Fındığın tarihsel kökeni ve gelişim serüveni

Anadolu topraklarının Karadeniz kıyılarında Milattan Önce 490'lı yıllarda yetiştiği belirtilen fındık, ne zaman önem kazandı? Fındığın yetiştiği yerler, geçirdiği evreler ve muhafazası..? Fındık hakkında merak ettiğiniz her şey haberimizde..

Gülçin Birinci
Gülçin Birinci Tüm Haberleri
Fındığın tarihsel kökeni ve gelişim serüveni
Fındığın tarihsel kökeni ve gelişim serüveni
+38
Haber albümü için resme tıklayın

Anadolu topraklarının Karadeniz kıyılarında Milattan Önce 490'lı yıllarda yetiştiği belirtilen fındık, ne zaman önem kazandı? Fındığın yetiştiği yerler, geçirdiği evreler nelerdir..? Fındık ne şekilde toplanır ve ne kadar süre muhafaza edilir? Fındık hakkında merak ettiğiniz her şeyi derleyip gunebakis.com.tr'de siz okurlarımıza sunuyoruz. İşte bütün ayrıntılar..

Fındık meyvesi çok eski devirlerde insanlar tarafından keşfedilmiş, yenilmiş ve besin değeri takdir edilmiştir. Zaman zaman hükümdar sofralarına giren fındık, insan hayatına öyle bir yerleşmiştir ki geçmişten bugüne kadar edebiyatta, folklor da, sözlüklerde, seyahatnamelerde ve hatta tıpta adından bahsettirmiştir. Fındık, dünya çapında yetiştirilme alanı bulmuş, rağbet görmüş bir ürün olup, tarımla uğraşan birçok küçük işletmeli ailelerin geçim kaynağı olmuştur. Daha sonraları yetiştirilme alanları genişletilerek ithalatta ve ihracatta yerini almıştır. Çeşitli kaynaklardan yararlanılarak hazırlanan bu haberde, fındığın tarih boyunca gelişimini, türlerini ve dünyada ki üretim alanları hakkında geniş bilgilere yer verdik.

Anadolu topraklarının Karadeniz kıyılarında M.Ö 490'lı yıllarda yetiştiği belirtilen fındık, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde önem kazandı. Bu dönemlerde fındık üretimi Karadeniz'de Giresun, Ordu ve Trabzon çevrelerinde yaygınlaştı.

Çikolataya olan talebin artmasıyla fındık ihracatı da arttı ve bu durum fındık üreticisi için önemli gelir kapısı oldu. Dünya tarihinde fındığın anavatanının Çin ve Anadolu toprakları olduğu yönünde değişik görüşler yer alıyor. 

FINDIĞIN TARİHÇESİ

Fındık sözcüğü, Antik Çağda Karadeniz' in adı olan "Pont Exinus"tan türetilen "pontik" sözcüğünden meydana gelmiştir. Plinus da, Pontos kıyılarından getirildiği için, fındığa "Pontos cevizi" denildiğini kaydetmiştir. Fındık Akdeniz, Ortadoğu ve Avrupa ülkelerine Doğu Karadeniz'den adını da beraber getirerek yayılmıştır. Fındık sözcüğünün Farsçası "fonduk", Arapçası "bunduk", Latincesi "nux", Almancası "haselnuss", Fransızcası "noisette", İngilizcesi "hazelnut", Rumcası "leptokarion", Ermenicesi "kalin", Tatarcası "çitlevük", eski Yunancası "funduki", İtalyancası "nocciola", İspanyolcası "avellana", Portekizcesi "avella", Romencesi ise "aluna" dır.

Fındık kültürünün Türkler arasında yayılmasının üç devre içerisinde olduğu bildirilmektedir. Birinci devre, Türklerin Ortaasya'da oldukları devredir, orada fındığa "kosık" ya da "kosuk" denilmektedir. İkinci devre, Batı Türklerinin fındık için "çetlevük" sözünü kullandıkları devredir. Üçüncü devrede ise, Anadolu Türkleri fındığı Arap etkisi ile "bunduk" ve bundan değiştirerek "fındık" şeklinde adlandırmışlardır.

ESKİ ORTAÇAĞ KAYNAKLARINDA FINDIK

Fındığın anavatanı hakkında birçok yazar, tabiat bilgini ve tarihçi değişik görüşler ileri sürmüşlerdir. Arkeolojik kazılar MÖ 10000 li yıllarda fındığın mezolitik diyetlerin bir parçası olduğunu kanıtlamaktadır. Çin yazılı kaynaklarında M.Ö. 2838 yıllarında Çin'de yetiştiriciliğinin yapıldığı ifade edilen fındığın Tanrı'nın insanlara ihsan eylediği beş kutsal meyveden birisi olduğu bildirilmektedir.

5 KUTSAL MEYVEDEN BİRİ İNANCI

Antik Çağ'ın büyük tarihçisi Herodotos (MÖ 490-425), Herodot Tarihi olarak adlandırılan eserinde fındığın Karadeniz'in doğusunda yetiştirildiğini yazarken, antik çağda fındığın yağının nasıl çıkarıldığını da tarif etmektedir. Fındık içlerinin bir torbaya konulup sıkılmasıyla fındık yağı elde edilmesi, günümüzde, kırsal kesimde zeytinden ve fındıktan yağ elde edilmesinde kullanılan usullere benzemektedir.

Milattan Önce 372-287 tarihleri arasında yaşamış olan Yunanlı filozof Theophrastos fındıktan şu şekilde bahsetmektedir:

"Pontus cevizi-fındığın yabanilikten kurtarılıp ehlileştirilmesi için asıl kökten alınıp başka bir yere dikilmesi kafi gelir. Bu suretle kışa daha mütehammil olan fındık iki cins olup birisi yuvarlak yani tombul, diğeri ise uzunca sivridir. Fındık fidanı sulak yerlerde daha iyi yetişmektedir."

Fındık ağacının Uygurlar tarafından bilindiği ve hatta kutsal ağaçlardan sayıldığı, eski Yunan ve Roma mutfağında sosların yapımında fındığın sıkça kullanıldığı, MS 200 yılı civarında yaşamış olan Athenaeus' un Deipnosophist adlı eserinde "ballı ve kuruyemişli tatlı" tarifinde   fındığın yer aldığı, Plinius (MS 23-79)' un Tabiat Tarihi adlı eserinde fındıktan "Avellinea" ve "Pontus cevizi" olarak bahsettiği bildirilmektedir.

Fındığın tarihi ile ilgili yapılan bir araştırmada, İsviçre' nin Rohen havzasında tarihin ilk çağlarında, insanların göllerin sığ yerlerinde kazıklar üzerine barınaklar kurdukları devirlerde fındığın besin olarak kullanıldığı anlaşılmıştır.

Fındık bitkisi, bitkiler aleminin Fageles takımı, Betulaceae familyası, Carylus cinsi içinde yer almaktadır. Fındığın Kuzey yarım kürenin ılıman iklim kuşağını, Japonya’dan, Çim, Mançurya, Kafkasya, Türkiye, Avrupa ve Kuzey Amerika’ya kadar yabani formlar biçiminde kapladığı bilinmektedir.

Kültür formlarını oluşturan en önemli türler ise, Artvin’den Kırklareli’ne kadar uzanan Kuzey Anadolu Dağları ve Kuzey geçit bölgelerinde yoğun olarak bulunmaktadır.

Fındığın kültüre alınma tarihi 2500 yıl öncelerine kadar dayanmaktadır. Enophen, İsa’dan önce 400 yıllarında Kuzey Anadolu’da Kerasus’da (Giresun) Pontus Yemişi adını verdiği ufak bir meyveden bahsetmektedir. Bu kadar eski kültür izine rastlanması sonucu fındığın anavatanının yurdumuzun Karadeniz Bölgesi olduğu ve kültür fındığının dünyaya buradan yayıldığı kabul edilmektedir.  (Kaynak: Trabzon Ticaret Borsası)

SELÇUKLULAR VE OSMANLI DÖNEMİNDE FINDIK

Türk kaynaklarında fındık ağacından söz edilen en eski eser Uygur Destanı'nın İran rivayetidir:

"Tuğla ve Selenga ırmaklarının birleştiği yerde bir kayın ve fındık ağacı arasında bulunan bir dağ kabardı ve yarıldı. İçinden beş çocuk çıktı."

Büyük Türk Bilgini İbn-i Sina (930-1037) El Kanun Fi't-Tıbb adlı eserinde çeşitli hastalıklarda kullanılan bir ilaç olarak fındıktan bahsetmektedir.

13. yüzyılda yaşamış olan Ispartalı Seyrani Karadeniz Bölgesi’ne yaptığı ziyaret esnasında Giresun'da bol miktarda fındık yetiştiğinden bahsetmektedir.

Yine Evliya Çelebi Trabzon bölgesine yaptığı  bir seyahatte "Dağlarında taşlarında cümle ormanları fındıklıktır" diye bahsetmektedir.

Fındığın uluslararası ticaret malı olarak satışını gösteren ilk yazılı belge 1403 yılını taşımaktadır. İspanya kralı III. Henri, 1403 yılında Timur' a elçi gönderir, elçi Timur ile görüşür, Trabzon' dan İstanbul' a deniz yoluyla döner. Yolculuk izlenimlerini yazdığı Seyahatnamesinde şu cümle yazılıdır:

17 Eylül 1403' te Trabzon' dan; kaptan Nicolos Cojen yönetimindeki fındık yüklü bir gemiyle 25 günde İstanbul' a gittik.

Fransa ile 1737 yılında, I. Mahmut (1730-1754) döneminde ticaret anlaşması yapılır. Bu antlaşmaya göre Fransa'ya satılacak ürünler arasında fındık da vardır.

Türk fındıklarının, özellikle Avrupa ülkelerinde tanınması 18. yüzyılın ikinci yarısından sonradır. 1782 yılında Rusya' ya, 1792 yılında Romanya'ya, 1875 yılında Belçika'ya fındık dışsatımının başladığı bildirilmiştir. İç fındığın ilk dışsatımı 1879 yılında yapılmıştır. 1906 yılında Sırbistan' a, 1907 yılında Almanya' ya, 1909 yılında Marsilya' ya (Fransa), 1912 yılında ABD' ye fındık dışsatımı başlamıştır.

1900 yıllarında fındığın tek üreticisi ve dışsatımcısı Türkiye'dir. İsviçreli Lui Ramber'in 5 Mayıs 1902 tarihli gezi günlüğünde fındıkla ilgili şu cümleler yer almıştır:

“Sabah şafakla beraber Giresun'a geldik… İşte bugün fındık diyarındayız… Yamaçlar üzerinde, küçük vadilerin kıvrımlarında, sözün kısası her tarafta düzenli biçimde dikilmiş fındıklar görülür.”

Ordu'da fındık ziraatinin başlangıcının ise geç bir dönemde olduğu bildirilmiştir. Ordu ilinde sıtma hastalığını önlemek için pirinç ekiminin yasaklanması ve fındık ziraatinin teşviki için yazılan yazı 9 Haziran 1894 tarihlidir.

CUMHURİYET DÖNEMİNDE FINDIK

Cumhuriyet döneminde fındık konusu ciddiyetle ele alınmış, bu konuda muhtelif çalışmalar yapılmıştır. 1925 yılında çıkarılan 407 sayılı yasa ile Rize de fındık yetiştiren iller arasına alınmıştır; yine 1925 yılında çıkarılan 552 sayılı yasa ile Aşar Vergisi kaldırılmış, bunun yerine fındıktan % 8 vergi alınması şartı getirilmiştir.

Cumhuriyetin ilk yıllarında fındık üretiminin iktisadi ve ticari manada önem kazandığı yerler arasında Karadeniz'de Giresun ve Trabzon ön plana çıkarken, bunları Ordu, Tirebolu, Rize, Görele ve Vakfıkebir takip etti.

Karadeniz'den çeşitli nedenlerle göç eden halkın Sakarya, Düzce ve Bolu'ya yerleşmeleriyle fındık, Batı Karadeniz Bölgesi için de önemli bir tarım ürünü haline geldi.

1927 yılında çıkarılan 6207 sayılı hükümet kararnamesi ile fındık fidanlarının ihracatı yasaklanmıştır.

1930 yılında İş Limitet Şirketi kurulur, 1931 yılında fındık ticaretine başlar.

10 Ekim 1935' te Ankara' da Birinci Ulusal Fındık Kongresi toplanır. Bu kongrede fındığın yetiştirilmesinden satışına kadar, özellikle kalite ve standardizasyon konuları işlenmiş ve çeşitli raporlar halinde kongreye sunulmuştur. Fındık Nizamnamesi yürürlüğe konulmuştur.

1936 yılında Giresun' da Fındık İstasyonu kurulur.

Mustafa Kemal Atatürk, 1 Kasım  1937 tarihinde TBMM'ni açış konuşmasında; "Önümüzdeki yıl içinde, fındık başta olmak üzere diğer belli başlı ürünlerimizi de ilgilendiren birlikler kurulmalıdır." direktifini verir.  28 Temmuz 1938 tarihinde Giresun'da Fındık Tarım Satış Kooperatifleri Birliği (FİSKOBİRLİK) kurulmuştur.

İşlevini tamamlayan İş Limitet Şirketi 1939 yılında tasfiye edilir. 6 Kasım 1940 tarihinde merkezi Giresun'da olmak üzere Karadeniz Bölgesi Fındık İhracatçılar Birliği kurulur.

1940 yılında Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Makineleri Bölümü’nde yapılan ve türünün ilk örneklerinden biri olan Fındık patozu

Giresun'da 7 Kasım 1957 tarihinde İkinci Ulusal Fındık Kongresi toplanmıştır. Bundan 47 yıl sonra, 10-14 Ekim 2004 tarihinde yine Giresun'da Üçüncü Milli Fındık Şurası toplanmıştır. Burada fındık konusu çeşitli yönleriyle tartışılmış ve şura sonunda alınan kararlar 29 maddelik bir bildiri ile kamuoyuna duyurulmuştur.

1965 yılında Fındık İstasyonu, Fındık Araştırma Enstitüsü adını almıştır.

1983 yılında "Fındık üretiminin planlanması ve dikim alanlarının sınırlandırılması”nı öngören 16.6.1983 tarih ve 2844 sayılı yasa çıkarılır.

6-7 Eylül 1996 tarihinde Tirebolu' da I. Fındık Festivali düzenlenmiştir.

1996 yılında FTG (Fındık Tanıtım Grubu kurulur, fındığın iç ve dış tüketimini artırmak için çeşitli çalışmalar yürütülür.

FINDIĞIN EVRİMİ

Fındık 1889 yılına kadar 60 kg’lık çuvalların içinde sadece kabuklu olarak tüccara satılır ve kabuklu fındık ihraç edilirdi. 1889 yılında ilk defa fındığın kabuğu kırılarak “fındık içi” ihraç edilmeye başlanmıştır.

24 Mart 1915’te fındık kabuğu da ilk defa ticari bir mal olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunda savaş yıllarının olanaksızlığının rolü büyüktür.

Fındığın kırılarak ihraç edilmeye başlaması ile ihracatın yapıldığı limanlarda, iç fındık miktarı, kabuklu fındığın önüne geçmiştir. Fındığı kırarak, iç fındık halinde 1889 yılında ilk ihraç eden Giresun Belediye Başkanı Kaptan Yorgi olmuştur (Peker, 1947: 129). İlk başlarda fındık tahta tokmaklarla 5 kıyyesi 40 para’ya kırılıp iç fındık haline getiriliyordu.

Daha sonra, Kaptan Divanis, Giresun’a ilk fındık kırma makinesini getirmiştir (Kazım, 1314:27). Böylece fındığın iç fındık haline getirilebilmesi, bölgede makineleşme ve hatta fabrikalaşma sürecini de başlatmıştır. İthal edilen makineler günde 150 kantar fındık kırma kapasitesine sahipti. İlk fındık kırma fabrikası için 1909 senesinde Hochstrasser firmasının tesisini beklemek gerekecektir.

Dihkanzadelerin fabrikasında 12 beygir gücündeki motorlarla günde 250 çuval fındık işlenerek kırılıyordu. 1920li yıllardan itibaren fabrikalarda gazla çalışan motorlarla fındık kırılmaya başlanmıştır. 1926 yılında Bekirzade Şevki ilk elekli fındık kırma makinesini kurmuştur. 1930lu yıllardan itibaren fabrikalarda elektrikle çalışan motorlarla bu işlemler gerçekleştirilmeye başlamıştır.

FINDIK İHRACATI

Fındığın uluslararası ticaret malı olarak satışını gösteren ilk yazılı belge 1403 yılına ait. İspanya kralı 3. Henri'nin bu dönemde Timur'a gönderdiği elçinin yolculuk izlenimlerini aktardığı seyahatnamesinde, "17 Eylül 1403'te Trabzon'dan kaptan Nicolos Cojen yönetimindeki fındık yüklü bir gemiyle 25 günde İstanbul'a gittik." ifadesi yer alıyor.

FINDIĞIN YAPISI VE ÖZELLİKLERİ

MORFOLOJİK ÖZELLİKLERİ

Basit, yuvarlak, yapraklarının kenarları çift dişli, ucu sivridir. Çiçekler yapraklardan hemen önce ilkbaharda açar. Bir evciklidir. Erkek çiçekler kedicik şeklinde 5–12 cm uzunluğunda sarı renklidir. Dişi çiçekler çok küçüktür, kış boyunca tomurcuklarda gizlenir, 1 – 3 mm uzunluğunda kırmızı renklidir. Nuks meyve 1-2-3 cm uzunluğunda 1–2 cm çapındadır, kabuğun etrafını tamamen veya kısmen kuşatan bir kadehcik bulunur. Kadehciğin şekil ve yapısı fındık türlerinin teşhisinde önemlidir.

Boyu en fazla 5 metre, ortalama boyu 3 metre, yazın yapraklı ve kış aylarında yaprak döken bir ağaçtır. Basit yapraklı ve yaprak kenarları çift dişlidir.

Sürgünler: bir önceki yılın sürgünleri kahverengi olurken, yeni sürgünleri sarı ila gri arasında renge sahiptir. Çiçeklenme zamanı Türkiye'de Mart - Nisan ayları,

Çiçek rengi: Sarı tonlarında

Çiçek süresi: Mayıs sonuna kadardır. Yaşama elverişli en düşük rakım 10 metre üzeri, bilinen en yüksek rakımı 1600 metredir.

Kışların ılık geçtiği nemli ve humuslu toprağı sever. Yıllık 1000–2000 mm kadar yağış ister.

FINDIK TARIMI

Fındık ocağının içinden çıkan ışkınların köklemesi ile aynı türde ve aynı kalitede yeni fındık ağaçları dikilerek fındık bahçeleri oluşturulmaktadır. Fındık tohumla çoğaltılabilse de, tohum ile yapılan çoğaltmada türün özellikleri kaybolmaktadır.

Bölgede yeni fındıklıklar kurulurken, öncelikle düz araziler tercih edilmiş, sonra dere boyları ve en nihayetinde ise yüksek kesimlerde yer alan arazilere fındık dikilmiştir.

Fındık, tek tek insan emeğiyle toplanmakta, taşınmakta ve işlenmektedir. Tarımın yapıldığı arazinin engebeli, dar ve görece küçük olması; tarımda makineleşmenin yaygınlaşmasına engel olmaktadır.
1960’lara kadar verim artışından söz etmek imkansızken üretilen fındık miktarında gerçeklesen artışlar, yeni alanların fındık tarımına açılması ile mümkün olmuştur.
Tırpanın makineleşmesi ya da patozun hortumlu olarak kullanılması gibi geleneksel tarım araçlarının modernizasyonu ve kitlesel kullanımı için 2000li yılları beklemek gerekecektir. Fındığın hasatına yardımcı olmayan bu makineleşme faaliyetleri, fındıkçılığın daha geniş anlamda kapsadığı arazi temizliği ve harmanın kaldırılması gibi çok yoğun emek gerektiren süreçlerin makineleşme ile ortadan kaldırmaktadır.

Çapa motoru olarak bilinen mekanik aksamın, şeklen traktöre benzeyen bir taşıma aracına dönüştürülmesi ile fındık bahçelerine ulaşımda ve yük taşınmasında insan ve yük hayvanlarının kullanımı asgari seviyelere çekilmiştir.

FINDIĞIN FAYDALARI

Çok iyi bir enerji kaynağıdır, vücuda güç ve enerji verir, beden ve zihin yorgunluğunu giderir. Fındık, kalp ve damar sağlığı açısından çok faydalıdır. Kolesterolü düşürür, kalp ritmini ayarlamaya yardımcı olur. Düzenli olarak her gün fındık yemek kalp krizi geçirme riskini azaltmakta çok etkilidir. Kansızlığa iyi gelir, vücut ve kemik gelişimini destekler. Hamilelerin hem kendileri için hem de doğacak çocukları için fındık yemeleri çok faydalıdır. Cinsel gücü arttırır, varislere iyi gelir. Fındık, soğuk algınlığı ve akciğer hastalıklarına da faydalıdır. Ayrıca, cildi güzelleştirdiği bilinmektedir. En önemli özelliği ise kansızlığa çok iyi gelmesidir.

FINDIĞIN ZARARLILARI

Türkiye'de fındığın en önemli zararlıları olarak, karamuk oluşturup fındığın iç bağlamamasına ya da lekeli olmasına sebep olarak ekonomik zararı dokunan iki böcek türü vardır: Yarım kanatlılar takımından fındık yeşil kokarcası (Palomena prasina) ile kın kanatlılar takımından Fındık kurdu (Curculio nucum). Ayrıca Balaninus nucum da önemli bir fındık zararlısı olarak bilinmektedir. Bu konuda 1915'te bir Osmanlı Ermeni ziraatçisi olan Antreasyan'ın önemli çalışmaları bulunmaktadır.

DÜNYADAKİ FINDIK ÜRETİMİ

Ayrıca Çin, İran, ŞiliAvustralya ve Fransa da fındık üretiminde önemli ülkelerdendir. Listedeki ülkelerin yanında küçük miktarlarda üretim yapan diğer ülkeler şunlardır:

Polonya, Yunanistan, Belarus, Hırvatistan, Tacikistan, Özbekistan, Rusya, Kamerun, Portekiz, Moldova, Ukrayna, Tacikistan, Tunus, Slovakya, Slovenya, Suriye, Kıbrıs, Arjantin, Avusturya, Estonya, Yeni Zelanda ve Romanya

 TÜRKİYE’DE FINDIĞIN YAŞADIĞI ŞEHİRLER

Türkiye'de yaşadığı şehirler: Adana, Afyonkarahisar, Artvin, Balıkesir, Bitlis, Düzce, Erzurum, Giresun, Hatay, Isparta, İstanbul, Kastamonu, Kırklareli, Kütahya, Ordu, Rize, Sakarya, Sinop, Tokat, Trabzon, Tunceli, Zonguldak.

DÜNYA FINDIK TİCARETİ

Dünyada ticarete konu olan fındığının büyük kısmı (%91) Avrupa ülkeleri tarafından satın alınır ve çoğunlukla (%80) şekerleme ve çikolata sanayinde kullanılır. 2000-2008 yılları arasında %85'i Türkiye tarafından satılan ortalama 540 bin ton kabuklu fındık ticareti gerçekleşmiştir. İtalya, Almanya, Amerika Birleşik Devletleri ve İspanya, Türkiye dışındaki önemli ihracatçı ülkelerdir. Hollanda, Belçika, Lüksemburg, Avusturya, Birleşik Krallık, İrlanda, İsviçre, Bulgaristan, Macaristan ve Kanada, fındık üretmemesine karşın ithal ettiği ürünü ihraç eden ülkelerdendir.

Dünyada en fazla fındık satın alan ülkeler şunlardır; 

Almanya, İtalya, Fransa, İsviçre, Belçika, Lüksemburg, Rusya, Avusturya, Hollanda, Birleşik Krallık, ABD, İspanya, Polonya, Yunanistan, Danimarka.

Türkiye son 30 yılda ortalama olarak 400.000 ton kabuklu fındığa eşdeğer 200 bin ton iç fındık ihracatı yapmıştır. Son yıllarda fındık üretiminin artmasına bağlı olarak bu miktarda artmaktadır.  2010-11 sezonunda 527 bin ton kabuklu fındığa karşılık gelen 263 bin ton ihracat gerçekleştirilmiştir. 2011-2012 sezonu ihracatımız ülke gruplarına göre:

%74 AB ülkeleri, %10 diğer Avrupa ülkeleri, %9,5 deniz aşırı ülkeler, %6 diğer ülkeler şeklindedir. Ülkeler bazında ihracat: %21 Almanya, %17 İtalya, %14 Fransa, %4 Polonya ve %4 Kanada şeklindedir.

Türkiye fındığını %58 oranında iç fındık, %17 işlenmiş bütün fındık, %25 ileri işlenmiş fındık olarak ihraç eder.

Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Bakanlığına göre:

Fındık ihracatı tarımsal ihracatın %15-20'sini, genel ihracatın %2'sini oluşturur. 380 bin aile, 700 bin hektar alanda fındık üreterek, 3 milyon kişiye geçim imkânı sunar. 2012/13 sezonunda 600 bin ton kabuklu fındığa eşdeğer ihracat yapılmış ve Cumhuriyet tarihi rekoru olan 1,8 milyar dolar gelir elde edilmiştir.

FINDIK AĞACININ ÖMRÜ NE KADARDIR?

Fındığın ekonomik ömrü 55-60 yıldır. Daha yaşlı bahçelerde verimde önemli düşüşler görülmektedir. Çünkü ocaktaki ana bitkinin kökü yaşlanmış olmakta dolayısıyla bu kökten çıkan sürgünlerin verim potansiyeli de düşük olmaktadır.

FINDIĞIN MUHAFAZASI

Fındık kaç sene dayanır?

Hasat edildikten sonra en fazla % 12 nem içerene kadar kurutulan kabuklu fındıklar ya pazara götürülüp satılmakta ya da üretici tarafından ihtiyacına göre bir süre evlerinin bir köşesinde veya bir depoda bekletilmektedir.

Depo olarak kullanılacak olan yer serin, kuru ve havalanabilir nitelikte olmalıdır. Bu şartlarda fındık en fazla 1 yıl özelliğini bozmadan muhafaza edilebilmektedir. 1 yıldan daha uzun bir süre muhafaza için; ısının 2-4.5oC ve nispi rutubetin % 55-70 arasında olması gereklidir. Isının yükselmesi acılaşmaya, nispi nem oranının artması da küflenmeye yol açabilmektedir. Fındık kesinlikle havanın nispi rutubetinden etkilenecek şekilde açık depolarda muhafaza edilmemelidir.

FINDIK İÇİN SON SÖZ:

Fındığın ülkemize ve insanlığa olan faydasını, rahmetli siyaset adamı Necmettin Erbakan şu sözleriyle ifade etmiştir:

"Bu fındık bizde değil de İsrail'de yetişmiş olsaydı, eczaneden taneyle alırdınız"

Kaynak: T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı Fındık Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü - Trabzon Ticaret Borsası

06 Kas 2023 - 12:20 Trabzon- Ekonomi

Mahreç  Gülçin Birinci


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Günebakış Trabzon Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Günebakış Trabzon Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Günebakış Trabzon Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Günebakış Trabzon Haber değil haberi geçen ajanstır.