banner114

Kornovirüs önlemleri kapsamında Mart ayı boyunca sosyal ilişkilerimizi azaltma çabası, kısmi sokağa çıkma yasağı ve “evde kal” kampanyalarıyla sıkılaşarak devam ediyor. Okullar tatil oldu. Dönüşümlü ve evden çalışma başladı. Toplu yapılan bütün işler, eğlence yerleri ve toplu yaşam alanları kapatıldı. Şehirlerarası ulaşım kontrol altına alındı. Büyük şehirlere giriş-çıkış yasaklandı. Bütün bu önlemlere harfiyen uymamız ve evde kalmamız gerekiyor.

Sosyal hareketliliğimizi %90-95 oranında kaybettik. Meşru veya gayri meşru bizlere haz veren, kahvehane, kafe, sinema, tiyatro, meyhane, gazino, diskotek ve değişik mekânlara, eğlence yerlerine, hatta camiye bile gidemiyoruz. Arkadaşlarımızla bir araya gelemiyoruz. Dersliklerde öğrenciler, dükkânlarda müşteriler, statlarda sporcu ve seyirciler, camilerde cemaatler, sokaklarda kalabalıklar ve serseriler yok. Trafik çok açık, şehirlerarası yollardan tek tük araç geçiyor. Lüks restoranlara, piknik alanlarına, alışveriş mekânlarına, tatil beldelerine veya akraba yanlarına varamıyoruz. Sadece yanımızda eşimiz çocuklarımız var. Belki annemiz babamız veya torunlarımız, yeğenlerimiz var. Hepsi bu kadar, sığınağımız evimiz

Modern yaşama biçiminin hayatımıza soktuğu koşuşturma, zamanla yarışma ve hız kavramı bizi aşırı stres altına sokmuştu. Öyle ki, eşimize ve çocuğumuza, anne ve babamıza, akraba ve yakınlarımıza, dostlarımıza, kendimizi tanımaya,  hayatı, varlığı sorgulamaya, hayatın sır ve anlamına ermeye vaktimiz yoktu. Yetişmeliydik, trafiğe, işe, toplantılara, eğlenceye, dışarıdaki hayata… Var olabilmek için tanınmalıydık, bilinmeliydik, şöhret, prestij kazanmalıydık. Artık büyük balık küçük balığı yemiyor; hızlı balık yavaş balığı geçiyordu.

Koronavirüs salgını, aşırı sosyalleşmiş hayatımızdan, bir süreliğine, bizi vazgeçmeye sürükledi. Bu bizim için ve yaklaşık evinde kalan 4 milyar insan için zorunluluğa dönüştü. Sigara, kahvehaneye gitme ve geceleri dışarı çıkma gibi küçük tutkularımızı bile terk edemiyorduk. Alışkanlıklarımızı terk etmek, hem de birden, yaşam biçimimizi değiştirmek çok zordu.

Fakat her zorluğun yanında Allah bir kolaylık vermişti. Her zorluk yeni bir imtihan ve üstesinden geldiğimizde kazancımızdır. Hayırdan şer çıkması mümkünken, şerden de hayır çıkabilir. Ayrıca her musibet, hata ve günahlarımızın sonucu olsa bile mükâfatın başlangıcı değil midir?

Şimdi iki yüzyıldır koştuğumuz dış çevreden, bir-iki aylık geçici bir sürede olsa, evimize, kendimize geri döndük. Ne yapmalıyız? Evde güven içinde bize ikram edilmiş 24 saati nasıl ihya ve ibka etmeliyiz? Eve mahkûmiyetimizi kazanca çevirmenin bir yolu yok mu? Soruları zihinlerimde… Malcolm X hapishaneyi hayatının amacını bulmak için üniversiteye çevirmişti. Bizde bu kısa sürmesini umduğumuz süreyi kazanca dönüştürebilir miyiz?

Evde kalarak, kendi sağlığımızı, sevdiklerimizin çanlarını koruyabiliriz. Ailemize sarılarak, onları anlayarak, yuvamızı sevgi ve mutluluk dolu cennetimiz yapabiliriz. Okuyarak, tefekkür ederek, kendimizi hissederek ve tanıyarak, hayatı, insanlığı, varlığı ve Allah’ı daha iyi anlayabiliriz. Mahkûm olduğumuz yaşam şekli bizi birçok günah ve hatadan uzaklaştırdı, geçmiş hata ve günahlarımızdan pişmanlık duyarak, tövbe edip manen temizlenebiliriz.  İbadetlerimizi içten ve zamanında yaparak uhrevi kazançlarımızı yükseltebiliriz. Kendimiz, ailemiz, milletimiz, Müslümanlar ve insanlık için dua ederek manen insanoğlunun koronavirüs mücadelesine destek olabiliriz.

Fakat evde de beden, ruh ve sosyal sağlığımızı tehdit eden tuzaklarımız var. Hareketsiz kalarak ve sıkıntı gidermek için yiyerek şişmanlayıp beden sağlığımızı, korku ve panik içinde kalarak ruh sağlığımızı, sanal âleme veya TV seyretmeye dalarak ve sanal harcamaların cazibesine kapılarak sosyal ve ekonomik sağlımızı kaybedebiliriz. Ayrıca bize düşünmek, anlamak, değişmek veya gelişmek için tanınmış olan bu fırsatı anlamsız geçirerek manen ve madden kaybedebiliriz.

Şu kesin, mahkûm olduğumuz yeni yaşam biçimimizde haz ve hız dönemi bitti. Anlayanlar için inziva ve tefekkür dönemi başladı. Bu süreçten kaybetmişte çıkabiliriz, kazanmışta… Tercih bizim, imtihan devam ediyor…

Evde kal, hayata kal… Düşün anla ve geliş, sağlıcakla kal

Doç. Dr. Sedat Bostan

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Harun Çam 2 ay önce

Teşekkürler hocam, güzel bir yazı olmuş. Allah razı olsun. Allah'a emanet olun.