Trabzon’dan Bir Başarı Öyküsü: Bahattin Görsoy

Trabzon’dan Bir Başarı Öyküsü: Bahattin Görsoy. Çınarımız Bahattin Görsoy, geçmişte bu anıları fazlasıyla yaşayan, mücadele azmi ve kararlılığı ile hayatını sürdürmeye çalışan bir şahsiyet…

Gökhan Türkay
Gökhan Türkay Tüm Haberleri
Büyütmek için resme tıklayın

İnsan, yeryüzüne adımını attığı ilk andan itibaren büyük bir hikâyenin içinde doğar. Yaşadığı çağ, içinde bulunduğu toplum, zorluklar, çileler, kültürel geçmiş, örf ve adetler bu büyük bir yaşam hikayesini belirleyen temel unsurlardır. Her adım, her nefes, alınan her karar, yaşanan acılar ve sevinçler yürünen her yol yaşayarak yazdı- ğımız metnin cümleleri gibidir. Çınarımız Bahattin Görsoy, geçmişte bu anıları fazlasıyla yaşayan, mücadele azmi ve kararlılığı ile hayatını sürdürmeye çalışan bir şahsiyet…

Trabzon’dan Bir Başarı Öyküsü: Bahattin Görsoy

Zorlu geçen günler Babamın annemle evliliği maceralı geçti. 1930 yılında annem Sürmene ilçesinden Keleş ailesinden Arsin’e gelin geldi. Düğün gününde Arsin’de silahlı bir olay oldu. Jandarma düğün konvoyunun önünü keserek geri gönderiyor.

Olayla ilgili babam hapse giriyor. Yargılandıktan sonra idama mahkûm oluyor. İdamlar mecliste onaylanacağı için dosya Ankara’ya gidiyor. Ailemiz tarafından tutulan avukat Osman Cudi, mecliste babamın olay günü giydiği elbiseleri havaya kaldırıp, “Bu kadar kurşun yiyen adam nasıl idam olur, nefsi müdafaa yok mu?” diye savunma yaptı. İdamı meclis bozunca, babam tekrar yargılanıyor.

Cezası kesinleşmeyince babam hapishaneden çıkıyor, tekrar gidip annemi istiyor. Bu şekilde evleniyorlar. Babam yeniden yargılandıktan sonra 10 yıl ceza aldı. 3 yıl hapishanede yattıktan sonra çıktı. Ben de, yoksulluğun hü- küm sürdüğü 1940 yılında Arsin (Kolefter) Orta mahallesinde doğdum. Doğduğumda benim önümde iki ağabeyim vardı.

1952 yılına kadar aynı evde amcamın ailesi ile birlikte yaşadık. Evde yer olmadığı için akşamları balkonda yatıyordum. Kışın başıma kar yağdığını çok iyi hatırlı- yorum. Çocukluğumda bir bakkal lafı dolaşır dururdu. Ben de merak ederdim sürekli. Daha sonra öğrendim ki, babam aynı mahallede bir bakkal dükkânı işletiyordu. Oyun oynayacak yaşa geldiğimizde kom- şu çocuklarıyla babamın dükkânının önünde, bugünün çocuklarınca, oynanması bir yana, adı dahi işitilmemiş, uzuneşek, çelikçomak, saklambaç, seksek, birdirbir oyunlarını oynardık. Zaman zaman babamın yanına gider, dükkânın içindeki alçak ahşap sandalyeyi alır, babama yakın otururdum. Neler yaptığını, eşyalarını, insanlarla olan diyaloglarını gözlemlerdim. O yıllarda bakkallarda çocukların yiyebileceği hiçbir şey yoktu.

Köylüler babamın dükkânında sık sık bir araya gelip aldıkları koyunu keserek (Kurama) büyük kazanların içinde pişirir topluca yerlerdi. Amaç, bir araya gelip dayanışmayı sağlamaktı. 10 yaşında inek gübresini sırtımda taşıyordum Çocukluk yıllarında doktor yoktu. Annem kırık çıkık işlerine bakıyordu. İnsanlara bu konuda çok büyük faydaları dokundu. Bir gün Van’dan çok güzel hakiki bal getirmişlerdi. Annem insanların sağlık sorunlarıyla ilgilendiği için milletin ayaklarına bal sürerdi. Ben de bir gün, “Anne bunlardan para alıyor musun?” dedim. “Oğlum biraz da sevap kazanalım” diye cevap verdi. Binlerce insanı tedavi etmişti.

10 yaşındayken annem her sabah erken kalkar beni uyandırır ahırdaki inek gübresini sırtıma yükler, beraber tarlaya taşırdık. Sabah 8’de de okula giderdim. 1947 yılında anneannem bir gün ilkokul birinci sınıfta okuyan ağabeyimi alıp Sürmene’nin Madur dağı Kurtlusu yaylasına çıkıyor. Döndükten sonra ağabeyim sahilde inek beklerken mısırın sapına basıyor ve ayağına batıyor. Babam merkezde fırın çalıştırıyordu. Ben de, babamın yanındaydım. Babama haber verdiler, onu alıp Trabzon’a hastaneye götürdü.

Bize de, “Köye gidin annenize bir şey söylemeyin” dedi. Eve gelince annem, “Babanız nerede” diye sordu. Biz bir şey demedik, ısrar edince ben de dayanamadım; söyledim. Hiç unutmuyorum annem ağlamaya başladı. Babam birkaç gün hastaneden gelemedi. Haber de alamıyorduk. Yol yok, iz yok annem de gidemedi. Biz zaten çocuktuk, gidemiyorduk. En son annem yanına gitti ama nafile… Ağabeyim 11 gün sonra tetanos tanısıyla tedavi gördüğü hastanede 10 yaşında hayatını kaybetti.

İlkokulda hayatımın en acı gününü yaşadım Arsin Kolefter ilkokuluna kayıt yaptırmıştım. Okulun başladığı ilk günde sınıfa girdim. Baktım ki, iki sırada siyah çelenkle birlikte fotoğraflar koymuşlar. Biri ağabeyimin, diğeri de trafik kazasında ölen bir çocuğundu. Ağabeyimin resmini görünce ağlamaya başladım. Öğ- retmenim yanıma geldi, “Oğlum niye ağlıyorsun” dedi. “Bu resim benim ağabeyimdir” dedim. Bana sarıldı, öptü ve sakinleştirmeye çalıştı. Okulda zeki öğrencilerin arasındaydım. Mahallemizdeki su projesi tamamlanmıştı. Trabzon Valisi okulun önündeki merasime gelmişti. Bana orada kalabalık karşısında şiir okuma görevi vermişlerdi.

Okulda görev yapan Bilge Cebeci öğretmenimizin kardeşi lisede okuyordu. Ayrıca Yomra Şana köyünden Osman Karslı isminde bir öğretmenimiz daha vardı. Beni çok seviyordu, sürekli okullar arası yarışmalara sokardı. Bir gün Bilge hanıma dönerek, “Kardeşinle, Bahattin’i yarıştıralım” dedi. Kendisi de kabul etti. Ben ilkokuldayım, çocuk lisede. Tüm öğretmenler ve öğrenciler toplandılar, bizi de karşılarına aldılar. Çok soru sordular. Ben hepsine cevap verdim.

Trabzon’dan Bir Başarı Öyküsü: Bahattin Görsoy

Öğretmenin kardeşi bazı sorulara cevap veremedi. Bilge öğretmen orada ağladı. Hatta şu anda İstanbul’da avukatlık yapan ve o dönemde Yenimahalle ilkokulunda okuyan Osman Zeki Şen’in okulunda bilgi yarışmalarına katıldım. Çok başarılı olmuştum. Babam beni ortaokula göndermedi İlkokuldan mezun olduğum yıl yaylaya çıkarken tüm ortaokul kitaplarını yanıma alarak, hepsini ezberledim. Arsin’de ortaokul yoktu ama Sürmene’de vardı. Okul zamanı gelince heyecanla okula gideceğim günü bekliyordum. Bir gün sabah kalktık babam anneme dedi ki, “Ben Bahattin’i okula göndermiyorum”.

Ağlamaya başladım. O da bana dönerek, “Okula gidenler gâvur oluyorlar” dedi. Büyük dayım geldi, babama yalvardı, “Etme bu çocuğu okula gönderelim” dedi. Babam yine kabul etmedi. Ben de okula gidemedim. Trabzon Değirmendere’de torna atölyesinde ağabeyimle çalışmaya başladım. Daha sonra Arsin’e gelerek balıkçılıkla uğraştım. Askerlik ve İstanbul maceram! 1960 yılında askerlik çağına gelmiştim. Arsin’den 15 arkadaşla birlikte yaya olarak Trabzon’a geçtik. Limanda bekleyen gemiye binerek yola girdik. Yolda giderken gemi beni çok kötü tutmuştu. 4 gün süren zor bir yolculuğun ardından İstanbul’a vardık.

Buradan askerliğimin ilk yeri olan Denizli’ye geçtim. Daha sonra Balıkesir ve Ankara’da askerli- ğimi bitirdikten sonra İstanbul’da ikamet eden dayımın yanına gittim. Kendilerinin Tahtakale’de bardak atölyesi vardı. Yanlarında çalışmaya başladım. Bir gün atölyenin önünde dayımla birlikte birini konuşurken gördüm, yanlarına gittim. Kendisinin torba kâğıt fabrikası sahibi olduğunu söyledi. Fabrikayı satacağını, benim almamı istedi. Benim de elimde 10 lira param vardı.

Kendisine onu verdim, diğerini daha sonra ödemek üzere fabrikayı aldım. Anneannem, “Oğlum sen git, baban ve anneni gör ondan sonra gel işine başla” dedi. Bu arada benim dayımın bir dilsiz kızı vardı. Onu bana vermeyi düşünüyorlardı. Anneannem de buna karşı olduğu için benim oradan gitmemi istiyordu ama bana açık diyemiyordu. Ben de İstanbul’dan Arsin’e döndüm. Babam bana daha önce evlilik konusunda tavır koymuştu. “Bak oğlum sanma ki, o işi unuttuk. Eğer burada duracaksan o kızı alacaksın” dedi. Bir hafta durduktan sonra, “Ben İstanbul’a gidiyorum” dedim. Annem ağlamaya başladı.

Trabzon’dan Bir Başarı Öyküsü: Bahattin Görsoy

Ben de annemin ağlamasına razı olamadım, İstanbul’a gitmekten vazgeçtim. Aldığım torba kâğıt fabrikası dayılarıma kaldı. Bir hafta sonra merkezde kendi yerimizde Ramazan ayında balık satmaya başladım. 20 gün içinde 4 bin lira para kazandım. Çok büyük paraydı. Babamın borçları vardı. Önce onları ödedim. Daha sonra caminin karşısında belediyenin yaptığı dükkânı kiraladım. Bin bir çeşit mağazası açtım. Evlilik konusu gündeme geldi. Ağabeyim akrabadan biriyle evlenmişti.

Arsin Organize Sanayi Bölgesi’nin Kuruluşu

Onun baldızı ile evlendim. Benden küçük kardeşim Hayrettin, o dönemde yeni öğretmen olmuştu. O da diğer kız kardeşle evlendi. Aynı evden 3 kız kardeş bize gelin gelmiş oldu. Arsin organize sanayi bölgesini açtık Amcamın oğlu Kemal Gürsoy, 1984 yılından başlayarak üç dönem belediye başkanlığı görevinde bulundu. O zamanlarda bana ANAP ilçe başkanlığı teklifi ettiler.1984-1994 yılları arasında ilçe başkanlığı görevinde bulundum. Korkut Özal ile önceden çok samimi idik. Daha sonra ağabeyi Başbakan Turgut Özal ile tanıştım. Onlarla çok hatıralarım oldu. İlçe başkanlığım sırasında Arsin’de PTT açılacaktı. Başbakan Özal açılışa gelmişti. Açılış töreninde yaptığım konuşmada, Arsin için 11 tane talebim olduğunu söyledim. Bir dosya halinde Özal’a verdim. Onun içinde, Trabzon’un en önemli yatırımı olan organize sanayinin kurulması vardı. ANAP’tan ilçe başkanı olunca, Belediye başkanlığını kazanmıştık. Bu işe girişelim dedik. İstanbul Beylikdüzü’nde mermerciler sitesini kurmak için gayret gösteren Bahattin Keleş ile birlikte Ankara gittik.

İkimizin isteklerini bakanlara ilettik. Giresun Bulancak’ta tanınmış işadamı organize sanayi bölgesinin kendi bölgelerine kurulması için dönemin Bakanı Ekrem Pakdemirli’ye çok baskı yaptılar. Başbakan Turgut Özal ile olan samimiyetimiz dolayısıyla, kendimizi daha şanslı görüyorduk. Büyük mücadeleler sonucunda Arsin ilçesinde Madenli ve Dilek köylerinin arasında bulunan 100 dönümlük arazi üzerinde Trabzon Arsin Organize Sanayi Bölgesinin kurulması için resmi onay aldık. Sıra yapımına geldi. Rahmetli Turgut Özal bir gün Trabzon’a gelmişti. Arsin tarafına gidince o tarafta kalan tüm ilçe başkanlarını aynı otobü- se aldı. Sırayla ilçelere gelince, ilçe başkanlarından izahat alırdı. Arsin’e gelince, “Bahattin bey anlat bakalım” dedi. Ben de anlatmaya başladım. Tam organize sanayi bölgesinin önüne gelince, “Sayın Başbakanım, Pakdemirli burayı istemiyor”, dedim. Kendisine döndü, “Pakdemirli burası yapılacak” dedi. Çalışmalara devam ederek Trabzon’a büyük istihdam sağlayan bir organize sanayi bölgesini kazandırdık. İstimlak paraları ödenmesi ile ilgili sorunlar yaşadık. Ankara’ya gittim, dönemin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Necmettin Karaduman’ı ziyaret ettim. Durumu kendisine anlattım. Bizimle çok ilgilendi. Avrupa iskân fonundan istimlak parası ödenmesi için kaynak aktardı. Büyük bir sorunu çözmüştü. Trabzon için çok hizmetleri oldu. Allah rahmet eylesin. Öğretmen kardeşim kazada hayatını kaybetti Öğretmen kardeşim Hayrettin Gürsoy çok başarılı bir eğitimciydi. Milletvekili olması için kendisine teklif yapıldı ama kendisi kabul etmedi. Es son 2007 tarihinde Kocaeli Milli Eğitim Müdürü iken kayınbiraderinin Trabzon’daki cenazesine özel otomobili ile gelirken Fatsa ilçesi girişinde kaza yaptı. 61 yaşında hayatını kaybetti. Aynı araçta gelini 26 yaşındaki Kübra ile bir buçuk yaşındaki torunu Berna Nur da hayatını kaybetti.

Onun ölüm haberi ülkemizin tüm ulusal basında geniş yer aldı. Cenazeleri, on binlerin katılımıyla son yolculuğuna uğurlandı.66 Ali Rıza Uzuner ve Dr. Kemal Dursun’u hiç unutmuyorum Trabzon’un sevilen doktorlarından Kemal Dursun, Arsin’de hükümet tabibi iken, benim de hemen karşısında bin bir çeşit mağazam vardı. Doktor Kemal Bey inanılmaz bir insandı, yanıma sık sık gelirdi. En son Trabzon’da İskenderpaşa Camisinin arkasında muayene yeri aç- mıştı. Yanına giden birçok hastadan para almazdı.

Eski bakanlardan Ali Rıza Uzuner ile de çok iyi dostluğumuz vardı. Bana bir gün, “Bahattin bey, benim en büyük zevkim nedir biliyor musun? Çaykara Ataköy’den Sultanmurat yaylasına, ayaklarında çarıkla yürüyen nenelerle sohbet ederek gitmektir” dedi. Ali Rıza Uzuner inanılmaz bir kişiliğe sahipti. Arsin’de Cemal Gürsoy Belediye başkanı olacaktı. Beyin kanaması ge- çirdi. Ankara’ya tedaviye götürdüm. Ali Rıza Uzuner, benim Demokrat Partili olduğumu biliyordu. Kendisi, CHP Milletvekili olmasına rağmen Cemal Gürsoy’u yeniden ANAP’tan aday çıkarmamızı ve belediye başkanı seçmemizi istedi.

Buradaki siyaseti ve hoşgörüyü görüyor musunuz?

Siyaset böyle olmalı. Ali Rıza Uzuner ile birçok işimizi hallettik. Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum. Eşimle çok güzel günlerimiz oldu Eşimle çok güzel İslam’ı bir hayat yaşadık. Evime çok misafir gelir, onlara inanılmaz hizmet eder. Elhamdülillah hem çocuklarına hem de ağabeyimin çocuklarına baktı. Acı tatlı günlerimiz oldu ama namerde muhtaç olmadık. Ekmeği hiçbir zaman zayi etmez, 15’e yakın hayvanı- mız var, onlara bakarız. Eşim gençliğinde de çok çalıştı. Tüm yük onun sırtından geçti. Allah’a şükürler olsun, babamdan kalanlarla birlikte biz de çalıştık iyi yerlere geldik. Derdi olup ta geleni hiç geri çevirmedik. Hep veren olmuşuzdur.

Arsin’de baştan beri bir zenginlik damarı var Gençliğimde Arsin merkezde 3-4 tane ev vardı. Arsin’de baştan beri bir zenginlik damarı var. Arsin’in aşağı kesimlerinde fındığın ailelere ekonomik olarak çok büyük faydası olmuştur. Ayrıca tüm meyveler burada yetişiyordu. Arazi şartları çok uygundur. Mısır, patates, fasulye bol miktarda çıkıyordu. Arsin ve Yomra halkı, diğer ilçelerde yaşayanlar kadar sefalet görmemişlerdir. Özellikle sahilden uzak Çaykara, Hayrat, Köprübaşı, Maçka, Tonya, Şalpazarı gibi coğrafyalardakiler çok zor şartlarda yaşamışlardır.

Zorluklar insanları okumaya sevk etmiştir. Çaykara ilçesine bakın orada insanlar okumaktan başka çareleri yoktu. Okudular, çok fazla bürokrat ve bakan yetiştirdiler. Demek ki, hayat şartları insanları farklı yönlere sevk ediyor. Diğer kırsal yerlerde yaşayanlar da aynı durumda. Hamit ağa ve Arsin’in ilçe olması 1949 yılında ben 10 yaşındayken, Cumhur Başkanı İsmet İnönü Arsin’e gelmişti. Kendisini, babam ve amcam Hamit ağa karşıladı. İnönü arabasından indi, Hamit ağa gür sesiyle, “Paşam Arsin’e hoş geldiniz” dedi. Merhabalaştılar; hemen arkasından “Paşam, Arsin’in ilçe olmasını istiyoruz” dedi. Mayıs ayı idi, binalar yoktu. Her taraf yemyeşil fındık bahçesiydi. İnönü, “Zümrüt gibi yemyeşil yerde yaşıyorsunuz” dedi.

Bir dönem sonra Adnan Menderes iktidara geldi. Trabzon ziyaretinin ardından Arsin’e geldi. Kalabalık bir grup kendisini karşıladı. Yine en önde olan Hamit ağa, “Sayın Başbakanım, buranın ilçe olmasını istiyoruz” dedi. Menderes’in yanındaki milletvekili, “Efendim sana bahsetti- ğim Hamit ağa budur” dedi. Menderes, Hamit ağanın omzuna vurarak, “Tamam burayı ilçe yapacağım” dedi. Bu arada Yomra’da yaşayanlar da bastırarak, “Biz de ilçe olacağız” dediler. 1957 yılında çıkarılan 7033 sayılı yasayla ilçe durumuna gelmiş ve 04 Nisan 1959 tarihinde Yomra ve Arsin aynı anda ilçe oldular. Bu durum, vatandaşlar tarafından sevinçle karşılanarak horonlarla kutlandı. Anlayacağınız, Arsin’i ilçe yapanların torunlarıyız.


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Günebakış Trabzon Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Günebakış Trabzon Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Günebakış Trabzon Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Günebakış Trabzon Haber değil haberi geçen ajanstır.