banner114
banner146

İstanbul’un Tuzla ilçesinde bir restoranda eski nişanlısı tarafından öldürülen Avukat Dilara Yılmaz olayı, kadın cinayetleri üzerinden cinsiyet tartışmasını yeniden gündeme getirdi. İstanbul Sözleşmesi üzerinden Türk aile yapısı yeniden hedef yapıldı.

Törende konuşan Trabzon Baro Başkanı ve aynı zamanda TBB Başkan Yardımcısı Sibel Suiçmez, “Kimse bizim değişmemizi beklemesin. Türkiye’de artık cins kırımı yaşanıyor. 6284 sayılı yasa etkin ve eksiksiz uygulansın. İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmeyeceğimizi tekrar söylüyoruz.” dedi.

Türkiye genelinde baroların verdiği tepkilerin bir örneği de Trabzon’da yaşandı. Tepki doğru ve gerekliydi. Ancak sorunun çözümü yine farklı yerlerde ve ideolojik duruşta aranıyordu. Trabzon Barosu Kadın Hakları Komisyonu Başkanı Av. Serpil Akçay, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldıracak politikaların bir an önce hayata geçirilmesini isteyerek İstanbul Sözleşmesi’ne dönülmesini istedi. Bakalım Avukat Akçay neler dedi: “Kadınların yaşam ve özgürlüklerinin güvencesi olan İstanbul Sözleşmesi’nden imzayı çekerek kadınlar daha da korumasız bırakılmıştır. Nafakanın tartışmaya açılması, kadının özgür bir birey olduğunu kabul etmeyen zihniyete cesaret verdiği ve bunun sonucunda kadına yönelik şiddet ve cinayetlerin artmasına yol açtığı aşikardır. Bu nedenle 6284 sayılı yasanın etkin bir biçimde uygulanmasını vurguluyoruz.”

**

  1. İstanbul Sözleşmesi’ne dönmek!.. 2- Nafakayı tartışmamak 3- 6284 sayılı yasayı tavizsiz uygulamak. Avukatlarımız kadın cinayetlerini önleyecek üç maddeyi böyle sıralamış. Bu bakış açısıyla bu soruna samimi bakıldığı söylenebilir mi? Dilerseniz bu üç maddeye sondan başlayalım. Yani etkin biçimde uygulanması istenen 6284 saylı kanunun kadınlara getirdiği haklardan…
  2. Eşinden ayrılan kadının kendisine ve gerekiyorsa beraberindeki çocuklara, bulunduğu yerde veya başka bir yerde uygun barınma imkanı sağlanmalı.

2- Kadının hayati tehlikesi bulunması halinde, ilgilinin talebi üzerine geçici koruma altına alınmalı. (Alınıyor zaten)

3-Kadının hayati tehlikesi bulunması ve bu tehlikenin önlenmesi için Tanık Koruma Kanunu hükümlerine göre kimlik ve ilgili diğer bilgiler değiştirilmeli. (Mahkeme kararıyla değiştiriliyor zaten)

4-Şiddet uygulayanın silahına el konulması ve konuttan uzaklaştırılması . (Silaha da el konuluyor, konuttan da uzaklaştırılıyor zaten)

Burada vahim olan sadece birinci maddedir. Bu maddenin uygulanması halinde yuvaların yıkılması ve ailelerin kolayca dağılmamasının önü açılacaktır. Devletin kendisini çocuklarıyla birlikte uygun bir barınma ortamına ve işe kavuşturacağına inanan kadın, ailenin ve evin erkekle birlikte ortak yönetimini asla kabul etmez. Bu madde, erkek ne yaparsa yapsın inisiyatifi tek başına kadına teslim eden bir keyfiyettir. Hal böyle olunca da boşanmalar artarak devam edecektir.

Bu yaklaşım tarzı kendisini nafaka konusunda da göstermektedir. Boşanan kadın, eski kocasından aldığı nafaka nedeniyle yeniden evlenmiyor. Nikah kıymadan rahatlıkla başka bir erkekle uzun süre yaşayabiliyor. Böyle bir nafaka sistemi kabul edilebilir bir şey midir? Ama bizdeki kadın dernekleri ne gariptir ki bir yandan cinsiyet eşitliğini savunurken diğer yandan kadına verilen nafakaya dokunulmamasını, erkeğin ölene kadar ayrıldığı eski eşine de bakmasını istemektedir.

Üçüncüsü ise, İstanbul Sözleşmesi!.. İstanbul Sözleşmesi’nin kadın cinayetleri veya istismarla hiçbir ilgisi yoktur. İstanbul Sözleşmesi çürüyen Avrupa toplumu karşısında Türk aile yapısını yıkmanın modern adıdır. Siyonizmin bu ülkeye ve bu millete FETÖ üzerinden yaptırdığı en büyük kötülüğün adıdır. Sayın Cumhurbaşkanının imzasını çekmesi Türk milletini rahatlatmıştır. Ancak en başından beri Türk aile yapısını hedef alan içerdeki anlayış İstanbul Sözleşmesi üzerinden bir algı yaratarak, kadın cinayetleri ve istismarından bu algıya oynamaktadır.

***

Türkiye ne yazık ki böyle bir algıya teslim olmuş vaziyettedir. Her olayın ardından, sosyal medya da ‘erkek şiddeti’, ‘koca şiddeti’ üzerinden cinsiyet ayrımcılığı yapılarak şiddet körüklenmektedir. Bu sloganların yaptığı tahribat görülmüyor. Erkeklere karşı daha ağır yasa ve baskılar isteniyor. Bu şiddet dili ile şiddet bitirilebilir mi? Bu dilin özellikle çocuklar üzerinde yarattığı tahribat hiç hesap ediliyor mu? Halbuki bu şiddet dili şiddeti daha da artırıyor. Ne yazık ki kadınları birer kurban, erkekleri ise ‘potansiyel saldırgan’ gösteren bu feminist yaklaşım… Bu feminist ideoloji sorunları daha da büyütüyor. Amaç sorunu çözmek olmayınca da kah nafaka kah İstanbul Sözleşmesi sebep gösteriliyor.

Tıpkı dün İstanbul’dan ve Trabzon’daki avukatlarımızdan  yükselen tepkiler gibi…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.