banner114

Cengiz Han’ın 13. yüzyılda gerçekleştirdiği kıyımda yaklaşık kırk milyon, 1096 ile 1270 yılları arasında yapılan sekiz Haçlı Seferinde üç milyon, 1914 ile 1918 yılları arasında gerçekleşen I. Dünya Savaşında yaklaşık on dokuz milyon, 1939 ile 1945 yılları arasında yaşanan II. Dünya Savaşında altmış altı milyon,  1980 ile 1988 yılları arasında gerçekleşen İran-Irak Savaşında yedi yüz bin, 1992 ile 1995 yılları arasında yaşanmış olan Bosna Savaşında ise yaklaşık yüz bin kişi hayatını kaybetmiş,  milyonlarca insan da yerini yurdunu terk etmek zorunda kalmıştır.

Ölen bu insanlardan her biri kendi davasını savunmuş, kendi topraklarını müdafaa etmeyi ya da kendi ırkı için daha geniş topraklar kazanmayı dilemiş,  kendi canını, namusunu korumuş ve kendi kutsalını ulaşabileceği en ücra diyarlara taşımayı arzulamıştır. Her iki grupta karşı tarafı cehennemde yakarken, kendi yoldaşlarını cennetin en güzel koltuklarında ağırlamıştır. Bu durum asırlardır cevabı bulunamayan bir soruyu da beraberinde getirmiştir; ''Peki ama kim haklı?''

Bugün, Yunan filozoflarından Orta Çağ aydınlarına, Rönesans kahramanlarından 21. yüzyıl bilginlerine kadar kimsenin cevabını bulamadığı bu sorunun cevabını buluşumuzdan dolayı son derece mutlu ve gururluyum. Şimdi soruyu tekrar soruyor ve asırlardır zihin dünyamızı meşgul eden bu girift bilmeceye bir son veriyorum.

-Peki ama kim haklı?

-Tabii ki biz haklıyız!

Haçlılar sefere çıktığında hristiyan bir ailede doğmadığımız için biz haklıyız! İran-Irak savaşında Sünni bir çevrede yetiştiğimiz için biz haklıyız! Gözlerimizi bir yetimhanede açıp bataklığın içine sürüklenmediğimiz için biz haklıyız! Çünkü;  küçük dağları biz yarattık, dünyaya kendi etrafımızda şekil verdik. Çünkü, bizler hayatın tüm doğrulara doğuştan sahibiz, yani biz insanız, kutuplaşıp deliler gibi çarpışmadan yaşayamayız...

İnsanlık tarihi boyunca bir kutup diğer kutbun gebeliğini yapmıştır. İyiler, kötüleri yaratmış; açlar tokları doyurmuştur. Korkaklar, cesurların şanına şan katmış; katil maktulünü yaşatmıştır. Her biri, bir diğerine kin ve nefretle bakmış; doğrusunu yanlış saymıştır. Savaş meydanları ise ganimetten çok; kan ve gözyaşı ile dolmuştur.

İnsan miktarınca doğru olabileceğini kabullenemediğimiz için kalem yerine silah kullandık.  Doğuştan sahip olduğumuz değerleri öylesine koruduk ki insanlığımızı savunmasız bıraktık. Bizimkinden farklı olan düşüncelerden öylesine nefret ettik ki, sağ sol diye yönlerimizi bile ayırdık. Yapay sınırlar çizerek, dünyayı kanla boyadık. Din, dil, ırk, renk, soy gibi doğuştan kazandığımız değerler üzerinden birbirimizi değersizleştirdik.

Galiba Aristoteles en büyük erdemi ''ölçülülük'' olarak görmekte haklıydı. Tüm aşırılıkların, tüm kutupların ötesinde, insana seninle aynı olduğu için değil senden farklı olsa bile ''senden'' olduğunu bildiğin için değer veren bir zihniyet...

Kutuplaşmanın, düşmanlığın, kinin, nefretin, taassubun, anlayışsızlığın, bencilliğin vicdanımızın karşısında mağlup olması dileğiyle;

Kalın Sağlıcakla...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.