banner114
banner146
banner122

Covid-19 salgınında birinci dalga, 11 Marttan itibaren başlamış ve vaka sayıları üstel olarak artmasıyla büyük bir toplumsal paniğe sebep olmuştu. Okulların tatil edilmesi, seyahat sınırlamaları, sokağa çıkma yasakları gibi sosyal izolasyon tedbirleriyle, vaka sayılarının artışı yavaşlayarak, 23 Nisan tarihinde salgın pik noktasına ulaşmıştı. Bu tarihinden itibaren önlemlerin etkisiyle vaka sayılarının üstel olarak azalması sağlanmıştı.

Kamu otoritesi, toplumun ve ekonominin sosyal izolasyon nedeniyle maruz kaldığı sıkıntıları azaltmayı ve aynı zamanda hastalığı da kontrol altında tutmayı hedeflediğinden, 11 Mayıstan sonra kontrollü normalleşme adımları atmaya başlamıştı. Normalleşme adımları vakaların üstel azalış hızını kesmiş ve grafik azalarak yatay seyre dönmüştü. Günlük mevcut vaka sayılarındaki bu düşüş dalgalı bir seyir izlemekle beraber 4 Ağustos tarihine kadar devam etmişti.

Akla gelen sorulardan biri; Acaba salgın karşısında alınan önlemler, kontrollü normalleşme adımlarıyla gevşetilmeseydi, vaka sayılarının sıfırlanması mümkün müydü? Bu soruya tahmin yöntemleriyle cevap arandığında, teorik olarak, covid-19 salgınının Haziran sonu-Temmuz başında bitmesi hesaplanmaktadır. Fakat sosyal izolasyonun insan ve ekonomi üzerinde yapacağı tahribatın virüsün tahribatından daha fazla olacağı tahmini, kontrollü sosyalleşme adımlarının atılması gerektiğini savunanları haklı çıkartacak düzdedir.

Son günlerde salgının tekrar hızlı bir artış seyrediyor. Sağlık Bakanlığı vaka sayılarını değil hastaneye yatan hasta sayılarını açıklamayı tercih ediyor. Fakat açıklanan günlük yeni hasta sayısı rakamları bile birinci dalgadaki vaka sayılarının iki katına çıkmış. Hasta sayıları açısından, birinci dalgadan daha ağır bir tabloyla karşı karşıyayız. Hastalığı önemli ölçüde tanımış olmamız, hastalığın öldürücülüğündeki azalma ve tedavi için elimizin daha güçlü olması birinci dalgaya göre avantajlarımızı oluşturuyor.

Salgını kontrol altına almanın tek yolu, birinci dalgada olduğu gibi, sosyal izolasyon tedbirlerini artırmak ve bu tedbirlere toplum olarak uymaktan geçiyor. Ne yazık ki toplumdaki yüzde onluk duyarsız bir kesim, salgının kontrolden çıkmasını sürekli tetikliyor. Bu kişiler kalabalık ortamlar oluşturuyor, maske takmıyor, mesafeye dikkat etmiyor ve hiçbir şey yokmuş gibi yaşamaya devam ediyor. Bu umarsızlık kendileriyle birlikte aileleri ve diğer bireyleri de riske atıyor. Aslında oran olarak küçük bir oran görülse de hastalığın bulaşıcılığının yüksekliği ve sinsiliği bu kesimi en önemli risk haline getiriyor.

Ayrıca salgına rağmen evine ekmek götürmek zorunda olan, işine devam etmek zorunda olan büyük bir toplumsal kesim var. Hastalığın riskini yüklenerek, önlemlere mümkün olduğunca dikkat ederek işlerini yapmaya çalışan bu kesime herkesin yardımcı olması gerekir. Çünkü bu kişilerin emekleri bütün toplum için hayati önem taşıyor.

Bu kişiler içerisinde özellikle sağlık çalışanlarının en ön safta mücadele ettiğini unutmamamız gerekiyor. Sağlık çalışanları, savaşta askerlerin yüklendiği sorumluluğu yüklenerek sathı müdafaa ediyorlar. Sağlık çalışanlarımızı desteklemenin en güzel yolu önlemlere dikkat ederek virüsü kapmamaktır. Bu hem bizi hem sağlık çalışanlarımızı koruyacaktır.

Dünya Sağlık Örgütü salgınla ilgili olarak tünelin ucundaki ışığın görüldüğünü açıkladı. Bu ışık geliştirilen aşılardan geliyor. İlk Türk araştırmacıların ürettiği Alman aşısı, Amerikan, Çin ve Rus aşılarının üçün faz çalışmaları olumlu cevap verdi. Sırada bizim yerli çalışmamız gibi daha birçok çalışma aşı çalışması var. Fakat aşıların uygulanması yine de bahar aylarında ancak mümkün olacak. Toplumun ümidini artıran bu aşı haberleri toplumda gevşemeye neden olmamalı. Hasta olan yine oluyor, ölen yine ölüyor. Aşının baharı bekleyenler için olduğunu bilmeliyiz. Hem bahar geldiğinde aşılar hemen uygulanabilecek mi? Ön araştırmalardaki kadar etkili olacak mı? Bunlarda düşünülmesi gereken sorular.

Ayrıca hastalığı geçirenlerin tekrar hastalığa yakalanmaları gerçeği, aşının ne kadar kişileri koruyacağı sorusunu bize sorduruyor. Bütün bu nedenlerden dolayı biz en kötü senaryoya, yani salgının daha uzun süre etkin olacağını, düşünerek covid-19 ile mücadeleyi sürdürelim. Her şey iyi giderse mükafat olur. Gitmezse hayal kırıklığı yaşamayız.   

Ne demişler; “En güzel fikir selameti en kötü neticeyi kabullenmekten geçer.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.