banner114
banner146

Kendini bilmek ve geldiği yeri unutmamak. Geldiği zamanı, geçtiği yolları, yaşadığı zorluk ve güzellikleri unutmayanın günü ve yarını da güzel olur.

Yıllar önce yolsuz, yokluk içinden, sürülerin ardından çıkıp yurt dışına giden bir insanın uzun yıllar yabancı ülkede yaşayıp yıllar sonra zorunlu kalıp memleketi aklına gelirse ve dönmek zorunda kaldığını, ata toprağının gerçek yuva, dertlerden saklanılacak sığınak olduğunu anlayıp döndüğünde ne olur.

Şunlar olur, eğer yıllarca gelmemiş ise ya da gelip de çevresini görmeden dönmüş ise o memleketini hala bırakıp gittiği gibi düşünmektedir.

O gittiği yıllarda ki gibi yolsuz, susuz ve elektriksiz bilir. Birde yanında kendini büyük ATATÜRK’çü olarak atamıştır. Çünkü ona göre Atatürk ona medeniyeti bahşetmiş ve o ülkesinde bulamayıp yabancı ülkelerde bulmuştur.

Bir gün olurda Atatürk gelirse o zaman ülkesine daha keyif ve istekle sahiplenerek dönmeyi beklemektedir.

Lakin pandemi denen illet veya zillet ona Ata yurdunu hatırlatmış iken gelmiş görmüş ve bir evi olmadığını, bağ bahçesinin dikenlik olduğunu görmüş yeniden çalışmaya başlamanın düşüncesinde hayal ve planları değişmiştir.

Bir ev yapmalı, belki de bağı bahçeyi işlemeli. Çoluk çocuk ve torunlar da gelmek zorunda kalacaktır. Bu sebeple doğru ve güzel bir şeyler yapmalı.

Derken kolları sıvayıp işe koyulmuş öyle böyle bir ev yapmış ve o evi Avrupa dediği, medeniyet dediği yerden gördükleri ile harmanlayarak şartları ortaya çıkan evin artık biraz da süslenmesi gerek.

Ee görmüş ya oralarda taşları ve ahşapları nasıl kullandıklarını. Nerden bulurum diyerek düşmüş yollara. Memleketimde olmaz, bilmezler düşüncesi ile rast gelir bir fabrikaya veya atölyenin kapısına. Durur bakar ve selam verip içeri girer.

Elinde birkaç yapay parça ve inşaatına başladığı günden bu yana onun paralarını söğüşleyen birinin pençesi ve düşüncesinde kalmış.

Önün çıkan ilk kişiyle başlar konuşmaya. Önce istediğini anlatmaya çalışır fakat ne bilsin onun istedikleri eskimiş ülke çok daha ileriden gitmekte. Bu düşüncesi ona tatlı bir fırça attırır, ardından bir senden bir benden dökülür düşünce ve bilgiler.

O da var buda yapılır, bu Avrupa’da öyle, bizde de böyle aşmışız derken şaşkınlığı ve pişmanlığı yüzüne yansımaya başlar. Davranışları değişmeye başlar ve o bildikleri alt üst olur.  

Hiç zoruna gitmez öğrenmek, çünkü o yaşamı boyunca yabancı ülkede hep ikinci sınıf vatandaşı olduğundan hep bilmeyen öğrenen olduğundan artık kendi ülkesinde de öğrenmeyi benimsemiştir.

Ülkesine uğramadan ve beğenmeyerek hiç geriye bakmadan geçen zamanın boşa giden bir zaman olması, bunu anlamış ve çok geç kalmışlığın verdiği derin düşüncelerde duraksayıp karşıki dağları inceledikten sonra gözleriyle. Artık ne yapacağını bilmekte ve derin bir kararlılık içinde yarınlarına dönmek durumunda olduğu anlayarak adımlarını hesaplamaya başlar.

O artık yaptığı hatayı bıraktığı büyük boşlukları doldurmanın heyecanı ile yaşının gerisinden adımlarını yerleştirip gittiği son dönemeci önüne alarak daha heyecan ve daha hırs ile geçen elli yılı arşınlamaktadır.

Belki pişman belki utanmış kim bilir belki de yorgun. Lakin hala kendince en ATATÜRKÇÜ kendisini görerek yürümektedir. Lakin bunun yanında aslında gerçek Atatürkçülerin memleketinde kalıp her şeye rağmen vatanına hizmet ederek bu günlere getirenlerin olduklarını da bilmektedir. Bilmese de bunu her seferinde Karadeniz’in hırçın dalgası gücünde yüzüne çarpmaktadır.

Üç beş yaldızlı söz ve birkaç ballanmış ekmek parçasına aldanarak kimse memleketini hakir görmesin. Kimse Ata topraklarını yozlaştırmasın…

Selam Saygı ve Sevgilerimle…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.