banner114

Karadeniz’den ümitliyiz

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, "Türkiye Petrolleri’nin kendi sondajıyla Akçakoca’da bir doğal gaz keşfi oldu. Rezerv yakaladılar. Üretim de yapılıyor. Batı Karadeniz tarafında böyle bir keşfimiz ve üretimimiz var. Karadeniz’den o açıdan biraz daha ümitliyiz" dedi

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Dönmez, katıldığı bir televizyon programında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Dönmez, Karadeniz’de en çok deniz yetki alanına sahip ülkenin kıyı uzunluğu dolayısıyla Türkiye olduğunu anlattı. Karadeniz’deki sorunların çok önceden çözüldüğü için Akdeniz’deki gibi tartışmalı bir alanın olmadığını kaydeden Dönmez, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Türkiye Petrolleri, Karadeniz’de daha önce uluslararası ortaklarıyla birlikte yaklaşık 5-6 tane derin deniz sondajı, 10 tane de sığ deniz sondajı yaptı. Türkiye Petrolleri’nin kendi sondajıyla Akçakoca’da bir doğalgaz keşfi oldu. Rezerv yakaladılar. Üretim de yapılıyor. Batı Karadeniz tarafında böyle bir keşfimiz ve üretimimiz var. Karadeniz’den o açıdan biraz daha ümitliyiz. Karadeniz’e ilk defa kendi milli sondaj gemimizle bu operasyonu yapacağız. Zonguldak açıklarında planlıyoruz. Tuna-1 adını verdiğimiz lokasyonda. Fatih’in şu anda Trabzon Limanında kule dikim işlemleri tamamlandı. Temmuz ayının ilk yarısında oradaki ilk operasyona başlamış olacağız. Türkiye Petrolleri’ndeki uzmanlar sahadan elde edilen sismik verilerin umut var olduğunu söylüyorlar. Karadeniz’de Romanya’da mesela bazı keşifler oldu bize yakın sahalarda. Bulgaristan’da bu tip sismik araştırmalar devam ediyor. Ukrayna tarafında bazı çalışmalar var."

"YURT İÇİ ÜRETİMDE 53 BİN VARİL SEVİYESİNE ULAŞTI"

Geçtiğimiz yıl yaklaşık 120 tane hem keşif hem de üretim amaçlı kuyu açtıklarını aktaran Dönmez, "Bunlar Türkiye Petrolleri tarihinde rekor seviyedeki kuyularımız. Bu sene de içinden geçtiğimiz sürece rağmen şu ana kadar 44 kuyu açtık. Yeni keşiflerimiz de oluyor. Bu sene Türkiye Petrolleri günlük yurt içi üretimde 53 bin varil seviyesine ulaştı. Yurt dışındaki ortaklıklarla birlikte Türkiye Petrolleri’nin günlük üretimi 150 bin varile ulaşmış oldu. Özel sektörün 10-12 bin varillik üretimiyle birlikte toplam 65 bin varillik yurt içi üretim ortalamamız mevcut. Türkiye ihtiyacının yüzde 5-6’sına denk geliyor. Son yıllarda kayaçların içerisine sıkışmış gaz veya petrolü nasıl çıkartırız bunun teknolojik araştırmaları içindeyiz. Güneydoğu’da petrol var ama ağır ve sıkışmış bir petrolden bahsediyoruz. Diyarbakır, Adıyaman, Batman. Buralar yıllardır keşif yaptığımız, üretim yaptığımız sahalar. Körfez ülkeleriyle karşılaştırıldığında, sahalarımızda görece maliyeti daha yüksek operasyonlardan bahsediyoruz. Petrol üretiminde yeni teknolojileri kullanıyoruz." ifadelerini kullandı.

YERLİ VE YENİLENEBİLİR ENERJİ

Yerli ve yenilenebilir enerjiye ilişkin de açıklamalarda bulunan Bakan Dönmez, şunları kaydetti. “Daha çok yerli, daha çok yenilenebilir” derken sadece doğal kaynaklarda değil elektrik tarafında da mümkün mertebe yerli kaynakları daha fazla kullanma amacımız var. Yıllık ortalama 40 milyar dolar civarında bir enerji ithalatımız var. Bunu azaltmamız lazım. Bu yüzden petrol arıyoruz, gaz arıyoruz, kömürlerimizi daha fazla ekonomiye kazandırmak için çaba sarf ediyoruz. Enerjide bağımsızlığın güçlü Türkiye olmanın en büyük unsurlarından birisi olduğunu düşünüyoruz ve tüm ekibimizi de o şekilde motive etmeye çalışıyoruz. Özellikle hidrolik kaynaklar açısından ülkemiz zengin bir potansiyele sahip. AK Parti hükümetleri döneminde, son 18 yılda piyasanın serbestleşmesiyle birlikte yerli ve yabancı yatırımcı Türkiye’ye güvendi, geleceğine güvendi, hukukuna güvendi ve burada yatırım yaptı. Son 18 yılda gerek üretim tesisleri, gerekse iletim-dağıtım tarafında elektrik sektörüne yapılan yatırımın tutarı 100 milyar dolara ulaştı. Bunun büyük bir kısmı özel sektör eliyle yapıldı. Bunun da meyvelerini almaya başladık. Geçtiğimiz yıl yerli ve yenilenebilir kaynakların elektrik üretimindeki payını yüzde 62’yle kapatmıştık. Bir önceki yıl yüzde 51’ler seviyesindeydi. 10 puan daha yükseltmiş olduk. Bu seneni ilk 5 ayında yerli ve yenilenebilir elektriğin üretimdeki payı yüzde 66’lar seviyesine geldi. Her 1 puanlık yerli ve yenilenebilir kaynaklardan üretimimizin yaklaşık 100 milyon dolarlık cari açığımıza pozitif katkısı olduğunu görüyoruz. Diğer türlü bunları gaz veya kömür yoluyla ikame etmek zorunda kalacaktık. 24 Mayıs’ta günlük üretimde yüzde 90’a ulaşarak önemli bir başarıya imza attık. Alt kırılımlarına baktığımızda yerli kömürde yüzde 16,5, rüzgârda yüzde 14,5, jeotermalde yüzde 5,3, hidrolikte yüzde 43,7, güneşte yüzde 7, biyokütle ve diğerleriyle birlikte yüzde 90’lık payı görebiliyoruz. Hidrolikte Avrupa’da kurucu güç açısından ikinci, jeotermalde birinciyiz. Lisanssız üretimde de son dönemde ciddi bir gelişim gösterdik. Şu anda lisanssız da 6 bin megavatları geçmiş durumdayız ve bu son iki-üç yılda gerçekleşti. Lisanssız üretimi teşvik ediyoruz. Bununla alakalı mevzuatı sadeleştirdik, basitleştirdik. Artık üç-dört evrakla herkes evinin çatısında veya bir iş yerinde bunu yapabilir. Böylece kendi elektriğinizi kendiniz üretmiş oluyorsunuz. Öz tüketiminiz ne kadar daha yüksekse, amorti etme süresi de o kadar kısalmış oluyor. Burada çalışmalarımız devam edecek. YEKDEM 2020 yılı sonu itibariyle sona erecek. Teşvik dönemi sona eriyor. Farklı bir yönteme geçeceğiz. Farklı bir modelle devam edecek.”

TÜRKİYE’DE ALTIN ÜRETİMİ

Altın üretimine ilişkin de açıklamalarda bulunan Dönmez, “2002’den önce altın üretimimiz hemen hemen yok gibiydi. 2000’li yılların başıyla altın arama ruhsatları hem kamu hem özel sektöre açıldı ve burada üretim artışları başladı. 2001, 2002’den itibaren, yıllar içinde 33 ton üretime kadar geldik. 2019’da 38 ton üretim gerçekleştirdik. 2020 hedefimiz 45 ton. Pandemi dolayısıyla bir miktar üretimde kayıplar, azalmalar var ama ikinci yarıyılda sektör o açığı telafi edecek şekilde çalışmalarını sürdürüyor. Geçen yılki üretimin karşılığı yaklaşık 2 milyar dolar civarıydı. Üretmeseydik bunu da ithal edecektik. Son yıllar ortalamasına baktığımızda 130-150 ton civarında altın tüketimimiz var. Yurt dışında ithal edilen altına yaklaşık 7-8 milyar dolar ödüyoruz. Altın üretiminde hedefimiz bunu üçlü hanelere getirmek en kısa sürede. Ancak altında yatırım dönemi çok meşakkatli ve uzun. Bir sahanın keşfiyle birlikte üretime geçmesi için en az 5-6, hatta 8-10 yıla ihtiyaç oluyor. Yatırım tutarları da çok yüksek bu tip tesisleri yapmak için. En az 100 milyon dolarlık yatırımdan bahsediyoruz. Yerine göre 1 milyar dolara kadar çıkabilen bir yatırım tutarı söz konusu. Tenör dediğimiz oran önemli. Yani hangi sahada ne kadar altın var. Piyasada altının değeri arttıkça da bu tenör değerleri belki 0,5 grama kadar ekonomik olabilecek. Bazen altının değeri düşüyor. O zaman o sahalar ekonomik olmaktan çıkıyor ve üretim durduruluyor. Bu daha çok fiyat ve maliyet ilişkisi. Altını sadece vatandaşlarımız değil, dünyadaki merkez bankaları da adeta bir rezerv para gibi stoklarında tutma eğilimindeler. Türkiye’de 6500 ton civarında bir potansiyelimiz var. Ama bunun 1500 tonu rezerv olarak elimizde duruyor. Altın arama ve üretiminde kullanılan teknoloji de son derece modern. Bugün Kanada’da, Avusturalya’da, İsveç’te, Amerika’da hangi tekniklerle altın madeni üretiliyorsa Türkiye’de de aynı tekniklerle üretiliyor. Yerli, yabancı ve yerli-yabancı ortak yapılar var. Son derece modern ve güvenli bir şekilde bu faaliyetler yapılıyor.” şeklinde konuştu.

MADEN – ÇEVRE İLİŞKİSİ

Doğa hassasiyetiyle de maden üretimi gerçekleştirildiğini söyleyen Bakan Dönmez, “Her yerde madencilik araması veya üretimi yapamıyoruz. Tarıma açık alanlar, SİT alanları, milli parklarımız, doğa parklarımız, turizm alanlarımız… Yaklaşık 8-10 tane korunan alan var. Buralarda madencilik faaliyetine ne biz ne de ilgili kurumlar izin veriyor. Kısıtlı bir alanda çalışıyorsunuz. Maden sahası ormanlık alana denk gelirse orman idaresinin kendi mevzuatına göre belli izinleri var. Bir ağaç kesimi gerekiyorsa başka bir yerde dikim mecburiyetleri var. Sonra üretim sahası bittikten sonra tekrar rehabilite edilmek zorunda. Ormanlık alanda madencilik faaliyeti yapıldıysa eğer, terk etmeden evvel orman idaresi geliyor. Eski fotoğraflar ve görüntüler karşılaştırılıyor. Oradaki bitki örtüsü neyse ona uygun ağaçlandırma projesi yapılıyor. Rekreasyon projeleri hazırlanıyor. Çukurluk alanlara uygun göletler yapılabiliyor. Her coğrafyaya uygun proje çalışılıyor. Maden de bizim çevre de. Kurallara uygun olarak bu iş yapılırsa güvenli ve çevreci bir madencilikle ekonomimize ciddi katkı sağlarız. Madencilikte 130-140 bin civarında doğrudan istihdam sağlıyoruz. Dolaylı olarak baktığınızda bunu en az 5-6’yla çarpmak gerek. Yaklaşık 7-8 milyar dolar civarında sektörün büyüklüğü söz konusu. 4-5 milyar dolarlık ihracatımız var ama buna karşılık ithalatımız hala söz konusu. Sanayinin ihtiyaç duyduğu ham maddeyi üretiyoruz. Kullandığımız günlük ev eşyalarının büyük bir kısmı camdan, çelik aksama kadar hepsini madenlerden üretiyoruz. Vatandaşlarımız doğayı tahrip edercesine bir durumla karşılaştığında çekinmeden bize, orman idaresine, çevre yetkililerine de söyleyebilirler. Özensiz çalışma durumu söz konusuysa ya mühürlüyoruz ya da ceza kesiyoruz. Maden, yer altı kaynaklarını sonuna kadar değerlendirelim ama çevreyi de kurallara uygun olarak kullanalım istiyoruz.” ifadelerini kullandı.

NÜKLEER ENERJİ

Zaman zaman tartışmalara konu alan nükleer enerji hakkında da değerlendirmelerde bulunan Bakan Dönmez, açıklamalarını şu sözlerle tamamladı: “Akkuyu’nun temelini 2 yıl önce Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Putin birlikte atmışlardı. Türkiye’nin asırlık projelerinden birisi bu vesileyle gerçeğe dönüşecek. Çalışmalar devam ediyor. Pandemi döneminde yurt dışından bazı uzmanların geliş-gidişinde izolasyon, tecrit ve karantinayla alakalı bazı yavaşlamalar oldu ama onları da en kısa sürede aştık. Şu anda tam kapasite sahada çalışma devam ediyor. Dört ünite, her biri 1200 megavat. Bittiğinde 4800 megavatlık bir nükleer güç santralimiz olacak. Şu anda birinci ünitenin sızdırmazlık kabı montajı devam ediyor. İkinci ünitenin temeli atıldı. Lisanslama çalışmaları tamamlandı. Bir taraftan da üçüncü ve dördüncü üniteyle ilgili lisanslama ve inşaat öncesi hazırlıklar yine devam ediyor. 2023’te inşallah ilk üniteyi devreye almayı planlıyoruz. Santral tam kapasite devreye girdiğinde bugünkü elektrik tüketiminin yaklaşık yüzde 8-10’unu karşılayacak.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.