banner114

İster canlılığın oluşumunu bir yaratıcının varlığıyla ilişkilendiren teist isterse de evrimci dünya görüşüne sahip bir ateist olalım... Canlıların henüz doğmadan, doğacakları dünyaya uygun bir biçimde geliştiklerine hepimiz şahitiz. Örneğin; bir insan yavrusu anne karnında hiç ihtiyaç duymadığı halde tutmak için ellere, yürüyebilmek için ayaklara, duyabilmek için gözlere sahiptir. Beslenmek için -ağzı yerine doğrudan göbek bağını kullandığı halde- ağzı ve tat almaya yarayacak bir dili mevcuttur. İşin bu kısmı bazılarımız için tanrının varlığının bir kanıtı bazılarımız için evrimin doğal bir işleyişi olsa da ortak noktada şunu söyleyebiliriz ki, anne rahmindeki canlılar  kendilerini bekleyen bir sonraki aşamaya bir şekilde hazırlanmaktadırlar.

Anne rahminde  tüm gelişimini sağlıklı bir şekilde tamamlamayı başarabilen canlı, artık dış dünyadadır ve kendini bu dünya için hazırlamaya başlayacaktır. Yavru aslanlar pençelerini nasıl kullanacaklarını kavrayabilmek için ailesiyle saldırgan oyunlar oynarken, yavru ceylan o aslana yem olmamak için annesiyle koşu antrenmanları yapacaktır. Kabuğundan yeni kurtulan kartal kanatlarını geliştirmekle vaktini harcarken, bir kunduz yapacak olduğu ilk barajın denemeleriyle meşgul olacaktır. Yani tüm canlılar doğuştan getirdikleri fiziksel özellikleri geliştirerek dış dünyadaki yaşam mücadelesine hazırlanacaklardır. Canlıların gözlerini açtığı an karşılaştıkları aileleri, yetişkin bir birey olana kadar onlara kendi deneyim ve tecrübelerini aktararak hayatla mücadeleye hazır hale getirmeye çalışacaklardır.

Hele ki dış dünyaya gözlerini açan bu canlı bir insanoğluysa yaşama hazırlanmak çok daha uzun ve karmaşık bir hal alacak demektir. Doğumundan itibaren erişkinliğine kavuşana kadar ebeveyne muhtaç olan insanoğlu uzun gelişim evrelerinden geçer. Yürüyebilmek için defalarca düşmeyi, bir şeyi tutabilmek için defalarca düşürmeyi tecrübe eder. Henüz hiçbir şey bilmediği için, ateşin tutulmaması gerektiğini ateşi tutarak anlar. Belki de ölene kadar tadını sevmeyeceği bir yiyeceği en başta merakla ağzına götürerek tadımlar. Doğumundan erişkin bir birey oluncaya kadar geçen sürede beyni milyonlarca belki de milyarlarca yeni kodlamalar yapar ve bu kodlarla birlikte yaşadığı hayatı anlamlandırmaya başlar. Bu kodlamalar sayesinde yanında ebeveyni yokken ateşe dokunmanın zararlı, su içmenin yararlı, nefes alabilmenin devamlı bir ihtiyaç olduğunun farkında olacaktır.

Bizler, diğer canlılardan farklı olarak çocuklarımızı yetiştirirken onların sadece fiziksel gelişimleriyle değil bunun yanında onların hayata mental olarakta hazır olmaları için elimizden geleni yaparız. Korktuklarında onları cesaretlendirir, dışlandıklarında bağrımıza basıp değerli hissettirir, bir kötülük ile karşılaşma ihtimalini dikkate alarak olasılıklar üzerinden öğüt verir, dünya üzerinde karşılaşabileceği iyi-kötü insanlara ve olası sahnelere hazırlıklı olması için masallar anlatırız.

Masallarımızda hayatımızın bir özeti gibidir, mutlaka bir iyi bir de kötü karakter bulundurur. Başlarda iyiler kaybediyormuş gibi görünsede masalın sonunda mutlaka iyiler ödüllendirilir, kötüler kaybetmeye mahkum edilir. Masalı anlattığımız/ okuduğumuz esnada kötülerden adeta sesimizle tiksindirir,  iyilerden olabildiğince yumuşak bir sesle bahsederiz. Çünkü okuyuşumuzla bile çocuklarımızı iyinin tarafına sevk etmenin peşindeyizdir.

Masallara pek çok açıdan farklı yaklaşımlar söz konusudur. Edebi açıdan ''Olağanüstü durum ve olayları yine olağanüstü kahramanlara bağlayarak anlatan halk hikâyelerine verilen isim'', kimileri içinse “Bir kültürün muhafazası ve  aktaramı için en önemli araçlardan biridir.” Bazı düşünürlere göre, dönemde hakim bulunan hegemonyanın varlığını devam ettirebilmek için kullandığı siyasi bir argümandır. Benim fikrimi soracak  olursanız ''masallar'' tüm bunlardan çok insanlık tarihimizin en belirgin bilinçaltıdır.

En ümitsiz olduğumuz çağlarda en ümit dolu destanları yazdık, savaşların ortasında barışın notalarını besteledik, kıtlık günlerinde cenneti daha çok düşledik, bir anne merhametiyle çocuklarımız ümitsizliğe düşmesin diye masallarla onların dünyasını değiştirmek istedik. Çünkü böyle bir dünyada yaşayacak olmalarını kabullenemedik...

İşin en trajikomik yönü ise, insanların çektiği tüm sıkıntıları yine insanlar olarak bizler icat ettik. Parayı biz bulduk, yoksulluğu biz çektik. Irklara bu isimleri biz verdik, en üstünü hangisi diye de birbirimizi katlettik. Sınırları bizler çizdik, kaynaklarımız tükenince de yine o sınırları kanla bizler sildik. Masallardaki hayali  dünyaları biz inşa ettik, sonra gerçekliklerimizle masallarımızı bizler katlettik. Kurtarıcı olarak insanüstü kahramanlar bekledik, adalet için mitolojiden tanrılar edindik, yoksulluktan kurtulmak için ayinler düzenledik. Masallar gerçek olsun diye dualar ettik. Oysa ne yaptıysak biz bize yaptık ve isteseydik masallardaki dünyayı yine bizler inşa edebilecektik.          

Eğer ''Güzel ve Çirkin'' masalındaki  Güzel gibi olabilseydik bir canavarı sevgimizle yakışıklı prense çevirebilir, güçsüz, aciz bir insan bile olsak ''Bremen Mızıkacıları'' gibi bir mızıkanın etrafında dahi güçlenebilirdik. “Pinokyo” gibi tahtadan değersiz bir insan bile olsak Gepetto ustanın iyi kalbiyle yontulup insanlığa kavuşabilir, ''Kül Kedisi''nin hayatını değiştiren iyilik perileri bizler olabilirdik. Belki o zaman masallardaki gibi kötüler hep kaybeder, iyiler hep kazanır ve sonsuza kadar mutlu yaşayabilirlerdi. Bizler sırf güçlü olabilmek adına masallardaki kötü karakterlere büründüğümüz müddetçe sonsuz mutluluklar masallarda, gerçek acılar hayatımızda olmaya devam edecek ve  çocuklarımız iyilerin gerçek hayatta değil sadece masallarda kazanabildiği gerçeğini kabul ederek büyüyecekler.

O halde bugün bizi biz olmaktan alıkoymak için uydurulan masalları ''Yeniden Düşün!''

 Masallardaki dünyada buluşmak dileğiyle, kalın sağlıcakla...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
nusret 1 ay önce

çok güzel bir yazı kalemine sağlık

Avatar
Elif 1 ay önce

Kendi hayat masalımızda iyi olabilmek

Avatar
Fatih 1 ay önce

Elinize sağlık hocam inanılmaz noktalara parmak basarak farklı bakıp açıları kazandırıyorsunuz

Avatar
Fatih 1 ay önce

Elinize sağlık hocam inanılmaz noktalara parmak basarak farklı bakıp açıları kazandırıyorsunuz

Avatar
hakan 1 ay önce

gerçekten ''yeniden düşün''memi sağlıyan bir yazı olmuş. masallara hiç bu açıdan bakmamıştım. teşekkür ederim

Avatar
Hüsna 1 ay önce

Masalları her zaman çok sevmişimdir. Bu güzel yazıda masallara bu şekilde deginmeniz çok güzel olmuş tebrikler :)

Avatar
Esmerr 1 ay önce

Yazılarının devamı bekliyoruz. Teşekkür ederiz.

Avatar
Fatih 1 ay önce

Elinize sağlık hocam inanılmaz noktalara parmak basarak farklı bakıp açıları kazandırıyorsunuz