banner114

22 Ekim 1995’te dünyaya gözlerini açan…

Hemen hepimizin hafızasında bir şekilde yer alan…

Ülkemizde ‘kadına şiddet’ konusunda akla gelen ilk fotoğraflardan biri…

İçimizi sızlatan, dudaklarımızı titreten…

Kelimeleri boğazımızda düğümleten kahrolası bir menfur olaya onu kurban vermenin çaresizliği üstümüze yapışmış gibi…

***

Yazarken etkisi altında kaldığım kadar…

İmza günü ve söyleşilerde de aynı acıları yaşadığımı söyleyebilirim.

Erkek okurlarım, sanki “onu biz öldürdük” diye durumu içselleştirerek kitaba şöyle bir bakıp geçiyorlardı.

Özellikle genç kızlar empati yapıyorlar, zaman zaman gözyaşlarını tutamıyorlardı.

Her geçen yıl etkisini yitirdiği sanılsa da...

Ne zaman adı geçse, fotoğrafı görülse anında başa dönülüyor… Özgecan, yeniden başlıyordu.

***

Tabutunu sırtlayan kadınlar, erkek eli değmesin diye özel bir çaba içindeydiler.

Hepimizi utanç içinde bırakan bir tabloydu bu.

Bir genç kızı hunharca öldürmüş, o güzel ellerini kesmiş ve ateşe atmıştık.

Biz, ne ara bu denli iğrenç bir caniye dönüşmüştük?

Bizi biz yapan değerlerimizi bir anda unutmuş…

Yüzlerce binlerce genç kız ve kadın gibi Özgecan’ın da hayatına son vermiştik.

Namazı kılınırken de en ön saftaydı kadınlar.

Sabahleyin aynı kapıdan çıkıldığı halde...

Eşler, anneler ve kızlar, cenaze töreninde adeta “karşı taraf” olmuş...

Bakışlar sertleşmiş, yumruklar sıkılmıştı.

İnsan, nasıl bu denli vahşileşebiliyordu?

Özgecan, ‘Sevgililer Günü’nde en büyük sevgiliye yolcu ediliyordu.

***

Çantasında güvercinler için buğday taşıyan bir genç kızdan bahsediyoruz.

Ailesinin “kara gözlü ceylan” diyerek sevdiği…

Arkadaşlarının ve yakın çevresinin adeta bir melek olarak gördüğü bir genç kızdan…

Anlatılanlara bakılırsa…

Ölümünden sonra açık pencereden odasına iki güvercin girmiş.

Biraz kaldıktan sonra uçup gitmişler ötelere doğru…

***

Kitabın sonsözünü anne Songül Aslan yazmıştı.

Kitap için önsözü bilirdim ama senin için bir gün sonsözü yazacağımı dünyada düşünemezdim.                            

Sen, gerçek bir melektin.

Sana mektup yazmak istedim ama adresin yoktu…

Bu kitap, senin için iyi bir adres olacak, seni sevenlerin ellerinde…

Kara gözlü ceylanım…

Hiç inanamadım gittiğine, hâlâ inanmıyorum.

Sanki uzun bir tatile çıkmışsın ve yakında dönecekmişsin gibi…

Tüm kitaplarını, eşyalarını saklıyorum.

En sevdiğin oyuncağın tavşanı da…

Seni bizden alanlara, dilimin ucuna kadar gelmesine rağmen beddua edemiyorum, sadece “ceylanıma nasıl kıydınız” diyorum.

İnsanları çok sevmeni, insanlara güvenmeni sana ben öğretmiştim, şimdi çaresizim ve ne söyleyeceğimi bilemiyorum.

Başka ocaklara da ateş düştüğünde yanıp yıkılırdım ama bu kez yüreğimin tam ortasına düştün kara gözlü ceylanım, seni çok özlüyorum.

Ne zaman adın geçse, aklıma düşsen ağlıyorum.

***

Çarşamba Perisi’ne bir kez daha “mekânın cennet olsun” derken...

Bazı yasa ve yönetmelikleri değiştiriyor...

Bazılarına ise yeni maddeler ekliyor...

Kızlarımız için adeta çırpınıyoruz.

Hasta olsanız hastayız.                                                                                      

Gözyaşı dökseniz dayanamıyoruz.                                                         

Gülümseyin diye neler yapıyoruz?                                                                  

Siz büyüyünceye kadar inşallah karanlık sokak kalmayacak.

İnsan, korkulacak kadar vahşi olmayacak...

Dua ediyor, heyecanla bekliyoruz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.