banner114
banner146
banner122

Bana göre Türkiye’de futbolun bir numaralı teknik direktörü Ahmet Suat Özyazıcı’dır! O günün şartlarına göre olağanüstü, mucize kabul edilecek zaferler elde etmiş ve Trabzonspor’a tam 4 lig şampiyonluğu kazandırmıştır. Tek yabancı oyuncusuz… Elbette yalnız başına değildi. Başkanlar, yönetimler ve futbolcu kadrosu inanılmaz işbirliği ile bu zaferleri elde etmişlerdir. Ama savaşın kazanılmasından veya kaybedilmesinden komutan sorumlu olduğu için başköşeye Özyazıcı’yı yazıyorum. Üstelik Özyazıcı, ortaokulu bile bitirmemiş bir kişidir. Buna rağmen önünde örnekleri yokken, model alacağı figür olmadan hem futbolu, hem teknik adamlığı doğaçlama yapmış ama tam yapmıştır. Trabzonspor’daki tüm zaferlerini bir gazeteci ve dostu olarak görmüş, yaşamış biri sıfatı ile söylüyorum Özyazıcı kadar zeki, hazır cevap, espritüel ama gerektiğinde son derece ciddi olabilen başka bir teknik adam görmedim.

Özyazıcı yakınlarının bildiği üzere son derece çağdaş ama, dinine bağlı, ibadetlerini yapan ve fakat bunu asla reklam amacı ile yerine getiren biri değildir ve hiç de olmamıştır! ÖzyazıcıDin; Allah ile kul arasındaki ilişkidir. İkisinin arasına hiç kimse giremez.” der. Zaten İslam da bunu emreder. Böyle olduğu için de kendisi ile çalışanların inancı onu zerre ilgilendirmez! Teknik direktörlük yaptığı sürece olaya hep profesyonel açıdan bakmıştır.

Özyazıcı’yı bu satırların yazarı olarak TSYD şube başkanı olarak özellikle ramazan aylarında iftar sonraları dernek lokalinde panellere çok çağırdım. Son derece renkli konuşmalar, genç spor yazarlarının ufkunu açacak fikirler ileri sürmüştür.

Her ramazan ayında malumunuz olduğu üzere futbolcuların oruç tutup tutmaması sürekli tartışılır. Bu ramazan ayında da aynı tartışmalar yapılmaktadır. Bu nedenle Özyazıcı ile 2004 yılının kasım ayında yaptığımız bir seminerdeki sözlerini hatırlatmak istedim. Bakın Özyazıcı o konuşmasında olaya nasıl bakıyor?

“ Ben kimsenin orucuna, namazına karışmam. Buna hakkım da yok. Ama eğer benim takımımda bir futbolcu oruç tutuyorsa ben onun sahadaki performansına bakarım. Oruç onun performansını olumsuz etkiliyorsa oynatmam! Zaten bilimsel olarak orucun futbol gibi ağır spor yapan insanları olumsuz etkilediği açıktır. Bunun için her zaman şunu söylerim: İbadetin kazası olur, futbolun olmaz. Futbol nihayet profesyonel, ağır ve kazancı çok yüksek bir oyun ama, ne olursa olsun bir meslek… Futbolcu ağır işçidir. Bir maçta vücuttaki su kaybı anormaldir. Bu da insan metabolizmasını bozar. Allah’ın boş günü çok. Bu zamanlarda futbolcular oruçlarını tutabilirler. Futbolculara manevi serbestlik tanınmalı ama benim görüşüm oruç tutmak isteyenlerin bunu maçlardan sonra kazaya bırakmalarıdır. “

Evet, Özyazıcı bu ve benzeri sözleri söylemişti. Nereden mi aklıma geldi? Giresunspor – Keçiörengücü maçının bir anında oyun durunca birkaç futbolcunun toplu olarak oruç açtığı görüntüleri görünce…

BUGÜNKÜ GALATASARAY MAÇI

Trabzonspor bugün ligde son kurşunu atacak. Kazanırsa biraz daha üst sıralar için umutlanacak, kaybederse kepengi kapatacak! Yüzlerce kez yazıp söylediğimiz gibi Galatasaray maçı büyük maçtır! Her sonuca gebedir. Ve 3 sonuç da normaldir. Bugün ise iki takım da yaralıdır ve maçı lehine çevirmeye çalışacaktır. Tabloya bakıp “Şu favoridir” deme imkanı yok! Elbette Trabzonspor’un kazanması dileğimdir ama, bu iş dilekle, istekle olmuyor. Sahadakilerin performansı her şeyden önemli. Trabzonspor son haftalarda sürekli beraberliklere taktı. Galatasaray ise hem içen, hem dıştan resmen kaynıyor! Başkanla teknik direktörü birbirine girmiş durumda… Başkanları futbolcularını onurları ve haysiyetleri ile sınıyor! Trabzonspor bu kargaşadan yararlanır mı göreceğiz. Bu maç ayrıca Trabzonspor’un gelecek yılki planlarını da gözden geçirmesine yol açacaktır.

DİVAN GENEL KURULU

Trabzonspor’un Divan Genel Kurulu malum nedenler dolayısı ile ramazan ayı sonrasına ertelendi. Kongre için şimdiye kadar pek alışkın olmadığımız tartışmalara şahit oluyoruz. Koca koca adamların neredeyse karşılıklı olarak “sidik yarışı” yapmaları konumlarına yakışmıyor! Çoğu çağdaşım ve daha üst yaşta olanlara akıl verme niyetim yok. Ama fikrimi söyleme hakkım var. Koca koca adamların arayıp “Şuna oy ver, bunu verme!” deme hakları da olmasa gerek! Divan üyesi demek belli bir yaşı aşmış, akıl baliğ olmuş, ergen ve olgun kişi demek veya öyle kabul edilendir. Böyle insanları arayıp “Şunu yap, bunu yapma!” denmesi olmuyor! Trabzonspor divan üyeleri neye karar vereceklerini, kimi seçeceklerini idrak edemiyorlar mı? Akılları yok mu? Bu sözüm kişisel anlamda değil, ben dahil herkes içindir!

APTALCA KART GÖRMEK!

Trabzonsporlu futbolcularda kart görme hastalığı nüksetti. Geçmişte çok hırçın takımlarımız vardı. Yıllarca bu aptalca görülen kartlardan Trabzonspor’un canı çok yandı. Bu hem sarı, hem kırmızı olabiliyordu. Zaten Trabzonspor’un renkleri sanırım hakemlerde antipati yaratıyor, kırmızı görmüş boğa gibi saldırıp malum kartı yapıştırıyorlar. Ama buna son zamanlarda Trabzonsporlu futbolcular da çanak tutuyor. Mesela Abdulkadir Parmak! İki hafta önce maçın uzatma anlarında son derece gereksiz bir hareketle sarı kart gördü ve cezalı duruma düştü. Zararını hem kendi hem Trabzonspor çekti! Hatayspor maçında da yine hiç gereği yokken durup dururken kaşındı ve kartı adeta davet etti. Bitmedi! Ya Yusuf Sarı? O da oyunun uzatma dakikalarında değişiklik yapılırken ve tam sahadan çıkarken durup dizliklerini sahanın içinde çıkarmaya başladı! Birkaç saniye çalmak için… Kardeşim bir metre sonra dizliklerini çıkarırsın. Çünkü bir metre sonra sahanın dışına çıkıyorsun. Yok ama kaşıntı var ya… Sarı kartı gördü ve Galatasaray maçında cezalı duruma düştü. Buna hakları var mı? Buna kart görmekten başka bir ifade kullanılamaz!

HAKEMLER ÇETESİ Mİ?

Futbolda canı en çok yanan kulüplerin başında muhtemel Trabzonspor gelir. Niye? Çünkü İstanbul’un işine taş koymuştur da ondan… Birinci lige çıktığı tarihten itibaren bir istatistik tutulsa en çok hakkı yenen takım büyük ihtimalle Trabzonspor’dur. Hatta bırakın bunu 2.ligde bile Ankara Gençlerbirliği 3 – 0 yenilgiyi göze alıp Trabzon’a gelmemesi nedeni ile de bir şampiyonluk kaçırılmıştır!

Anlatalım da gençler öğrensin: 1972- 73 futbol sezonu. 2.Lig Kırmızı Grupta son hafta maçları oynanacak. Kayserispor averajla liderdir. Onun averajı artı 15, ikinci Trabzonspor’un ise artı 12. Üçüncü bir takım Gaziantep’tir. Eğer Kayseri ve Trabzon yenilirse Gaziantep’in kazanması halinde şampiyonluk şansı vardır.

Kayserispor kendi sahasında son maçı Orduspor’la oynayacaktır. Trabzonspor’un rakibi ise Ankara Gençlerbirliği. Kayserispor, Orduspor’u son dakikada attığı tek golle 1 – 0 yener! Trabzonspor ise Gençlerbirliği’ni 5 farklı yendiği takdirde şampiyon olacaktır. Ama Gençlerbirliği sahaya çıkmaz! Görele ilçesine kadar gelen konuk ekip 3 – 0 hükmen yenilgiyi göze alır ve Ankara’ya döner. 3- 0‘lık hükmen galibiyet Trabzonspor’a yetmez. Ve 5 farkla yenildiği takdirde küme düşecek olan Gençlerbirliği de kurtulmuş olur! Şu ahlaksızlığa bakar mısınız? Bugün olsa 3 puanı da silinecek ve Gençlerbirliği kesin olarak küme düşecekti!

Böyle bir haksızlık olur mu? Olur! Burası Türkiye’dir ve burada her şey olur! Burada olmaz, olmaz!!!

Hatayspor maçında konuk ekip bir penaltı kazandı. Tartışılır. Penaltı atışı yapılır, kaleci Uğurcan ayakları ile bunu kurtarır, neredeyse tüm oyuncular ceza alanına girerler, Kamil Ahmet topu uzaklaştırır. VAR devreye girer. Ve atış tekrar edilir, konuk ekip beraberliğiz yakalar!

Buraya kadar her şey normal! Ne? Değil mi yoksa? Evet normal değil… Çünkü kural demiş olsa da tüm oyuncular ceza alanı girmiş ve bir gün önce ile bir gün sonraki maçlarda aynı pozisyondaki durumlara hakemler farklı karar vermiştir! Hele Başakşehir - Fenerbahçe maçında daha barizi olmuş ama kalecinin kurtardığı pozisyondan sonra yaratılan uydurma bir faul ile Fenerbahçe haksız olarak iki puanını sahibi olmuş! Peki Trabzonspor’un hakkı ne olacak?

Ne olacak bir çete tarafından gasp edilecek! Kim mi bu çete? Bilmiyorum “Hakemler!” diyeceğim ama, onlara bu kadar büyük lokmayı yedirmezler. Daha üstlerde bir veya başka akıllar mı var? Bilinmiyor! Yerseniz!

AVRUPA SÜPER LİGİ

Avrupa Futbolu’nun kodamanları Avrupa Süper Ligi’ni kurduklarını açıkladılar. İngiltere, İspanya ve İtalya’nın büyükleri bu ligin öncüsü oldular. Toplam 20 takımlı sözde süper ligde her yıl 5 takım değişecekmiş!

Bu olay futbolun artık futbol olmaktan çıktığını, futbolun arenalarda birbirleri ile öldüresiye kavga eden gladyatörler gibi futbolcuların da meta yani, mal haline getirilmek istendiğinin göstergesidir. Yıllar önce Simon Kuper’in dediği gibi “ Futbol Asla Futbol Değildir.” Bu çalışmanın uzun zamandır planlaması yapılıyordu. Birden bire ortaya çıkmış bir şey değil.

Büyükler diyor ki “ Havuzu biz oluşturuyoruz. Paranın büyük bölümü bizim sayemizde karşılanıyor. Bu nedenle pastadan daha çok pay bizim hakkımız.” Bu olay her yerde aynı. Türkiye’de de bir zamanlar Aziz Yıldırım aynı görüşü paylaşıyordu. Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş pastanın büyük bölümünü istiyorlardı. Yine de istiyorlar ya… Diğerlerini yok sayıyorlar.

Hem Avrupa’nın, hem Türkiye’nin kodamanları kendi varlıklarının tek başına bir anlam ifade etmediğini anlamak istemiyorlar. Ya da pastayı kimse ile paylaşmaktan yana değiller… O zaman ortada futbol diye bir şey kalmıyor.

FİFA ve UEFA bu konuda ne kadar samimi bilinmez ama, onların tepkileri ve yaptırım açıklamalarına göre Avrupa Süper Ligi bu şartlarda ütopyadır! Bu aşamada dünya futbol takvimine göre ancak turnuva yapabilirler. FİFA ve UEFA ellerindeki yetkilerle isterse büyükleri toz duman ederler! Ama sorun isterler mi? Yani fillerin üstlerde nasıl tepiştiğini bilemediğimiz için ne yapacaklarını da kestirmek güç… Bu olay da gösteriyor ki futbol bambaşka yönlere evrilmiş durumda… Eh biz karar verici değil, sadece karar vericilerin kararlarını uygulayanlar olduğumuz için sadece bekleyip ne olacağını göreceğiz.

YİNE, YİNE, YİNE BELÖZOĞLU!

Diyeceksiniz ki “Taktın bu Emre Belözoğlu’na…” Hayır öyle değil canlarım, ben takmadım! Hem kendi, hem yağcıları olan zevat kaşınıyor! Mesela Trabzonlu ama nasıl oluyorsa Galatasaraylı Zeki Durukan a spor’da şöyle dedi: “Yazık edecekler Emre Belözoğlu’na…” Allah, Allah… Emre’nin nesine yazık edilecek? Çok mu ünlü bir teknik adam? Türkiye şampiyonlukları kazanan bir teknik direktör mü? Hangi teknik başarılara imza atmış?

Türkiye’de 600’den fazla Pro Lisanslı teknik adam boşta gezerken lisansı olmadığı için “teknik sorumlu” olarak koskoca Fenerbahçe’nin başına getirilen adamın konumu değil de geleceği endişe ediliyor! Vah, vah vah… Gerçekten yazık olacak Emre Belözoğulu’na!!!

Yahu adam gibi çıkıp “Belözoğlu’nun Fenerbahçe’yi veya başka bir takımı çalıştırma ehliyeti yok!” diye niye söylemiyorsunuz da arkadan dolanıp yağcılık yapıyorsunuz? Belözoğlu, Türkiye’de şuanki konumu ile hiçbir takımı çalıştıramaz! Bu kuralı da ben koymadım, UEFA ve FİFA normlarına göre hareket ettiğini söyleyen TFF koydu! Bunu neden açıkça söylemiyorsunuz? Yüreğiniz yetmiyorsa, buradan alıntı yapın ve “Trabzon’dan bir adam şöyle şöyle diye yazıyor, söylüyor” deyin! Dilebilir misiniz? Hayır, ancak boş laf ve lakırdı edersiniz. Sevsinler!

ESKİŞEHİRSPOR’A ACIMALI MI?

Eskişehirspor Birinci Lig’den de düştü. Aslında geçen sezon düşmüştü ama, uydurma bir kararla ve Süper Lig 21 takıma çıkarılınca düşme de kaldırılmıştı. Bu nedenle Eskişehirspor acı sonla bir kere daha yüzleşti. Çünkü bu mukadderdi! Bunun mutla yüzleşecekti. Çünkü Eskişehirspor Trabzonspor’un ahını almıştır. Açıkça, net…

Ama ayrıca Eskişehirspor Türk Futbol Tarihi’ne mal olmuş bir takımdır da… İstanbul’a ilk kafa tutanlardan biridir. Şampiyonluğu kazanamamış ama, zorlamıştır. Çok büyük futbolcular yetiştirmiş bir kulüptür de… Fethi Heper, İsmail Arca, Ender Konca, Nihat Atacan hatırladıklarım… Sonra Abdullah Matay, Abdullah Gegiç gibi teknik adamları, Aydın Begiter gibi çok ünlü yöneticileri vardı.

Ama bütün bunlar bizlere 3 Temmuz şike sürecini ve öncesini unutturamadı. Unutmamak ve unutturmamak için de elimizden geleni yapacağız. 555 sayfalık “Şike Şike Tapeler…” kitabını süs olsun diye yazmadım. Orada anlatıyorum ama, burada çok kısaca bir kez daha tekrarlayayım:

Küçük oğlum üniversiteyi Eskişehir’de okudu. Bu nedenle 2008 – 2014 arasında 6 yıl boyunca sık sık gittiğim bir ildir Eskişehir… Çok da güzel, gerçekten yaşanılacak, tam bir öğrenci ve memur şehridir. Esnafı da dürüsttür. Bunca kent gezdim, dolaştım Eskişehir kadar rahat ettiğim başka bir yer olmadı diyebilirim.

O meşhur Eskişehirspor - Trabzonspor ve Eskişehirspor – Fenerbahçe maçlarını çok iyi biliyorum! Eskişehirspor’un Trabzon’a ölümüne oynayıp Fenerbahçe’ye “yatması” tapelere bile yansımıştır.

Eskişehir’de kaldığım süre içinde bu güzel kentin hemen her yerini adım adım dolaştım. Hatta eski stadyumun karşısında bir pastana vardı. Uzun yürüyüşlerde oraya uğrar bir çay, bir kekle soluklanırdım. Birkaç kişi çalışıyordu. Sahibi, ortağı belki de çalışanı olan tesettürlü ve güler yüzlü bir bayan bakıyordu müşterilere... Zaman zaman uğrayınca aramızda muhabbet başlamıştı. Stadın tam karşısında olduğu için Eskişehirspor’dan, futboldan söz eder ve işi şike olayına getirirdim kasıtlı olarak… Kadıncağızın futbolla pek arası yoktu ama, “Ne yapalım İhsan bey bu bizim işimiz. Futbolu sevmem, hiç de anlamam ama, ekmek kapımız bu yoldan geliyor.” derdi. Ben de biraz şakaya vurarak “ Korkarım ki bu işiniz çok uzun sürmeyecek. Çünkü Eskişehirspor hak yedi. Böyle böyle yaptı. Bunun bedelini bugün, yarın mutlaka ödeyecek. Maddi ve manevi olarak. Çünkü ilahi adalet şaşmaz” dediğimde kadıncağız en sonunda “ Yapmayın İhsan Bey. Gerçekten böyle mi oldu? Eskişehirspor’a bir şey olursa biz ne yaparız?” demişti. Elbette Eskişehirspor’un bu kadar düşeceğini tahmin etmemiştim ama sonunda yine de yanıltmadılar.

Stadyum’u şehrin batısına taşıdılar. Eskişehir 3 yılda 2.lige düştü. Yazık oldu Eskişehir’in güzel, temiz insanına, esnafına… Şikeciler kentin adını kirlettiler. Ama “Eskişehirspor’a yazık oldu mu?” sorusu cevapsız bana göre… Sözünü ettiğim kadıncağız yaşıyor mu, yaşıyorsa konuştuklarımız aklına geliyor mu, şimdi ne yapıyor bilmiyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.