Denemeye Değer

Bazen mektup yazmalı kendine, ne istediklerini, neleri yaşadığını, geçmişten geleceğe mektup yazmalı. Onu, bunu düşünüp girdiği yaşam girdabından çık...

Bazen mektup yazmalı kendine, ne istediklerini, neleri yaşadığını, geçmişten geleceğe mektup yazmalı. Onu, bunu düşünüp girdiği yaşam girdabından çıkmak için yazmalı. Yaptığı hataları analiz için yazmalı.

Yazmadan düşünmez mi insan. Düşünerek çözüm bulamaz mı? Bulur elbet, bulur fakat yargılayan da, yargılanan da kendisi olduğu için mutlak taraf olur. Fakat kalem mutlak yazılan kelimelerin bir yerinde cümleye dönüşme noktasında tarafsız olur.

İşte o zaman biz düşünür, olan biteni kalem yazar tarafsızca. Gerçek yargılama başlar orada. Kaleme vicdan da yetişemez, taraf olmakta olmaz. Kalır bir kenarda yazdıklarımız. Gün gelir o gün yapılamayan vicdan pazarlığı belki notlarımızı okuduğumuz bir gün olur. Olur da hatamızdan döner, güzelliklerimize devam ederiz.

Birileri kalkıp der ki ben zaten günlük tutuyorum. Fakat günlük günün akla kalan güzelliklerini, yarına kalan başarılarımızı, mutluluklarımızı not ederiz. Oysa mektup köyde, evde, mahallede olan ne varsa onları yazarız. Selam ederek başlar ardından havaların durumunu, köyde, mahallede evde olan ne varsa onları teker teker yazarız. Komşunun evlenen kızı, ayrılan oğlu, doğuran ineği, satılan keçisi, kaybolan kedisini yazarız.

İşte kendimize yazacağımız mektup da böyle olacaktır. Her mektupta kalem coşacak ve o gün ne düşündük, neyi yanlış yaptık, kimi kırdık, kimin kalbine dokunduk. Ne kadar kazandık, nasıl kazandık hepsi dökülür günbegün.

Bu durum belki bir gün çaldıklarımızdan, kırdıklarımızdan, yalanlarımızdan, yanlışlarımızdan, hatalarımızdan bizi alıkoyar. Öyle ki birkaç kuruş harcayıp yazdığımız mektupları kendimize posta yoluyla gönderip elimize geçtiği gün tekrar okumalıyız. Her gün olmazsa haftada bir bir mektup yazmalı kişi kendine. Çok uzaklardan. Bazen gurbetten bazen sıladan mektup yazmalı kendine.

Yazdığımız mektupta hiçbir şeye mert olmadığımız kadar mert. Hiçbir şeye net olmadığımız kadar net olmalıyız. Kendimize yazarken sanki bir başkasına yazar gibi olmalı. En sevdiğimize en güvendiğimize yazar gibi içimizden geldiği gibi olan biten ne varsa yazmalıyız. Sonrada bize dönüp geldiğinde oturup okumalı ve bir sonraki mektubumuzda daha mert, daha adil ve doğrucu bir şekilde yazmalıyız.

Kendimize gelmek, doğru ve mutlu yaşamı yaşamak, daha net, daha beyaz, daha şeffaf biri olmak için kendimize mektup yazmalıyız. Belki de kendimize diyemediğimiz özlemlerimizi, sevinçlerimizi, özlemlerimizi yazmalıyız.

Bu kadar güzel ve geniş dünyada. İmkanları, doğası, insanları, tarihi güzel memleketim. Değer mi bu güzellikleri yaşamadan, yaşamın dertleri ile dertlenip, dertlerini sevdikleri ile bölüşüp, hüzünlerden uzak durmak. Uzak dururken hep birlikte güzellikleri yaşamak herkesin hakkı değil mi?

Balkondan balkona selamlaşmak, kapıdan çıkarken merdivenlerde selamlaşmak, yolda yürürken mahalle bakkalına selam vermek, fırıncının pişirdiği ekmeğe tuz olmak. Çok şey mi alır bizden? Peki ya gün içinde yaptığımız haksızlıklar, evimize ekmek diye aldığımız haksız kazançlar, konuştuğumuz yalanlar, tükenmeyen dedikodular.

Bütün bunların güzelliğe dönmesi. Kendimize verdiğimiz zararın neresinden dönersek kardır misali kendimize mektup yazmalı bazen.

Hani içimizi kavuran hatalarımızı susarak, başka işlere öfkelendiğimizi göstererek kendimizi tükettiğimiz anlardan kurtulup önce mutlu sonrada kuşlar gibi özgür uçmak varken güzel dünyada. Baki dünyamızı zindana çevirdiğimiz, harap ettiğimiz bu dünyada cehennemi içimizde yaşamak neden.

Sabah akşam beş vakit namaz kılmak. Kıldığımızı göstermek için ulu orta kılmaya gitmek veya kılmak. Oruç tuttuğumuzu, kul hakkı yediğimiz halde yemediğimizi göstermek için yaptığımız yardımlar, iyilikler. Kazancımız peşinde koştuğumuz zamandan fazla görüntü yapma peşinde harcadığımız zamanın bize kalması ve onu sevdiklerimizle yaşamamız daha güzel değil mi?

Yaptıklarımızın hesabını vicdan muhasebemizi her akşam yatmadan yapamıyor ve hala kendimizi kandırıyor ve bunu kendimize itiraf edemiyorsak. Bizim kendimizle büyük bir sorunumuz var demektir. İşte o zaman oturup kendimize bir mektup yazmamız gerekiyor ve bir süre sonra o mektubu oturup okuduğumuzda tekrar kendimizi mektuplarımıza yazmalıyız.

Ne bu güzelim dünya dert yükler, sorun çıkarır ne de bizden bir şeyleri alır. Bütün dertleri, dersleri kendimize bizzat kendimiz üretiriz. Sonra da döner sorumlu, suçlu ararız. Kendi suçlarımız iç dünyamızda bizlerin mutluluğunu çalar doğruları yanlış, yanlışları doğru yapar. Kendimizi kendimize dertlenip bir ayımızı, bir günümüzü kendimize mektupla yazalım.

Selam, Saygı ve Sevgilerimle…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nazmiye Yazıcı - Mesaj Gönder

# yaşam

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Günebakış Trabzon Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Günebakış Trabzon Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Günebakış Trabzon Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Günebakış Trabzon Haber değil haberi geçen ajanstır.



Anket Trabzonspor bu sezon ligi kaçıncı sırada bitirir?