banner114
banner146

Şöyle bi baktım da ‘10 Mayıs’a...
"Neler neler olmuş" diye...
Cezzar Ahmet Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunun, Akka’da Napolyon komutasındaki Fransız ordusunu yenmesinin (1799) üzerinden 222 yıl geçmiş.
Anneler Günü’nün ABD’nin Philadelphia kentinde ilk kez kutlanmasının (1907) üzerinden 114 yıl...
İstanbul’da lüferin kilosunun 4 kuruşa düşmesinin (1934) üzerinden 87 yıl...
Sinemamızın ünlü oyuncusu Necdet Tosun’u kaybetmemizin (1975) üzerinden de...
Burada durdum biraz...
Liseyi bitirdiğim yıldı çünkü...
Siyah beyaz filmlerin bu tonton amcası birden canlanıverdi gözlerimin önünde...
10 Mayıs yazım için çalışmaya başlayabilirdim artık.
***
Bazen kısmet ayağınıza gelir ya...
Tam da öyle olmuş aslında.
Balıkesir Burhaniye’de kendi halinde bir Necdet Tosun...
Lokantacılık ve leblebicilik derken...
Terzilikte karar kılmıştır.
İşte tam da o günlerde...
Yolu oralardan geçen bir film ekibinin dikkatini çekince... İstanbul’a davet edilir.
***
Allı Gelin...
Yani Leyla ile Ferhat...
Sevgilisinden zorla ayrılan tütüncü kızın hikâyesi...
1957’de gösterime giren filmle sinema yolculuğu başlar Necdet Tosun’un...
Başrollerde Mine Coşkun, Erdoğan Oker ve Atıf Kaptan...
Yönetmen koltuğunda Muharrem Gürses...
***
400’ün üzerinde filmde rol alır.
Reklam filmlerinde de oynar.
Necdet Tosun, ilk mesleği olan ‘lokantacılık’tan gelen enerjisiyle...
"Güleryüzlü tonton aşçı" olarak adını yazdırır sinema tarihimize...
Ve komedi filmlerinin aranan oyuncusu olur.
***
Oğlu Erdal 1963’te...
Gürdal ise 1967’de dünyaya gelir.
Her iki evlâdı da dörder kilogram olarak doğunca...
"Adımız Tosun. Çocuklar da maşallah tosun gibi oluyor. Şimdi benim gibi 150 kiloluk bir adamın ufacık bir çocuğu olursa ayıp olmaz mı? Biz, soydan gürbüz insanlarız. Babam da benim gibiydi. Hatta ben babamın yanında ufak kalırım. En az 200 kilo vardı ama nazar değmesin diye kendini tarttırmazdı. Ne yapalım? Değil çocuklarımız, torunlarımız bile bu gidişle tosuncuk olarak dünyaya gelecek" demişti Ses Dergisi’ne verdiği röportajda...
***
İş dolayısıyla gittiği Almanya’da...
O zaman Batı Almanya doğal olarak...
Geçirdiği trafik kazasının ardından İstanbul’a getirilir. Fakat kazadan 13 gün sonra...
10 Mayıs 1975’te kaybederiz ünlü oyuncuyu...
***
Kendisi gibi sinema ve tiyatroda devam eder Erdal ve Gürdal...
Özelikle Bir Demet Tiyatro ile fırtınalar estirirler.
"Tombalak" karakteriyle hafızalarımıza kazınan Gürdal’ı 33 yaşında böbrek yetmezliğinden kaybettik. Aynı hastalıktan muzdarip olan ve böbrek nakli için sıra bekleyen Erdal’ı da bir trafik kazasında 53 yaşındayken...
Necdet, Gürdal ve Erdal...
Mekânları cennet olsun.
Bu dünyadan bir Tosun ailesi geçti.
***
Çok sayıda sanatçıyla yönetmenle anıları arasında beni en çok etkileyeni paylaşmak istedim okurlarımla...
"Turist Ömer" olarak tanıdığımız usta oyuncu Sadri Alışık anlatmış...
"Tanışmamız aşağı yukarı 1960 yılına rastlar. O gün film setine gelmiş, soyunma odama doğru yürüyordum ki birden bir şarkı duydum. Ses, ilerideki paravanın arkasından geliyordu. Türk müziğini çok sevdiğim için durdum ve dinledim. Şarkı bittikten sonra merak edip paravanın arkasına baktım ve Necdet Tosun ile göz göze geldim. İkimiz de birbirimizi gıyaben tanıdığımız için -merhaba- dedik ve el sıkıştık. Aradan yıllar geçti ve biz, bu şarkının tanışma şarkımız olduğunu hiç unutmadık. Geçen yıl Ankara’da çalışıyordum. Gazinoya bir gün Necdet Tosun geldi. Kendisini sahneye davet ettim. Bu anımı anlattım. -Necdet, o şarkıyı beraber söyleyeceğiz- dedim. Hemen hatırladı, birlikte söyledik. O gün, cenazesinin başında aklıma birden bu şarkı geldi ve başladım mırıldanmaya... Gelecekmiş gibisin sanki günün birinde..."

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.