banner114

Deniz, demir ve hava bir yana...
Biz, en çok ‘kara’yı sevdik.
Şarkılarımız türkülerimiz onun üstüne...
Oyunlarımız, romanlarımız, filmlerimiz...
Doğal olarak yüklerimiz ve yolcularımız da...
***
İstatistiklere bakılırsa % 90’larda seyreden bir oranla karayollarına yüklenmişiz.
Fakat yollar, eski yollar gibi kıvrıla kıvrıla uzanmıyor.
Göz alabildiğine...
Toroslardan Akdeniz’e iniyorsunuz.
Ya da Zigana’dan Karadeniz’e...
Aracınızda tonlarca yük.
Fren sorunu var ve kontrolünüzde değil artık.
Ne yapacaksınız?
İşte tam da bu esnada siz bir şey yapamıyorsunuz.
Sizin için yapmışlar çünkü.
Kaçış rampası.’
Nasıl da derin bir nefes aldırır size?
Bildiğiniz tüm duaları okutur.
Hem kendini kurtarıyorsun hem de onlarca insanı...
Tonlarca yükü...
Milli serveti...
***
Dünyada ilk kaçış rampası ABD’de yapılmış.
California eyaletinde 1956’da.
Bizde ise 2012’de Adana Pozantı’da.
Ve üç ay içinde beş kazayı önlediği rapor edilmiş.
Mıcır dolu bir havuz düşünün.
Uzunluğu 340 metre filan...
Freni patlayan araç işaretlerle buraya yönlendiriliyor ve adeta saplanıp kalıyor havuza.
***
Keşke gerçek hayatta da uygulama şansı olsa.
Psikologların tavsiyelerinde...
Doktorların reçetelerinde yer alsa.
"Kaçış rampasında bir müddet bulunması..."
Vitesten mi attınız?
Yoksa atmak üzeresiniz.
Elin ayağına mı dolaşıyor?
Hemen sap kaçış rampasına.
***
Çok değil, önceki bayramların hemen hepsi bir tür kaçış rampası sayılırdı.
Eş dost, akraba ziyareti mi?
Bir sonraki bayrama inşallah.
El öpmeler, hatır sormalar sizlere ömür.
Yedi kat yabancılarla birlikte yılın yorgunluğu atılacak.
Acı ama gerçek buydu.
Korona diye bir mikrop devreye girince işler değişti.
Şimdi ne zamandır ilk kez üç nesil bir arada.
Oğullar kızlar dizlerin dibinde, gözlerin önünde.
Yeniden yaşandı eski bayramlar.
***
Herkesin kaçış rampası farklı.
‘Korona Günleri’nde ise mecburen evin içinde bir yerde...
Balkon, mutfak, salon...
Ya da başınızı yastığa koyduğunuzda...
***
Kaç kaç da nereye kadar?
Dünya denilen handa yer değiştirirken...
Önceliklerin de değişiyor.
Hayata bakış açın...
Senin gibi düşünen insanların hiç de azımsanmayacak kadar çok olduğunu fark ediyorsun.
Fakat ne yazık ki bazen o kaçış zamanı bir türlü gelmiyor.
Gelse de bu kez sen gelemiyorsun.
***
İyi de herkes kafasına esince kaçış rampasına vursa ne olacak memleketin hali?
Ana yolda kim kalacak?
Kimler göğüsleyecek onca zorluğu?
Yani demem o ki...
Alnımızda ‘kaçış rampalık’ diye yazmasa da...
Bazen biraz durup dinlenmekte fayda var.
Sonra yeniden yeniden...
***
Uzaklaş ana yoldan.
Kırlara doğru...
Pek çok sanatçı, yönetici denemiş bu yolu.
Şehrin karmaşasından kurtulmuşlar.
Mis gibi havası, tertemiz suyu...
Toprakla, hayvanlarla uğraşan köylüler...
Ve yıllardır biriktirdikleri en güzel hikâyeler.
Sanki onca hikâye seni bekliyor.
Ünlü Fransız yazar Alphonse Daudet de ana yoldan sapanlardan...
Sen, 1886’da Paris gibi bir şehri bırak.
Git, bir köy değirmeni satın al.
Edebi çalışmalarını burada sürdür.
Kır hayatı o kadar iyi gelmiş ki...
Daha önce yazdığı karamsar hikâyelerin yerini neşeli hikâyeler almış. Sebebini değirmene bağlıyor yazar.
***
Sürüler gelip geçiyor.
Bir çok insanla karşılaşıyor. Hikâyelerini dinliyor. Ve kitap, yazarın dinlediği yirmi iki hikâyeden oluşuyor.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın İlköğretim Okullarında okutulmak için seçtiği ‘100 Temel Eser’den biri de bu: Değirmenimden Mektuplar.
Dünya klasiği, bir tür kaçış rampasından doğuyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.