banner114
banner146
banner122

Dedi: Saadet Partisi İl Başkanı Cevat Kurt meselesini tam bir haftadır sürdürüyorsunuz. Okuyucu açısından sıkıcı olmuyor mu?

Dedim: Bilakis… Okuyucu sorunun takibinden yana… Mesele Cevat Kurt’un şahsıyla alakalı değil. Mesele Trabzon Saadet Partisi teşkilatı ve Saadet Partisi’ne oy veren kitlelerle alakalı. Olay basit değil. Gelecekte yansımaları olacak bir olay...

Dedi: Dün AK Parti  Başkan Vekili ile Saadet Partisi İl Başkanı birlikte Büyükşehir Belediye Başkanı’nı ziyaret etti. Oradan bir uzlaşma çıkmadı mı?

Dedim: Henüz bilmiyoruz. Ancak AK Parti’de Başkan Vekili Hasan Dilekoğlu’nun akılcı yaklaşımına karşı partinin diğer yöneticilerini kibir ve büyüklük teslim almış. Dilekoğlu’nun tek başına iradesi yeter mi bilemeyiz. Zira milletvekili farklı düşünüyor. Bak vekil Balta ne diyor: “İşçi statüsünde olan insanların yasal olarak siyaset yapma hakkı var. Siyaset yapma konusunda sorunları yok…” “Bir siyasi partinin il başkanı olabilirsiniz. Ama diğer taraftan da belediye çalışanısınız. Çalıştığınız kurumun müdürünü küçük düşürücü ve rencide edici ifadelerde bulunamazsınız. O özgürlüğünüz yok. Bir eksiklik var ise, o eksiklik orada çalıştığın için sende de var demektir. Kurumun amiri de kendisini çağırdı ve konuştu. Durumdan rahatsızsanız gider Büyükşehir Belediye Başkanına veya hukukta hakkınızı ararsınız.”

Bu dil siyaset dili olamaz. Bu dil, adalet dili olamaz. Önce işçinin siyaset yapma hakkını teslim ediyor (Yasanın o hakkı verdiğini biliyor), ardından nasıl siyaset yapması gerektiğini tavsiye ediyor. Siyaset yapabilirsin ama çalıştığın kurumu eleştiremezsin!... ‘O özgürlüğünüz yok’ diyor. Yasanın verdiği özgürlüğü Balta vermiyor. Ardından bakın neler tavsiye ediyor: “Kurum amirinin yaklaşımından rahatsızsanız, hukuka gidersiniz!.” diyor. Bekçi olarak çalışan Saadet İl Başkanına; “Belediyenin işlerinde eksiklik var ise orada çalıştığın için sende de var!” diye de ilave ediyor. Sanırsınız ki Cevat Kurt Daire Başkanı… Halbuki AK Parti Milletvekili hukuk yolunu belediyeyi yönetenlere tavsiye etmeli ve  şöyle demeliydi; “Saadet Partisi İl Başkanının siyaset yapma hakkı kutsaldır. Ne konuşacağını, ne konuşmayacağını biz belirleyemeyiz. Konuşmalarında hukuka aykırı bir durum varsa zaten Büyükşehir Belediyemiz hukuka götürür. Ancak bir siyasi partinin il başkanı, belediye çalışanı da olsa bir atanmış genel müdür tarafından çağrılıp hakaret edilemez, mobbinge tabi tutulamaz. İki kişi arasında geçen konuşmaları bilmiyoruz. Ancak biz siyasetçiyiz ve bir siyasi parti il başkanına yalanı yakıştırmayız. Olayı araştırıp, adaleti sağlayıp, kamuoyunu bilgilendireceğiz.”

Dedi: Yani Muhammet Balta böyle mi demeliydi?

Dedim: “Muhammet Balta böyle demeliydi” demedim. “AK Parti Milletvekili böyle demeliydi” dedim.

Dedi: TİSKİ Müdürü Tekataş’ın da açıklamaları var. Diyor ki; “Ben nazik davrandım. Benim kimseye nezaketsiz tavrım olmaz.”

Dedim: Bize göre inkar ediyor. Neden bu kanaatteyiz? Birincisi; bize göre bir İl Başkanı yalan söylemez. Hem kendisini hem teşkilatını refüze edebilecek böyle bir olayı uyduramaz. İkincisi; bir atasözü ile konuşalım. “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.” demiş atalarımız. Bu müdür, daha önce de başörtülü bir eski daire başkanına yönelik mobbing uygulamalarından ötürü o hanımın eşinin saldırısına uğramadı mı? (Bize ulaşan benzer şikayetleri şimdi sıralamıyoruz. Ancak sırası gelince hatırlatacağız.)

Dedi: İl Başkanı; ‘Mobbinge tabi tutuldum’ diyor. Müdür inkar ediyor. Doğruya nasıl ulaşacağız?

Dedim: Vicdanı olan adil insanların hakemliği ile… Bunu da AK Parti Milletvekilleri ve Belediye Başkanı sağlayacak. Şimdi size Kur’an’dan o hikayeyi nakledeceğiz. Hz. Yusuf ile Züleyha arasında geçen ve kimsenin görmediği olayı götürülen adaletli bir hakemin nasıl çözdüğüne... Hakem şöyle demiş; “Yusuf’un gömleği arkadan yırtıldıysa, Yusuf doğru söylüyor. Gömlek önden yırtıldıysa Züleyha doğru söylüyor”  ‘Teşbihte hata olmaz’ deyip sığınıp devam edelim.

TİSKİ’deki olayda üç gelişme var. 1- Kapıda 45 dakika bekletme. 2- İçerde ayakta tutma. 3- ‘Çık dışarı’ deyip kovma… İkinci ve üçüncü iki kişi arasında. Ancak 1.husus kameralarda kayıtlı. Müdür Tekataş diyor ki; “Ben en fazla 5 dakika beklettim. İl Başkanı yalan söylüyor.”. İl Başkanı Kurt da diyor ki; “Müdür doğru söylemiyor. 45 dakika kapıda bekletti.” Kamera kayıtları ortada.

Vicdanlı, adaletli bir hakeme kameralar teslim edilir. O hakem, kameralarla oynanmadığına baktırdıktan sonra 5 dakika mı yoksa 45 dakika mı olduğunu belirler. Kimin doğru söylemediği ortaya çıkar. Burada yalan söyleyen içerde de yalan söylüyor demektir.

Dedi: İki il başkanının Büyükşehir Belediye Başkanıyla görüştüğünü yazdınız. Uzlaşma çıkıp çıkmadığını bilmiyorsunuz. Ancak İl Başkanı Kurt’un açıklamaları var. Sizce bu mesele kapanmayacak gibi mi?

Dedim: Saadet İl Başkanı Kurt, “Helalleşelim bitsin” demiş. Kendisi, “Ben hata etmişsem özür dilerim. Hakkımı o arkadaşa helal ediyorum.” diyor. İstenen helalliği de ‘özür’ olarak kabul edeceğini söylüyor. Şimdi Tekataş’ın özür dileyip dilemeyeceğine bakacağız. Gücün kibri belli olacak!..

Dedi: SP İl Başkanı Kurt’la ilgili soruşturma devam edecek mi?

Dedim: Cevat Kurt, “Geri çekmeyebilirler. Soruşturma sürebilir. Zira ben il başkanı olarak beyanat vermeye devam edeceğim” diyor.

Dedi: Evet… Bakalım neler olacak. Adalet, gücün kibrini yenecek mi?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.