banner114
banner146
banner122

Kış günü ya da yaz olsun fark eder mi? Dışarıda kalanların her mevsim sıcak bir yuva hakları değil mi? Biz yöneticiler olarak hep denetlemeyi, yaptığımızı gösterme şovuna bayılırız. Hatta olmazsa olmazımız olmuştur.

Halbuki yapılan iyilik ve güzelliklerin saklı olanı makbuldür. Meczup evlere sığınan bu insanları oradan da çıkarmak için denetimler yaparız. Oysa parkın masalarının değişimi dahi reklamlarımızı süsler.

Şehirlerimizin birçok yerinde boş araziler vardır. Kullanılmayan eski binalar, ha yıkıldı ha yıkılacak durumda. Restore edip sokakta kalan insanların buralara sığınmasını sağlarsak ne kaybederiz.

Dernekler, cemiyetler mantar gibi yurt yaparak kazanç kapısı elde etmişler. Oysa bir katını bu duruma düşmüş insanlara ayırsalar. Yemekhanelerinden bir sefer tası sıcak yemek verseler.

Yerel yönetimler eski bir binayı onarsa ya da tenha bir yerde bir bina yaparak bu insanların oralara sığınması sağlansa.

Onlar koca binaların çatısı olmadan sadece duvarlarının gölgesine sığınarak kaç kara kış geçirerek baharı görmüşlerdir. Bilen var mı? Gök çatının altında o duvarların sıcaklığını bilen var mı?

Ya da kaç tanesi sokak köşesinde sabaha çıkamamıştır. Ya soğuktan buz kesmiş ya da sıcaktan kalbi tükenmiştir.

Onlar aslında sokakların gizli sessiz tanıklarıdırlar. Ve onlar biliriz sandığımız birçok bilgimizi çürütecek bilgiye sahipler. Onlar hayatın yalın halidirler.

Konuşmazlar, anlatmazlar ve bizlere de pek yanaşmazlar. Kendi hallerinde ve tamamen sokaktan yaşamlarını sürdürme sevdasındadırlar veya zorundadırlar. Bazen ellerinde bir karton görürsünüz bazen de kocaman bir ekmek parçası.

Eskimiş bir pantolon, yırtık bir palto belki de yeni lakin ya paça boyları kısa beli geniş bir pantolon. Kolları parmaklarını saklamış ellerini kullanamayacakları uzunlukta bir palto.

Artık fakirlerimiz zengin oldu. Sloganımız da “GİYMEDİĞİNİ BAŞKASINA GİYDİRME”  “YEMEDİĞİNİ BAŞKASINA YEDİRME” doğru çöpe atılacakları dostumuza, komşumuza vermeyelim yakalım atalım. Ona yenisini alalım.

Peki siz hiç düşündünüz mü idare etmek eskiyenden yeni bir şey üretmenin fakirlik değil iktisat olduğunu. Fakirler dediklerimiz zengin aslında. Biz onların egosuna yanılarak ne çok zenginlikleri çöpe attık, yaktık. Değer miydi bilmem, olması gereken miydi onu da bilmem, tek bildiğim bizim eskimiş giysilerimizden büyük annemin yaptığı kırkyama örtünün dünyada ki en sıcak en huzurlu örtü olduğudur.

Çünkü onda annem var, dedem var, babam, kardeşim, teyzem bazen komşumuz, dostum, çocukluk arkadaşım var. Ve bu kadar sevdiğine sarınıp yatan bir daha üşür mü? Huzursuz bir uyku uyur mu? Asla ne üşür ne de huzursuz olur, tam aksi çok mutlu bir uyku uyur.

İşte biz bırakalım fakirler zengin olsun. Biz sokakları zengin edelim. Hiç olmazsa onların ıslanmadığı, rüzgâra, soğuğa maruz kalmadığı kolay ucuz binalar ve daha önemlisi her akşam lokantamızdan artan yemekleri, mutfağımızdan artan ekmekleri, yakmadığımız kasa, odun ve kartonları o evlere yakın yere bırakalım.

Hatta giymediğimiz giysileri, kullanmadığımız yorgan, kanepe, yastık ve battaniyeleri oralara bırakalım. Onları da bırakacak bir çardak olsun ne ıslansınlar ne de kötü duruma maruz kalsınlar.

Size baraka yapalım, eski bina onaralım ve de eskilerimizi kullanmadıklarımızı verelim bırakalım dedim.  Düşünsenize boş olan odanıza alın deseydim. Ne yapardınız. İyi ki dememişim yoksa beni kovalardınız.

Sevgiyle kalın… Sevgiyle….

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.