banner114
banner146
banner122

Çocuklardan biri böyle seslenmişti.

Yosun tutmuş taşların arasından geçerken...

Kekik ve yaban nanelerinin...

Yaz mı yoksa kış mı” arasında bocalayan bir havada...

Altı kişilik ailenin ardından bakakaldım öylece.

***

Mutluluğun resmi çizilmeye başlanmıştı bir kere.

Mimoza, ayva, ağaç kavunu, kızılcık ve manolya fidanlarının yanına doğru yürüdüm. Köklerindeki toprak tazelenmiş, gübreleri de atılmıştı.

Şöyle dikkatlice bi baktım da...

Sanki baharda iyice dal budak olacaklar hissine kapıldım.

Altlarında gölgelendim bile...

Zaten kızılcık dört beş tane vermişti.

Ağaç kavunu da öyle.

***

Keçiboynuzu, güvertenin tam ortasında olmayacaktı. Oradan alıp bir başka yere dikmeliydim.

‘Büyük balık masa'nın boydan boya uzandığı güverte adeta ‘gizli bahçe’ye dönüşüyordu. Yine kırlardan topladığım kekik, kantoron ve karahindibaları serpiştirmiştim sağına soluna...

Hani kitapseverler geldiklerinde bol bol toplasınlar diye...

Ya da üzerlerinde yürürlerken...

Özellikle de kekik ve yaban nanelerinin, kır kokusuna karışan o enfes kokusunu ciğerlerine çeksinler diye...

***

Yeni raflarımız da gelmek üzereydi.

Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanımız Murat Zorluoğlu, ziyaretinde söz verince...

Bugün yarın yerlerinde olacaklardı.

Gönderilen, gönderilecek olan onca kitap için hiçbir endişem kalmayacaktı.

Yomra Belediye Başkanımız Mustafa Bıyık da ‘kırandan kestirme yol'u yaptıracak...

Böylelikle kitap dostları hem daha kolay ulaşacaktı Şana Kütüphanesi’ne...

Hem de daha keyifli anlar yaşayacaktı.

***

Salgın sürecine rağmen bir ay içindeki ziyaretçi sayısı 100’ü aşmıştı.

‘Taka'yı andıran kütüphaneyi merak ediyorlar, uzak yakın demeden görmeye geliyorlar.

Hemen hepsi de maske ve mesafenin bilincinde.

Çantalarında kitaplar...

Dillerinde güzel sözler, öneriler...

***

‘Ortahisar Belediyesi’ yazılı bankta karşılara doğru dalıp gidiyorum.

Havada yağmur kokusu var sanki.

Çamlıdağ’ın tepesine kadar inmiş duman...

Aşağılara doğru sararıp solmuş yapraklarla harikulade bir manzara...

Rüzgâr hızını artırıyor, bir ay önce dökülmesi gereken inatçı yaprakların çoğunu söküp alıyor ve savuruyor vadiye doğru.

İçeri geçiyorum,  en sevdiğim mekâna...

Çocukluk arkadaşım İrfan Atasoy’un hediyesi dev masadayım artık.

Karşımda rahmetli annemin sandığı...

Edebiyatla ilgili tüm hayallerimi içine doldururcasına...

Aldığım notlar, yeni başlangıçlar, yarım bırakılmışlar...

Hepsi de o sandıkta.

Baktıkça baktıkça gözlerim dumanlanıyor Çamlıdağ gibi...

Bilirim, birazdan dökülürüm...

Anne, nasıl haber gönderirim ki sana?

Bu işi çözdüm sanki.

Sessizce ağlarım.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.