banner114
banner146
banner122

Tarihi film ve dizilerin yapılması kendi değerlerimizin bilinmesini ve gençlerin kahramanlarımızı rol-model almasını sağlıyor. Gençliğimizde büyük romancı Tarık Buğra’nın Osmancık ve Küçük Ağa eserleri sinemaya uyarlanması bizim için büyük bir olay olmuştu. Duygu ve ruh dünyamızı manevi değerlerimizle ayağa kaldırmıştı. Bu gün bunların devamı sayılacak filmler ve dizileri seyredebiliyoruz.

Bu yıl başlayan Selçuklu dizisi, saray çevresi üzerinden dönemin siyasi olaylarını anlatırken, bize büyük bir yöneticiyi de tanıtıyor: Nizâmü’l Mülk, asıl adı Ebu Ali Kıvamuddin, 1018 yılında Tus şehrinde doğmuştur. Yönetsel işlerinde çalışmaya Gazne Devletinde, Horasan Valiliğinde başlamış ve 1059’da Horosan Valisi olmuştur. 1063’de Selçuklu, Belh şehrinin valiliğine çalışmak için geçmiş ve 1064’de ise Sultan Alparslan’ın veziri olmuştur.  Sultan Alparslan ve Melikşah dönemlerinde vezirlik yapmıştır. Kendisine, memleketin nizamı anlamına gelen, Nizâmü’l Mülk adı Abbasi Halifesi tarafından verilmiştir. 1092 yılında suikast uğrayarak 28 yıllık vezirlik görevini,  74 yaşında şahadetle taçlandırmıştır. Onu ölümsüz kılan Melikşah’ın görevlendirmesi üzerine yazmış olduğu “Siyâsetnâme” adlı yönetim kitabıdır.

Nizâmü’l Mülk’ü profesyonel bir siyasal yönetici olarak tanımlayabiliriz. Kendisi Farstır, Gazne devletinde başladığı yöneticiliğine Selçuklu Devletinde devam etmiştir. Devletler, Sultanlar değişmiş ama O devam etmiştir. Sultan Alparslan döneminde kazandığı yönetsel deneyimi, Melikşah döneminde düzenin ihdası ve devletin bekası için kullanmıştır. Bu süreçte birçok düşmanı olmuş ve vezirlikten azli için çok kez girişimde bulunulmuştur. Melikşah ile de çok kez ters düşmüştür. Ne O doğru bildiğinden, nede Melikşah Ondan vazgeçmiştir. 

Bir keresinde Sultan Melikşah, Nizamü’l Mülk’e “İster misin ki vezirlik divitini elinden ve sarığını başından alayım” diye mektup yazmış, Nizamü’l-Mülk “Bu vezirlik diviti ile sarık senin tacın ile o derece bağlıdır ki, diviti aldıktan sonra taç da kalmaz gider! cevabını vermiştir.

Melikşah ile Nizamü’l-Mülk arasındaki çatışmalı ve karmaşık yönetim süreci bugünün yöneticileri için çok önemli derslere işaret eder. Bu yönetim olgusunu incelediğimizde; yönetsel hiyerarşi içerisindeki çatışma olmasının aslında doğal, olması gereken bir durum, olduğu ve iyi yönetildiğinde yönetimi güçlendirdiği gerçeği görünür.  Çünkü iki farklı makamda iki farklı yönetici, olaylara ve olgulara farklı mesafeden, açıdan ve bilgi birikiminden bakıyor. Farklı düşünmeleri, farklı yaklaşımları ve faklı eylem arzularının olması kaçınılmazdır.

İkinci önemli ders; üst yönetimin sürekli, çalışkan, becerikli ve iş yapan kişilere karşı doldurulduğu gerçeğidir. Meyveli ağaç taşlanır misali, yetenekli olanlar rakiplerinin önüne geçer, rakipleri kıskanır harekete geçer. İş yapan, birilerinin iş yapmadığı gösterir, onların değersizliğini ortaya çıkarır. Gayreti kısa olanlar, yanlarında gayreti daim olanları sevmezler. Yine iş yapan birilerine dokunur, birilerinin çarkını, rahatını bozar ve bu kişiler çıkarları konusunda çok duyarlı, hırslı ve kural tanımazdır.

Üçüncü ders; kurumsal amaçlara olan bağlılıktır. Sultan devletini muzaffer kılmak istiyor. Vezir bu zaferin nasıl geleceğiyle ilgili yolu gösteriyor. Bu nedenle Sultan bir emirle vezirinin boynunu vurdurabilecekken O’na durumu açıklayan mektup yazıyor. Ondan açıklama bekliyor.

Dördüncü ders: Kurumsal amaçlar doğrultusunda çalışanlarla aynı görüşleri paylaşmazsak bile kurumsal yapıyı geliştirmek için O dobra kişilere ihtiyaç olmasıdır. Çünkü çatışma hayatın çarkını döndüren bir kanun olduğu gibi yönetimi ihya eden, diri tutan bir araçtır. O nedenle çatışmalar sıfırlanmaz, yönetilir. Akıllı yöneticiler kendilerinden farklı olanlar ve farklı görüş söyleyenlerle çalışır. Zaten kendinden bir tane var. Başkalarının bilgi ve yeteneklerini yönetime katmak çok daha akıllıcadır.

Beşinci ders; profesyonel yönetici, amirini değil, yönettiği birimin amaçlarını ve çıkarını önemsemelidir. Gerekirse “eyvallah” diyebileceğini ama asıl kaybedenin kendi olmayacağını ifade etme cesaretini göstermelidir.

Bu olay gösteriyor ki uzun yolları aşmak, büyük hedeflere ulaşmak yetenekli ve güçlü yöneticilerle sürekli çalışabilmek iledir. Gündüze gece dendiğinde ayı ve yıldızları gördüğünü söyleyenler, karanlıklarına her şeyi gark ederler. Üst yönetim olarak “evet, efendimcilere” yol vermek, ruhu özgür olanlarla devam etmek gerek.

Bir şey vaki olduğunda her şeyiyle ve bütün ilişkileriyle var olur. Bu nedenle bir vukuatın altı yönden 360 derece farklı bakış açısı vardır. Her vukuattan çıkartılabilecek ders çoktur. Her bakan farklı bir ders çıkartır.

Bence Melikşah ile Nizamü’l-Mülk arasındaki bu yönetsel ilişkideki en büyük ders “hakkın hatırı alidir”…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.