Spor ve Şehirler

Futbol bir oyundur. Yaşam bir ömürdür. Bir ömür kişiye dünya için ayrılan zamandır. Kişiye göre değişir. Dünyadan ayrılış sıra ile de olur ara ile...

Futbol bir oyundur. Yaşam bir ömürdür. Bir ömür kişiye dünya için ayrılan zamandır. Kişiye göre değişir. Dünyadan ayrılış sıra ile de olur ara ile de. Yaşasan yaşasan ne kadar yaşarsın seksen, yüz, yüz yirmi. Hangisi olursa olsun. Kendini dünyaya kaptırana bu ömürler yetmemiştir.

Yetmeyecektir de. İş, kazanç, başarı hayatta ne varsa neresinden tutmuş olursak olalım sonuç değişmeyecek. Hep üzgün, hep kafalar dolu hep bir işlerin hesabı olacak kafalarda. Kimi hakkına razı otururken köşede başkasını hesap eder yorulur. Kimileri kendi arzularına koşma derdinde iken kafasında yorduğu hesaplarda yorulur. Yok olur. O başarı bu başarı derken hep koşturmaca, kazanma, daha çok kazanma hırsı.

Kimi nasıl çalarım, nasıl bana benim yaparım. Kimi ise onda olmasın da bende de olmasa olur. Her durumda da kayıp sende olur. Allah kime ne ayırdı ise sonuçta  o kalır. Ondan gerisi ya borç olur, ya da alınamayan alacak olur.

Ne alınamayan alacak gelir. Ne gasp edilmeye çalışılan fayda verir. Herkes çekiştirdiği ile uğraşırken yaşam gelir geçer. Kayar gider avuçları arasından. Ne tebessümler gerçek, ne sohbetler gönülden.

Hep bir çıkar, ego tatmini, varlık ve yokluk arasında geçen hırs kavgaları. Ya futbol neydi yaşamın içinde? Ne olsun ki.

Bir zamanların ter atmak ve vücudu sağlıkla buluşturmanın bir yolu. Çamurlu sahalarda, çim zeminlerde ve doğal çimenlerde bir yuvarlak peşine koşmak. Ayaklar ile o yuvarlak meşini istenen yerlere, kişilere atmak veya atılanı yönlendirip bir başka yöne atmak.

Eğlenmek, eğlendirmek imiş meğer bir zamanlar. Sonra trilyonlarla en iyi oynayanları farklı sahalara çekmek, oda yetmedi ya, bahisler, iddialar. Paralar, paralar. Horoz oynatmak yasakmış, hayvanları dövüştürüp bahisler yapmak bir çoğumuzu üzer. Kan revan içinde bırakılan, ölen hayvanları seyretmek çoğunluğumuzu üzer.

Keza kişileri daha çok paragözler kolay para kazanıcıları yaparmış. Peki bu keyif alarak oynanan veya izlenen futbol ne hale gelmiş. Kim oynuyor, kim yönetiyor ve nihayetinde kim seyrediyor. İşin kaymağını elbet oynayan yemeli de diyerek irdelemeye kalkarsak iş uzar. Ya sonra sonrasında işi yönetenler neleri götürüyor? Hangi emelleri güdüyor? Çok daha irdelenecek bir durum.

Ya izlemek, keyif almak, haftanın birkaç günü sohbetinde konu olması için izleyenler ne olacak. Onlar bunun neresinde. Onlar işin en son noktası, çıkarsız, gelirsiz hatta yaptıkları ödemelerle oynayan, oynatan ve yönetenlere gelir sağlayan kesimdir o izleyenler.

Hırs ve egoları, şehirlerin, mahallelerin, ilçelerin halkın takımlarını kendi malları gibi yönlendiren, dilediğinde siyasi, dilediğinde ise maddi anlamda kullanan yönetimler. Son zamanlarda son kırk, elli yılın zirvesini yapmış gibi görünmekte değil mi?

Ne yazık ki sadece siyasi değil dini yönden, sosyoekonomik, siyasi ve yaşamın her tür etmenlerinde baskılayıcı, yönlendirici ve etkin etmen olarak yaşamımıza giren futbol artık toplumu etkisi altına almış ve kutuplaşmayı güçlü bir şekilde yaşamaya neden olmuştur.

Yediden yetmişe herkesin olmazsa olmazı futbol olmuştur. Hiç ilgilenmiyor ve maçlara gitmiyor gibi görünen herkesin gönlünde bir futbol takımı vardır. Buda o kişinin bu çarkın içinde olmasını sağlamıştır.

Normal standart durumda ger ilin bir takımı ve alt yapısı olması şık dururken artık mahallelere, ilçelere ve semtlere ayrışarak şehirlerimizin de kendi içinde yıpranmasına sebep olmaktadır.

Futbol bir eğlence aracı değil. Birilerini zengin yapma ve psikolojik veba olmaya sebep olmaktadır.

Futbolun daha keyif vermesi ve toplumu yıpratmaktan çok yaşam sevinci ve mücadelesi vermesini sağlamak gerekmektedir. Bu gidişle savaşlar ülkeler arasından çıkıp iller, ilçeler, semtler ve mahalleler arasına girecektir.

Bir oyunda yenen yenileni ezercesine, üzmek ve yok saymak safhasında davranışlar sözler kullanması toplumsal bir sakıncadır. Yenen taraf daima tevazu içinde olmayı bilmeli, kazanmanın vakarlığını göstermelidir. Güzellik buradadır. Vakar bir duruş gösterirse kazanan o derece tebrik ve saygınlık görür yenilenden.

Futbolu ve tüm sporları vakar ve tevazu içinde, dostça, misafirperverce oynarsa oyunların kalitesi de artacaktır. Üç beş kendini bilmez hırçın toplum insanına kötü niyeti aşılayıp ortaya atarsanız ve siz kenarda sakin abi, yön verici baskıcı olursanız en yanlış sizsiniz.

Yöneticilerin kişisel ego ve çıkarlarından uzak eğlence ve şenlik havasında yürüten, yürütebilen insanlar olmalı. Borcumu neresinden kapatırım, hangi futbolcu sırtından geçinirim, hangi takımı ezerim, hangi taraftarı azaltır yok ederim. Egoları olan insanlar yönetime getirilmemeli. Takımların taraftar kısmında oluşturulan teknik, psikolojik deneticilerle yönetime talip olanlar, futbol oynamak isteyenler, psikolojik testlerden titizlikle mutlak geçmelidir.

Yönetim ve takımların egosu asla taraftar üzerinden işlenmemeli, taraftar hiçbir takım ve takım bireyi tarafından kullanılmamalı. Keskin dokunulmazlık olmalı. Parayı kazanan oynayan futbolcudur. Veren ise seyirci. Eğer bir ayrıcalık gerekiyorsa bu kesinlikle taraftarındır. Futbolcunun psikolojisi evinde kulüp binasında standart üstü hoşgörüye çekilmelidir.

Selam Saygı ve Sevgilerimle….

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nazmiye Yazıcı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Günebakış Trabzon Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Günebakış Trabzon Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Günebakış Trabzon Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Günebakış Trabzon Haber değil haberi geçen ajanstır.



Anket Trabzonspor bu sezon ligi kaçıncı sırada bitirir?