banner114
banner146
banner122

İddialı olmak, iddialı söylemlerde bulunmak eylemde başarı yoksa boşunadır! Sadece kendini ve karşısındaki avutmaktır. İddianın gerçekleşebilmesi için şartlar, zemin ve zaman lehinde olacak! Eğer bunlar uygun değilse ancak havanda su dövülmüş olur!

Bu girişi Abdullah Avcı’nın Erzurumspor maçı öncesi düzenlediği basın toplantısına atıfta bulunmak için yaptım! Avcı son derece iyi hazırlanmış bir basın toplantısı yaptı. Kendine çok güvenen bir havası vardı. Bunda pek haksız sayılmaz ama, daha önce dediğimiz ve her zaman söyleyeceğimiz gibi “Burası Trabzon”, burada her şey yeniden başlar, burada geçmişin hükmü yoktur. Bu sözler zamanla Avcı’nın beynine yerleşecek. Bundan rahatsız olabilir ama ne yaparsa yapsın bundan kurtuluşu yok! Eğer sokağa çıkarsa bir çocuk, bir bayan, bir yaşlı amca önünü kesip hesap soracak!!!

Avcı’nın elinde iddialarını gerçekleştirebilecek bir kadro yok! Bu açık! Eğer “Yok ben bu kadro ile zirveye oynayacağım! “ derse bekler ve eyleme bakarız. Ama, “ Ara transferde 4-5 nokta oyuncu alacağız. Başarıyı öyle yakalayacağız” derse, o zaman bu sözü bir yerlerden hatırlıyoruz düşüncesi ile “eyvah, biraz dur bakalım!” deriz!

Bu kulübün artık borçlanmaya mecali kalmadı. Önümüzdeki sezondan itibaren yapılandırılan dağ gibi borçlar ödenmeye başlanacak! Eğer transfer yapılacaksa bu borçlar artacak ve ödenmesi imkansız hale gelecek. Bunun için eğer Avcı başarıyı yeni transferlerle düşünüyorsa işimiz yine zor demek!

Bir de Avcı gibi iddialı bir adamı takımın başına getiren güç, onun transfer isteyeceğini de biliyor olmalı… Sanırım başkan Ahmet Ağaoğlu buna hazırdır ve bir cevabı olacaktır. Ben ise takımın artık kendi yağı ile kavrulması taraftarıyım. O zaman da denecek ki “Madem öyle Avcı’yı niye aldık?” Evet, ama gerçekler farklı ve acı… Bunu daha da acı hale getirmenin faydası yok. Zaten naklen yayından başka geliri olmayan Trabzonspor’un bu denli iddialı olabilmesi neredeyse imkansız… Transfer düşüncesi bile beyin yakıyor, bilesiniz!

TÜDEŞ’İN GÖZÜNDEN…

Kısa adı KTÜ olan Karadeniz Teknik Üniversitesi eski rektörü sevgili Prof.dr. Türkay Tüdeş, 40 yıla yakın kaldığı Trabzon’dan ayrılarak Ankara’ya yerleşeli hayli zaman oldu. Kendi gitti ama aslen Çanakkaleli olmasına rağmen aklı hep Trabzon ve Trabzonspor’da kaldı. Tüdeş, bizlere rahmetli gazeteci ağabeyimiz Ziyad Nemli’nin emaneti idi. 1965 yılında genç bir akademisyen olarak geldiği Trabzon’da KTÜ’nün emekleme dönemlerinde, Maşatlık’taki geçici binasında göreve başladı. Sonrasında kendini 8 yıl rektörlük yapacak seviyeye getirdi ve üniversitelerde kendi alanında okutulan onca kitaba imza atarak arkasında kadim ve ebedi dostluklar bırakarak Ankara’da otağ kurdu!

Tüdeş, hiç boş durmuyor ve hala çalışıyor. Sık sık da araşarak Trabzon, Trabzonspor ve eski günleri konuşuruz. Trabzonspor’un en eski üyelerinden olan Tüdeş hali ile divan kurulu üyesi…

Trabzon Allah’ın özenerek yarattığı özel bir şehir. Atatürk Alanı’ndan taa Toklu’ya kadar neredeyse yüz metre yükseklikte dümdüz bir arazi üzerine kurulmuş. Türkiye’nin en çok yağış alan illeri Rize ve Giresun’un ortasında bulunmasına rağmen sanki özel klimalı bir yerleşim yeri… Ne çok sıcak, ne çok soğuk. Düşünün Karadeniz’de Hopa’dan Samsun’a kadar doğal havalimanı yapılacak tek yer Trabzon’da… Dünya’da şehir içinde 5 - 10 dakika içinde hemen her merkezi yere gidilecek tek havalimanı belki de Trabzon’dadır!” diyen Tüdeş kısa bir Trabzon haritası çıkarıyor!

Çoğu Trabzonlu’nun bilmediği, yetişmediği ama dimağlara kazınan tarihi opera binasını, 1940 ve 50’li yıllarda oynanan tenis müsabakalarını, restoranlarda piyano eşliğinde, tek tip kıyafetli bayan garsonların hizmet ettiği restoranları anlatıyor.

Sonra da elbette Trabzonspor“Trabzonspor yendiği zaman 3 gün televizyon başından ayrılmıyorum. Yenildiği aman ise aynı süre içinde hiçbir yere bakmıyorum. Burada arkadaşlar “Trabzonspor’un ne özelliği var?” diye sorduğunda “Herkes futbolu biliyor. Bunu gerçek anlamda söylüyorum. Bakkalı, berberi, boyacısı herkes futbolla ilgili. Zaten büyüklüğü bu sevgi meydana getiriyor. Trabzonlular içinde doğal olarak başka kulüp tutulmaz. Tutanlar da kendilerini gizler. Zaten bilinirse ayıplanacaklarını da bilirler. Aidiyet duygusu en üst düzeydedir.” diyorum, millet şaşırıyor. Çünkü ülkemizde millet alışmış 3 büyüklerden birini tutmaya! “Niye bu kulüpleri tutuyorsunuz?” diye sorsan, doğru dürüst cevapları yoktur. Belki de güçten yana oldukları içindir…”

Trabzonspor’un o şaşalı yıllarının tümüne canlı tanıklık eden ve fanatik bir taraftar olan Tüdeş’in kurtuluş reçetesi de şöyle:

“Elbette Trabzonspor da eskiyi mumla arıyor. Hani o Şenol, Turgay, Necati, Kadir, Cemil, Bekir, Ali Yavuz, Tuncay, Ali Kemal, Necmi, Ahmet’li kadrolar? O kadrolar bir daha geri getirilemez ama, en azından yerli sayısı artırılabilir. Trabzonspor’un şampiyonluklarında tek yabancı yoktur. Ahmet Suat Özyazıcı, Özkan Sümer gibi teknik adamlar bir daha gelir mi? Ya Şamil Ekinci, Ahmet Celal Ataman, Nizamettin Algan, Süha Akçay, Utku Bozoğlu, Besim Kahraman, Salih Erdem gibi yöneticiler? Mümkün değil ama Trabzonspor’un kurtuluşu kadrodaki yerli sayısının artmasına bağlıdır. Belki de şampiyonluğu ancak böyle kazanır. Bu nedenle yetiştirdiği oyuncuları satarak değil, onları artırarak ve daha çok sorumluluk vererek zirveye oynamalıdır. Futbol elbette evrensel bir oyun ama Trabzonspor özüne ne kadar yaklaşırsa ancak tekrar eski günleri yakalama şansına sahip olur.“

YUSUF YAZICI

Yusuf Yazıcı Trabzonspor’un yetiştirip Avrupa’ya gönderdiği nadide bir yıldız oyuncu… Geçen sezon iyi başladığı ligde geçirdiği sakatlık şokunu üzerinden attı ve son haftalarda Fransa’nın Lille takımını sırtlamaya başladı. Çok daha büyük bir kulübe gitmesi mümkün görünüyor. Umarım böyle olur ve bizi gururlandırmaya devam eder. Kişisel olarak kaça satılırsa satılsın ben Trabzonspor’da kalıp bu kulüpte şampiyonluk yaşamasını isterdim. Giden gitti, bir daha geri dönmesi imkansız. Bu nedenle başarılarının devamını dilemekten başka yapacak bir şey gelmiyor elimizden…

Yusuf Yazıcı ile gurur duyuyoruz ya, bazılarına ise gülüp geçiyorum!!! Çünkü, son senesinde Yusuf için tribünlerden yapılan homurtuları hatırlıyorum da “Bu şehir niye böyle?” sorusu geliyor aklıma… Çünkü, aynı şeyler Abdulkadir Ömür, Hüseyin Türkmen ve kaleci Uğurcan için de yapılıyor ne yazık ki… Üstelik bunu yapanlar sıradan insanlar değil! Elimizdekilerin değerini bilmez isek gittikleri zaman başarıları ile ancak avunuruz. Bu nedenle aman kendi çocuklarımıza daha özenle bakalım. Bu çocuklar elbette hata yaparlar, ama asla yanlış yapmazlar!

Bu kulüpten şampiyonluklar dönemindekileri saymasak, özellikle son 25 yılda çok oyuncu gitti. Trabzonspor’da iken yıldız mertebesinde olan bu oyunculardan Ogün, Abdullah, Şota, Hami, Tolunay, Ünal ayrıldıktan sonra hep aranmadı mı? Ama bizler Soner Boz’a, Hamdi Aslan’a daha çok tepki gösterdik! Niye? Çünkü bunlar kendi öz evlatlarımızdı da ondan!!! Ya sonraları? Fatih Tekke, Gökdeniz Karadeniz, sonra Yattara gittiler. Yerleri doldu mu? Hele Fatih Tekke ile Gökdeniz Karadeniz’in satılmasına bu kentte açık açık bir tek ben karşı çıktım. Yerel basın, ulusal basının temsilcilerinin neredeyse tamamı “ Satın gitsin” modunda sert yazılar yazdılar! Neyse ki tümünü kesip sakladım!

Yusuf’un satışı bence yanlıştı. Ne kadar para ederse etsin kalmalıydı. Ama ekonomiyi de düşününler gitmesini istediler. Şimdi ise Abdulkadir’ler ve Uğurcan’a sahip çıkalım hiç olmazsa… Yusuf da ders olmayacaksa kim olacak?

GÜNEŞ’DEN İNTİKAM İSTİYORLAR!

Milli takım küme düşmüş!!! Vah vah vah… Nerede küme düşmüş? Uyduruk bir Milletler Kupası turnuvasında!!! Bu nedenle milli takım nezdinde Şenol Güneş taşlara çalınıyor, yerden yere vuruluyor! Elbette eleştirilecek çünkü, takımın sorumlusu o… Gazetecinin en büyük silahı eleştiridir! Ama insaf… Eleştirinin namusu olmalı… Bunlar eleştiri değil, hakaret, aşağılama, hatta yok etme gayreti…

Bunları Şenol Güneş milli takım teknik direktörü olduğu için değil “Trabzonlu” olduğu için, ne olursa olsun Trabzon aidiyeti taşıdığı için yaptıklarında eminim! Çünkü çoğunu çok iyi tanıyorum. Neredeyse çoğu aynı kafadadırlar! Bunları 2002’den itibaren deşifre ettim. Güneş Doğudan Yükselir adlı kitabımda kirli çamaşırlarını ortaya döktüm.

2002’de Güneş’i yemek için yapmadıkları saygısızlık, etmedikleri hakaret ve hokkabazlık kalmamıştı. Sonunda rezil rüsva olanların içinde kalan uhdedir bu hakaretler! O zaman iddiaları gerçekleşmediği, Güneş başarılı olduğu için alamadıkları intikamı, 2020’de trışkadan nağme bir turnuva için tam 18 yıl sonra almaya çalışıyorlar. Çünkü ön görülerinin, dediklerinin, yazdıklarının hiçbir karşılığı yoktu ve olmamıştı da… Bunlar eleştiri değil, intikam atışlarıdır! Bunların utanması da yok! Bunlardan biri olan merhum Kazım Kanat yaptığı onca rezilliklerden utanmış ve “ Güneş bana insanlık dersi verdi!” diyebilmişti!

Küme düştüğümüz lig uyduruk bir turnuvadır. Hazırlık maçlarının ciddiyeti bile yoktur. Diyelim ki bu turnuvada küme düştük. Peki önümüzdeki yıl yapılacak Avrupa Şampiyonası finallerine nasıl katılıyoruz o zaman??? Var mı cevabı olan? Yok! O zaman oturun yerinizde… Avrupa Şampiyonası finalleri öncesi de milli takım yine küme düşmüştü. Hatırlayan var mı? İşte o takımı Güneş aldı ve dünya şampiyonu Fransa’dan iki maçta 4 puan alarak finallere taşıdı. Daha önce de dünya üçüncüsü olmuştu. Belki unutan vardır diye hatırlatıyoruz. Bunu aynı teknede kürek çekmeye çalışan Trabzonlu ve Trabzonsporlular da unutmasın!

Haa şunu da yazayım: Şenol Güneş kendisini ağır eleştiri okları ile adeta hakaret yağmuruna tutanlara 2002 Dünya Kupası finallerine gidecek olduğumuz zaman yaptığı basın toplantısının sonunda söyle demiş ve toplantıyı bitirmişti: “Türküm, adamım, Trabzonluyum!!!”

ALİ AKYÜZ!

Ali Akyüz sürekli eleştirdiği Trabzonspor’u nihayet biraz umutvar buldu! Kim mi Ali Akyüz? Mahallemizin bakkalı… Trabzonspor’la yatıp onunla kalkan bir fanatik… Yıllardır işinden artan zamanla Trabzonspor’un peşinden giden Ali AkyüzBu sezon takımı izlemek eziyet verici idi. Ancak geçen hafta rakibe pozisyon vermesine rağmen biraz takım savunması, biraz mücadele ile içimizi ısıttı. Ancak bu yeterli değil ve savunma anlayışımız mutlaka değişmeli…” diyor. Ne diyelim? Taraftar eksiğin nerede olduğunu biliyor. O yüzden burası Trabzon… O yüzden herkesin bir fikri var. Sadece bu sesler duyacak kulak ayırıyor, o kadar…

YİNE HAKAN ÇALHANOĞLU

Tekrar olacak ama Hakan Çalhonoğlu yine gündemde… Hayır, bizim veya benim gündemimde değil… İtalyan basınının ilgi odağında… Ama bu defa övgü ile değil yergi ile gündeme oturdu! İyi futbolcu olduğundan kimsenin şüphesi yok. Zaten bunu gösteriyor. Bu nedenle zamanında Trabzonspor ona talip olmuştu.

Beni takip edenler hatırlayacaktır. Bu konuda çok yazı yazdım. Trabzonspor zamanında bu oyuncu ile anlaşmış, peyini vermiş, karşılıklı senetler imzalanmış ama son anda parayı aldığı halde Trabzonspor’a gelmemişti. Sonunda iki taraf mahkemelik olmuş, davayı Trabzonspor kazanmış, hem verdiği parayı geri almış hem de Hakan, Avrupa’da futboldan 4 ay men edilmişti.

Sıkıntı kendinde mi, babasında mı, yoksa menajerinde mi bilemem ama, melek yüzlü görünmesine rağmen orta yerde bir arıza var! Bakın Milan gibi bir takımda banko oynamasına rağmen başka yerlere gitmek için Milano kentini de karşısına aldı. Basın ve taraftarca sevilmediği kesin… Bir de sürekli onunla kıyasladığımız bizim Yusuf Yazıcı’ya bakın… Türk düşmanlığı ile ünlü, Lille taraftarı olmayan Fransızlar bile çocuğa hayran… Ne de olsa Trabzon kent kültürü ve Trabzonspor sevgisini almış… Ya Hakan Çalhanoğlu? Gurur duymaya çalışıyoruz ama bu tutumu Türk İmajı’nı zedeliyor.

YEREL BASIN VE TRABZONSPOR!

Yerel basını anlamakta güçlük çekiyorum. Trabzonspor’u nasıl takip ediyorlar, izliyorlar mı, izlemeye kimi gönderiyorlar bilmiyorum ama yazılanlarla Trabzonspor gerçekleri hiç uyuşmuyor. Hafta içinde yerel basında, internet sitelerinde ne yazılmışsa, hafta sonu tersi oluyor? Sevgili dostlar, kardeşler, küçüklerim her idmandan sonra kesin bilgi diye verdiğiniz haberleri sonradan kontrol ediyor musunuz? Sağlama, öz eleştiri yapıyor musunuz? Yoksa takıldığınız bir veya birkaç haber kaynağı sizi yanıltıyor olmasın! Aman dikkat edin, kendinizi kullandırmayın, kimseye alet olmayın… Tabii eğer bu işi yapacaksanız!

LİGLER ANLAMSIZ!

Futbol liglerinin bu şekilde oynatılması son derece tatsız, tuzsuz ve de anlamsız! Sadece futbol değil basketbol de öyle, voleybol ve hentbol de… Çünkü seyirci ve taraftar yok! Bu sporun asli unsuru seyirci olmayınca futbolun gerektirdiği heyecan ve gerilim de yok. Böyle olunca ne futbolcuda, ne teknik adamda baskı oluşmuyor. halbuki sporda kontrollü baskı ve gerilim bana göre gereklidir! Adrenalinin yüksek oranda salgılanmasa zaten o spor yapılamaz! Baskıyı sadece yöneticiler görüyor!!! Çünkü ödemeleri bir şekilde yapmak durumundalar. Bu da şunu gösteriyor ki özellikle futbol ve basketbol sadece ve sadece ekonomik çıkarlar için oynanıyor! Bu ekonomik çıkarlardan kasıt, futbolcu ve teknik adamları kastetmiyorum! Bu sporların katma değerinden yararlanan o kadar çok kesim var ki saymakla bitmez. İşte bütün dünyada futbol korona visüse rağmen sadece ve sadece ekonomik çıkar için yapılıyor. Bu da futbol ve spor kesimini hayati tehlikeye atıyor ama kimin umurunda? Futbol kesimi kobay olarak kullanılıyor bence… Bu nedenle diyorum ki ligler anlamsız. Bütün dünyada böyle giderse tümden iptal edilmesi söz konusu… Demedi demeyin!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.