Yüksek Yargıda Sert Salvolar

Güçler ayrılığı prensibi doğrultusunda, Yasama, Yürütme ve Yargının alanları anayasada tanımlanmıştır. Yargı kendi içinde; adli yargı Yargıtay, idar...

Güçler ayrılığı prensibi doğrultusunda, Yasama, Yürütme ve Yargının alanları anayasada tanımlanmıştır.

Yargı kendi içinde; adli yargı Yargıtay, idari yargı Danıştay, mali yargı Sayıştay ve anayasa yargısı Anayasa Mahkemesi altında yapılandırılmıştır.

Avrupa İnsan hakları sözleşmesine (1954) taraf olmamız nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvuru hakkı 1987’de tanınmış ve 1990’da kararlara uyma zorunluluğu getirilmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde biriken dosyalar ve aleyhteki kararları kontrol altına alabilmek için 2010 yılında yapılan anayasa değişikliği ile Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı verilmiş ve 2012’de aktif edilmiştir.

Daha önce kanun iptalleri ve özellikle cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili kararlarıyla tartışma ve ağır eleştiri konusu olan Anayasa Mahkemesi, bu düzenlemeden sonra bireysel başvuru kararlarıyla da gündeme gelmektedir.

Kararlar, siyasiler tarafından eleştiriliyor, kamuoyu tarafından tartışılıyordu. Can Atalay davası ile bir anda Anayasa Mahkemesinin kararlarına itiraz edilme boyutu, siyasi taraflardan Yargıtay düzeyine sıçradı.

Bu sadece bir eleştiri değildi, suç duyurusu yapma düzeyinde “ağır bir suçlamaya” varan “absurd” bir tepkiydi. Konu siyasi destek ile “kandile gitmeye” kadar götürüldü.

Bu sert siyasi mülahazalardan uzak durarak kararı hukuki boyutta tartışanlar; Anayasanın 153, 84 ve 14 maddeleri üzerinden konuyu irdeliyor.

Öncelikle anayasayı hukuken yorumlamak Anayasa Mahkemesine verilmiş bir görev ve kararları Madde 153’de; “yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar” hükmü bulunuyor.

Madde 84; “Milletvekilliğinin kesin hüküm giyme veya kısıtlanma halinde düşmesi, bu husustaki kesin mahkeme kararının Genel Kurula bildirilmesiyle olur” yazıyor.

Madde 14 ise; hiçbir hak “... Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz” ve “Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini, … mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz” kıstası getiriliyor.

Yerel mahkeme ve Yargıtay 3. Dairesi Can Atalay davasının 14. Maddenin birinci kısmından yorumlanması gerektiğini, Anayasa Mahkemesinin 14. Maddenin ikinci kısmından yorumlamasıyla hata yaptığını hatta “suç duyurusu” ile kasıt içerisinde olduğunu ifade ediyor.

Salı günüde (21 Kasım) Yargıtay 4. Dairesi, 3. Dairenin kararını teyit eden yeni bir karar alıyor.

Anayasa Mahkemesi bu eleştiri ve suç duyurularına kamuoyu önünde bir tepki vermedi.

Anayasa Mahkemesi, Anayasayı yorumlamanın kendi görevi olduğunu ve kararlarına uymak zorunda olduklarını, “ben görevimi yaptım” duruşuyla ifade ediyor.

Siyasi irade, Anayasanın değiştirilmesi, en azından ilgili maddelerin gözden geçirilmesi gerektiğini söylüyor. İfadenin söyleniş biçimi, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının kısıtlanması yönünde bir hava estiriyor.

Yüksek yargıdaki bu sert salvolar nereye gidecek,  kısıtlamalara mı, özgürlüklere mi? Bakalım…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Sedat Bostan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Günebakış Trabzon Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Günebakış Trabzon Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Günebakış Trabzon Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Günebakış Trabzon Haber değil haberi geçen ajanstır.



Anket Trabzonspor bu sezon ligi kaçıncı sırada bitirir?
Tüm anketler