir? Şiir ise daha süslü ve daha uyumlu cümlelerde, mısra mısra ahenk içinde anlatmasıdır. Romanda yazarınız nereye gitmek isterse, sizi de peşinden getirir. Aralarda sadece yaşamınızdaki benzeşmelerle yetinerek durmadan yazarın ardından gidersiniz.

Şiirde ise şair dilediği, yaşadığı, yoğrulduğu hislerle bir yol alır dizelerinde ve siz o dizelerde ise kim bilir hangi yolda yalnız yada dilediğiniz, sevdiğiniz biri-birileri ile yol alırsınız. İstediğiniz renkleri, dertleri, güzellikleri anlamlandırarak yaşarsınız dizeleri. Bazen de her okuyuşta farklı hisler ile olursunuz o şiirde.

Her ikisini de kaleme alan yazar aynı kişi ise. İlk olarak romanı yazmış ise romanı bitirip de bir süre şair dimağını doyurmaz ise şiir yazması zordur. Kalemi ve cümleleri bir yana; Hisleri ve duyguları başka bir yana çeker. Şiir adeta gelmem, doğmam der. Şair çaresiz bekler, beklemek zorunda kalır. Bazen de romanından kaçar saklanır, yalnızlaşır bir köşede şiirini büyütür. Sonra şiir artık yazarının onunla olduğuna tam emin olduğunda doğar ve dile gelir.

Eğer ki yazar önce şiiri yazmış ise ve ardından roman yazayım derse. Bu sefer şiir onu her betimlemede yakalar, bırakmaz bir süre ardını kovalar, lakin dile gelmez. Gelir geçer sayfalardan selamsız. Yazar bunu anlasa da dört nala gitmekte satırları, paragrafları içinde. Bir türlü duymaz dizelerin peyda olduğunu. Sonra ne zaman ara verse ya da romanı biter de mısralarını anımsar yazacak olsa. Yine şiir küser şaire işete… Ve mutlaka bekler şairi ilk dönemeçte, kapıda, köşede. Lakin yine yüz vermez ve yine emin olmadan doğmaz.

Şiirleriniz size küsmesin, yaşam romanınız şiirinize gem olmasın. Şiir gibi sevin, mutlu bir roman gibi yaşayın….

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.