banner114

Trabzonspor ilk iki maçına oranla Y.Malatyaspor karşısında özellikle ilk yarının ikinci bölümünde ortaya koyduğu oyunla 3 gol attı ve 3 puanı hanesine yazdırdı. Maç yazımızda da belirttiğimiz gibi şimdilik iyi oyundan ziyade iyi sonuç almak daha geçerli idi. Çünkü, her sezon takımların büyük mazeretleri vardır ama, bu sezon ki daha fazla kabul edilebilirdi! Korona belası vardı başımızdı… Yine de Trabzonspor’da planlama hataları yapıldığı gerçektir. Bunları geçtiğimiz haftalarda yazdık.

Maçı hemen herkes gibi televizyondan izledik. Aslında TV’den maç izlemekle stadyumda izlemek çok farklı… Ama şimdilik yapabileceğimiz bu… Gördüğümü maç yazımda anlatmaya çalıştım. Fakat, benim izlediğim maçı başkaları da izlemiş ki çok farklı yorumlar da görmedim değil! Bir defa Trabzonspor kazandı ama, öyle ahım şahım oynamadı. Zaten bunu kimse de beklemiyordu. Çünkü yerliler hariç geçen sezon ligin tozunu atan yabancılar içinde bir tek NWakaeme vardı. Onun da yazdığım gibi bir sorunu olduğu çıktı ortaya… Diğer yabancılar toplama idi. Bu nedenle öyle müthiş bindirmeler, ara paslar, savunma arkasına atılan harika pozisyonlar, oyun coşkusu falan görmedim.

Buna rağmen bunun kabul edilebilir olduğunu yazdım. Ancak okuduklarım içinde Trabzonspor adına uçan, kaçan, atan, tutan olağanüstü ifadeler vardı. Yok, öyle de değil… Elbette Trabzonspor’un hedefi yine zirvedir. Ama her zaman yazdığım gibi hedefi çok büyük koyarsanız, hayal kırıklığınız da aynı ölçüde büyük olur. Bana göre daha temkinli olmakta yarar var. Üstelik takımındaki yabancıların neredeyse tamamı yeni ve hocası da henüz ortaya bir şey koymuş değil… Evet 3 puan güzel ama bu takım henüz hazır değil… Daha iyi olması için bekleyip göreceğiz.

BAŞKAN NE DİYOR?

Başkan Ahmet Ağaoğlu, basınla sohbet toplantısında çok önemli bir konuya temas etmiş… Kamuoyuna yansıdığına göre of the record değildi. AğaoğluUEFA’nın bize ceza vermesi için bazı Türk kulüplerinden büyük baskı yapıldığı bize söylendi.” dedi.

Benim için beyan esastır. Başkan söylemişse doğrudur. Aslında hiç şaşırmadım. 3 Temmuz Şike davasında Fenerbahçe’nin ceza almasını isteyen kulüpler içinde Trabzonspor’dan çok daha fazla yırtınanlar vardı! Bunlar o zaman basına yansımıştı.

Geçen sezon Trabzonspor’un muhtemel şampiyonluğu veya şampiyonlar liginde eleme oynayacak olma ihtimalleri vardı. Buna karşı, mali fair play konusunda görevlerini yerine getirmemesi nedeni ile bazı Türk kulüplerinin Trabzonspor’un ceza alması halinde kendilerinin kupalara katılacağını hesap etmiş olmaları onlar adına doğaldır. Zaten Beşiktaş teknik direktörü Sergen Yalçın ve BJK başkanı “Trabzonlu” Ahmet Nur Çebi’nin “ Avrupa kupaları Trabzonspor’un hakkı. Onun gitmesi doğru olan karardır” dedikleri zaman olayı zaten öğrenmişlerdi!!!

Bana göre ortada fair playlık bir durum yoktu. İşi herkes biliyordu. Bunlar içinde Ahmet Ağaoğlu’nun olmaması mümkün değildi! Ağaoğlu şimdi İstanbul medyasına konuşmaktan sıkılmış olacak ki Trabzonlu basın mensuplarına böylesine bir açıklama yaptı. Ama satır aralarında bunu daha önce de yapmıştı. Ağaoğlu’nun bu açıklamasına şimdiye kadar hiçbir Türk kulübünden cevap gelmedi! Geldi ise de ben duymadım. Acaba ciddiye mi, yoksa üzerlerine mi almadılar? Yoksa işin daha fazla dallanıp budaklanmasını mı istemediler?

Ve en önemli soru: Ağaoğlu bu açıklamayı niye yaptı? Acaba Trabzonspor’un Avrupa Kupaları’ndan men edileceğini bildiği ve “Haklıyız. Yüzde 99 kupalara katılacağız” demek zorunda kaldığı ve mahcup olduğu için mi?

YERLİ DÜŞMANLIĞI!

Türkiye’de özellikle futbolda neredeyse tüm kulüp taraflarının çoğunda resmen bir yerli düşmanlığı var! Bu basında da yok değil… Mesela son dönemlerde Galatasaray’da Sabri Sarıoğlu, Fenerbahçe’de Şelçuk Şahin vardı. Takımlarının hamalı idiler. Milli takımda oynadılar. Ama kendi taraftarları bile onlarla alay ediyordu.

Trabzonspor’da geçmişte Levent Erköse santrfor oynuyordu… O zor dönemlerde goller de atıyordu. Taraftar bir türlü tutmadı. Lemi Çelik vardı. Başbakan lakaplı… Son derece çalışkan, fedakar, takımı için kendini paralayan bir oyuncu idi… Çokları beğenmezdi. Keza Beşiktaş’taki Necip Uysal da öyle…

Trabzonspor’da şimdi de Hüseyin Türkmen var. Alt yapıdan yetişti. Şenol Güneş’in milli takım için düşündüğü ve zaman zaman dile getirdiği bir oyuncu. Genç bir oyuncu, istikbali var. Ama gel de bunu taraftarın büyük bölümüne anlat! Arkadaş nedir bu yerli düşmanlığı? Bir oyuncunun kar, zarar, fayda, ekonomik boyut hanesine bakılır. Bakın alınan veya gelen hiçbir stoper beğenilmiyor. Zaten genelde de Hüseyin oynuyor. Bunlar da dalda elma gibi yetişmiyor.

Elbette dünya yıldızı değiller… Ama böyle takımlarda oynadıklarına göre o kadar da boş değiller. Hüseyin bu kentin evladı… Maçlar taraftarsız oynanıyor ama, görüyorum ve anlıyorum ki topun her ona gelişinde insanlar homurdanıyor. Yusuf Yazıcı’ya da Lille’e transfer olmadan önce aynıları yapılmaya başlanmıştı. Bırakın kendi çocuklarınız oynasın! En azından samimiyetlerinden, dürüstlüklerinden, kendi takımları için ter döktüklerinden emin olabilirsiniz. Durduk yerde, durduk nedenlerle takımı yarı yolda bırakmazlar.

ŞİKE KONUŞMAK YASAK MI?!

Herkesin malumu olduğu üzere bu ülkede 3 Temmuz 2011 tarihinde büyük bir lağım patlatıldı! Fenerbahçe başta olmak üzere şike yaparken veya yaptıktan sonra bir kesim suçüstü yapılarak yakalandılar.

Ekilen, sürülen tarlalar, biçilen ekinler, şirkete alınacak işçiler, Fenerbahçeli oyuncu Emre Belezoğlu’nun Ankaragücü futbolcusu Kağan Söylemezgil’e kendilerine karşı iyi oynamamasını istemesi, karşılığında kendisini Fenerbahçe’ye alacağının mesajını atması, şike adına 7 futbolcu ile anlaşmayı anlatmak için “7 uçak bileti” ibaresi, maç öncesi rakip oyunculara transfer teklif edilmesi, mesela Eskişehirsporlu futbolcu Sezer Öztürk’e bu konuda kanca atılması, Emenike olayı, Fenerbahçe çalışanı Cemil Turhan ve diğer iki kişinin teşvik için gönderilen paranın yarısını iç etmeye kalkmaları, şike için götürülen paranın birden bire “ ev parası”na dönüşmesi!!!, bunun da dinlemelere takılması, Eskişehir’e 250 bin lira gönderip Trabzonspor’a karşı asılmaları için bazı oyunculara paranın dağıtılması, Eskişehirsporlu futbolcu Doğa’nın sahanın ortasında kusması…” Ve daha envai çeşit entrikalar… Bunların hepsini 2015 tarihinde yazdığım Şike Şike Tapeler Yalanlar Gerçekler adlı 555 sayfalık kitapta anlattım.

Fenerbahçe’ye kumpas ha… Fetöcüleri kulübe kim üye yapmış? Onlarla halı sahada kim maç oynamış? Bunları belgelemek için onlarla kimler hatıra fotoğraf çektirmiş?

Sonra da Fenerbahçe ve şikecileri kurtarmak için yasa değişiklikleri, Fenerbahçe’nin 2 artı bir yıl UEFA’dan men edilmesi… Bunlar unutulmadı ama unutturulmaya çalışıyor. Ve buna da en çok Trabzonspor adına TV’lerde yorum yapanlar uyuyorlar! Neden? Eğer gerçeği söylerlerse programlara bir daha çıkarmayacakları korkuları olduğu için… Yani Trabzonspor’u sözde savunur görünen “simitçi, gazozcu, limoncu” veya başka türden yorumcu zatlar ağızlarına şikeyi alamıyorlar.

Bu ülkede şike Trabzonspor’a karşı yapıldı. Mağdur olan tek kulüp Trabzonspor’dur. Kimse Fenerbahçe’ye kumpas kurmadı. Kumpas Trabzonspor’a kuruldu. Fenerbahçe ile Aziz Yıldırım bir plan sonucu değil, tamamen tesadüfen yakalandılar! Şike tahkikatı, Giresunspor içinde yaşanan bazı spor dışı olayların emniyetçe takip edilmesi sonucu Olgun Peker’in telefon trafiğine takıldığı bilgisi üzerine başlatıldı. Suç örgütü soruşturması 02. 12. 2010 tarihinde başlatılmış, yasal takip sonucu Olgun Peker’in dönemin TFF başkanı Mahmut Özgener’le olan telefon konuşmaları dinlenmiş, oradan da Aziz Yıldırım’a sıçramış. Olgun Peker yasal olarak takip edilmese idi Aziz Yıldırım da izlenmeyecekti! Yıldırım, tam bir buçuk ay sonra izlemeye başlanmış. Yani tesadüfen! Şike kitabımda anlattığım gibi “Hiçbir kumpas tesadüfen kurulamaz!”

Trabzonspor adına konuşan futbol yorumcularına diyeceğim odur ki korkmayın, bu ülkede Fenerbahçe’nin şike yaptığını açıkça söyleyin. Söyleyemiyorsanız inin oralardan! Trabzonspor’un bunca yıldır laf gevezeliği yapan kişilere ihtiyacı olmadı, bundan sonra da olmayacak… Hele size, hiç... Bir Erman Toroğlu’nun tırnağı etmezsiniz. Keza haklarını yemeyeyim Ahmet Çakar, Reha Kapsal, Sedat Tunalı müstear adı ile Selahattin Kınalı’nın…

Bunları aslında futbolumuzun “ şeytan” unvanlı, eski futbolcu, şimdiki “özellikle” Fenerbahçe yorumcusu Rıdvan Dilmen’in yüzde yüzsüz futbol adlı tamamen taraflı programında kendi yandaşlarını satması üzerine yazdım. Aslında şike süreci, öncesi ve sonrasında “hepsi oradaydı.” Amerikalı dövüş sanatları aktörü, şarkıcı, yönetmen, yazar Steven Seagal’ın Türkçe’ye Kurşun adı ile çevrilen filminin bir sahnesinde, iyi bilinen bir polis amirinin kötü polis olduğunun anlaşıldığında repliği unutulacak gibi değil: “Şeytanın en büyük mahareti herkesi aslında olmadığına inandırmasıdır”

“Şeytan”ın kafasında ne olduğunu kim bilebilir?

KRALIN SOYTARILARI!

Önceki gece yine tuhaf bir rüya gördüm! Anlaşılan bu acaip rüyalar peşimi bırakmayacak! Rüyamda Trabzonspor kulübü başkanı sevgili Ahmet Ağaoğlu güya bir kraldı! Spor adamlarından “kral” olanını hiç görmemiştim doğrusu. Ama rahmetli Metin Oktay’a bu sıfat yakıştırılmış ve ona tacı başında temsili bir fotoğraf çekilmişti.

Aynı şekilde Ağaoğlu da başında tacı, elinde asası, üzerinde milattan önceki temsili pelerinle millete bakıyordu. Çok şaşırmıştım. Yanında iyi tanıdığım biri vardı. “Yahu dostum bu ne hal?” diye sordum. Tanıdığım “ Sesini çıkarma… Kral biraz öfkeli… Temizlik için harekata başladı!” dedi. Daha çok şaşırdım. “ Ne temizliği? Benim bildiğim Kral Ağaoğlu temizliği kendisi yapmaz, başkalarına yaptırır.” deyiverdim.

Tanıdık arkadaş: “İyi ya… Ben de onu demek istiyorum. Temizliği başkalarına yaptıracak. Bu konuda soytarı, yalaka bulmak zor değil… Daha şimdiden başlandı. Haberin olsun!”

Uyandım ama buna bir anlam veremedim. Benim bildiğim Ağaoğlu naif, centilmen bir insandır. Çevre temizliği yaptıracak biri de değildir. Çok düşündüm, bugünlerde kongre falan da konuşulmuyor. Acaba neye yorsam?

AKYAZI VE ŞEHİR HASTANESİ

Akyazı Şenol Güneş Spor Kompleksi’ne bitişik batıdaki dolgu alanında yapılması planlanan şehir hastanesi için ihale gerçekleştirildi. Koca bir alan, sanırım 400 dönümlük arazi… Halbuki o alana Trabzon’un yeni stadyumunun yanı sıra 24 saat yaşayan sosyal tesisler, otel, kafeteryalar, spor salonu, kulüp müzesi, kruvaze liman vs yapılacaktı. Karşılığında da Hüseyin Avni Aker, Yavuz Selim Sahası, Orman lojmanları, Akçaabat Fatih stadı alınacaktı. Alınacaklar alındı ama, sözler tutulmadı. Orada sadece stadyum yapıldı o kadar. Şimdi 41 bin 461 kişilik stadın yanına şehir hastanesi konduruluyor.

Esasında Akyazı’da büyük gürültülerle doldurulan alanda tesis yapmak için kıyı kenar kanununda değişiklik yapılmıştı. Kısaca buraya sadece spor tesisi yapılacaktı. O da kruvaze liman kapsamına sokulduktan sonra…

Bence bu seçim son derece yanlıştır. Şehir hastaneleri zaten tartışılıyor. “Bunca ekonomik sıkıntıya rağmen ne gereği vardı” diyen hiç de az değil… Eğer illa da yapılacak ise başka bir yer tespiti daha iyi olmaz mıydı? Ayrıca stadyumun yanında şehir hastanesinin telaffuzu dahi kulağa hiç hoş gelmiyor doğrusu…

HÜKÜMSÜZ KART!

Belediye otobüs kartımın vize süresi doldu. Ben de her uygar vatandaş gibi belediyenin bu işlere bakan birimine uğradım. Görevli önce otobüs kartımı istedi. Yetmedi basın kartımı da… Biraz baktıktan sonra “ Beyefendi, ‘gerçek kimlik kartınızı’ da istiyorum” dedi. “Kızım basın kartımı verdim ya…” dememe rağmen kabul etmedi. Sürekli basın kartını bize veren kurum Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı!!!Niye kabul etmiyorsunuz?” sorumu, “ Efendim bizim yapacağımız bir şey yok. Bizden böyle istiyorlar” diye cevapladı.

Belediyenin verdiği otobüs kartında kimlik bilgileri var. TC nosu da… Ayrıca fotoğrafta bulunuyor. Bu kartı zaten belediye vermiş. Kendi verdiği kartı kabul etmeyen belediye, basın kartını istiyor, ama ne gariptir ki evirip çevirdikten sonra bunu da kabul etmiyor. Halbuki basın kartında kimlik kartında tüm bilgiler var. Üstelik soğuk damga ile…

Bunun yerine nüfus idaresinin verdiği kimliği esas kabul ediyor. Bunu bir bankada da görmüş ve müdürle tartışmıştım. Anlayacağınız afralı tafralı basın kartlarının hiçbir hükmü yok. Süs için veriyorlar her halde… Ayrıca belediye üzerinde fotoğraf, kimlik bilgileri olan kendi verdiği otobüs kartını da kabul etmiyor! Bunca sorun arasında “Bu da dert mi?” diyorsanız, siz de haklısınız derim!!!

HAYRİ TEKELİOĞLU VE SEVİL HANIM

Çok değerli bir insan, bir spor adamı Hayri Tekelioğlu’nu yitirdik. TÜFAD Trabzon Şubesi Başkanı Tekelioğlu yaklaşık bir buçuk yıl önce geçirdiği bir rahatsızlık sonucu yatağa bağlı yaşıyordu. Aslında ölümcül bir sıkıntısı yoktu. Ama hayat onu çekip aldı. Ve doğruca kardeşi Suat Tekelioğlu’nun yanına gitti. Özü, sözü doğru, güvenilir bir insandı. Ağabeyi Sadi Tekelioğlu ile çocukluğumuzda yollarımız o kadar çok kesişti ki Hayri’yi taa o zamandan beri tanırdım. İyi ki tanıdım diyeceğim insanlardan biri idi. Her ölüm zamansızdır, biliyorum ama bu çok zamansız oldu be Hayri… Güle güle kardeşim, yolun açık olsun…

Ve Sevil Hanım da bu dünyadan el çekti. Sevil Özyazıcı, gerçek efsane teknik direktör Ahmet Suat Özyazıcı’nın çocukluk aşkı, çocuklarının annesi idi. Onu da mesleğe başladığım zaman tanımıştım. Son derece kibar ve nazik biri idi.

Ahmet Suat hocanın bu sıkıntılı günlerinde en büyük yardımcısı idi. Ama amansız hastalıkla daha fazla baş edemedi ve hayata gözlerini yumdu. Şimdi sadece Figen, Hakan, Can, Okan, gelinler, torunlar değil Ahmet Suat Özyazıcı da öksüz kaldı. Sevil Hanım’a rahmet, kalanlara baş sağlığı diliyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.