banner114

Tamam, denizinde bereket, bin şükür…

Doğalgaz… Palamut akını…

Fakat karasında durumlar biraz karışık.

Son yüzyılın hatta son bin yılın en kurak yazının ardından…

Hani “güz geldi, belki düzelir” hayalleri suya bile düşmedi!..

Birer birer kurudu gözeler, göller, nehirler…

Şehirler bu sorunu henüz yaşamazken…

Su tankerlerinin yolunu gözlüyor “mahalle” dedikleri köyler, küme evler…

***

Şebeke suları on gündür akmıyor.

Dağlardan gelen köy sularımız da küsüp gitmiş sanki…

Marketlerden harıl harıl hazır sular taşınıyor.

Yer yer suyu akan çeşmelerden, musluklardan…

İlk kez böyle bir şey oluyor, ilk kez… Şaka gibi bir şey.

Ülkemizin en çok yağış alan bölgesinde olup bitenlere bakar mısınız?

Çocukluğumuzdaki pınarların yerinde yeller esiyor.

Çağıl çağıl akan derelerin sesi soluğu kesilmiş.

Bir tuhaflık var bu işte. Karadeniz kurumuş.

***

Su tankerlerinin yolunu gözlemek ne demekmiş?”

Yaşayınca öğreniyor insan.

Sizler bu satırları okuduğunuzda beklenen sağanak yağmur başlamış olur inşallah.

Kaynaklar yeteri kadar beslenir ve musluklardan “tısss” sesi yerine su gelir.

***

Evlerde ne kadar kap kacak varsa… Kova, bidon, şişe…

Küçük büyük depo, su konulacak ne varsa işte onlar…

Bir telaşla doldurmanın gayreti içinde herkes.

Üzerimizden yağmurun eksilmediği…

Nereyi kazsan su fışkırır” denilen Karadeniz’de bu da oldu ya…

***

Hani ova köyleri gibi olsak, anlarım. İşler daha bir kolaydır.

Fakat bizim buralarda evler arazinin her tarafında serpiştirilince…

Yolu da zor, elektriği de… “Suyu da” demek istemiyorum.

Karadeniz, ‘susuz yaz’dan çıkıp ‘susuz güz’e girmiş meğer.

***

Hiç alışık değiliz tabi…

Ne zamandır bir damla yağmur düşmeden…

Dağlara çoktan kar düşmüş. Fidanlar kurudu kuruyacak.

Bölge insanının su ile imtihanı daha yeni başladı sayılır.

Bundan böyle yağmur suları için de her evde bir düzenek kurulur herhalde…

Özellikle kırsal kesimde… Hani şebeke suyu uzun süre kesilebilir…

Bunun mutfağı var, banyosu, içme suyu… Doğal olarak bir de hayvanlar…

Marketten al, tankerden doldur, yağmur suyundan biriktir…

Hâlâ inatla akan pınarların yolunu tut da nereye kadar?

En güzeli hangi su?”

Musluğu çevirince akan su.”

***

Orta ve Güneydoğu Anadolu’da pek sık rastlanır bu durumlara…

Bazen haftalarca, aylarca yağmurun düşmediği de olur.

İnsanlar nasıl da zorluk çekerlerdi?

Filmlerde, haberlerde izlemek başka… Yaşayarak öğrenmek ise tarif edilemez.

Hem de Doğu Karadeniz’de… Canımızı en çok da yakan bu ya…

Su, kardeşim, su.”

Hayatın bizzat kendisu…

***

Çocukluğumu anlattığım…

Denizlerin Dağların Çocukları” adlı kitabımda…

Köyümüze suyun gelişiyle yaşanan bayram sevinci…

Soğuksu’ya giderken…

Sırtımda testi, elimde sapan…

Eğri büğrü patikada, at yolunda, dere boyunda… Her yanımız su kaynıyor.

Sadece benim bildiğim pınarlar kaç tane? Boşu boşuna akıyorlar, göz pınarları gibi…

Varillerle, testilerle, güğümlerle taşıyoruz suyumuzu. İnsan sırtında, eşek sırtında hiç fark etmiyor. Sırt olsun da…

Sonunda kafalarına dank etti anlaşılan.

Orada burada yaptıkları konuşmalar bunu gösteriyordu.

Çamlıdağ’ın arkasında…”

Karar vermişlerdi demek.

Sırtlarımız yara bereden, omuzlarımız ip ezmesinden kurtulacaktı.

Musluğu açtın mı dağ suyu…

Takım elbiseli koca göbekli insanlar geçti evlerimizin önünden.

Yüzleri temiz ve saçları ıslak…

Su getirecekler ya…

Kurbanlar kesildi, dualar okundu.

Kazmalar sallanıyor, kürekler kara toprağa dalıp çıkıyor…

Uzayıp giden kanallara borular döşeniyor… Umuda döşenircesine…

İmece” dedikleri bu olsa gerek.

Kollarım çocuk kolları… Yorgunluk nedir bilmiyorum, herkes gibi…

Köy köy olalı böyle seferberlik görmedi.”

Eminim görmemiştir.

Öğle yemeklerimiz sultan sofrası. Çimenlerin, kuru yaprakların üstünde…

Mısır koçanlarının ayıklanmasında, dağdan kereste taşınmasında, taş duvarların örülmesinde böylesi bir coşku yaşanmamıştı. İstenirse oluyordu demek…

Su, Çamlıdağ’ın ardındaydı. Suyun başındaki adam Ankara’da.

Sonunda oldu işte… O gün bayramdı.

Bir horon tepildi ki görülesi… Bir türkü yakıldı ki söylenesi…

İlk sudan önce dualar aktı dudaklarımızdan.

Her çeşmenin önünde bir nazar boncuğu…

Her boncuğun yanında “iç bu suyu bul şifa”…

Zincirlere bağlı kalaylı taslar doldu boşaldı.

***

Bu, bize bir ders olsun. Depolaması bir dert, dağıtması ve düzenli kullanması da…

İyi alıştık. Nasılsa burası Karadeniz. “Yağmasa bile gürler.”

Gördük ki hiç de öyle değilmiş. Aslında ilk önce bu işi çözmeliymişiz.

Sonrasına ise sonra bakmadan…

Çünkü “taşıma suyla değirmen dönmüyor.

Nedense Japoncadan alıp dilimize uyarladığımız “Taşımasu” geldi aklıma…

Aslı “itashimasu”ymuş. “Yapacağım” demek.

Yani şöyle de tercüme edilebilir. “Yapacağım demekle yapılmıyor.”

Yapalım o zaman.  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.