banner114

Şarkılarıyla tanımıştık onu…

O kendine özgü yorumu ve sahne performansıyla sevmiştik.

Evlerimize konuk olmuştu, kahvelerimize, salonlarımıza…

Posterleri süslemişti 1950’li 60’lı yıllarda doğanların odalarını…

***

Bir Cem Karaca geldi geçti bu dünyadan… Gerçek adıyla Muhtar Cem Karaca

Bugünlerde her ne kadar Google, “Cem” yazınca “Yılmaz” diye tamamlamaya çalışsa da…

Bir zamanların efsanesi O’ydu. Hâlâ severek dinliyoruz O’nu.

***

5 Nisan 1945’te merhaba demiş bu dünyaya.

Tiyatro sanatçısı annesi Toto Karaca sayesinde adeta sahnelerin tozunu yutarak büyüdü.

Oynadı, yönetti, çevirdi fakat babası Mehmet Karaca’nın tüm karşı çıkmalarına rağmen müziğe yöneldi. Yıllar sonra kendini Bir Türk Rock Ozanıdiye tarif etmesi boşuna değil.

Yakından tanıma şerefine ulaştığım için kendimi şanslı sayıyorum.

Derviş gibi değil, tam bir dervişti O. Konuştuklarıyla konuşmadıklarıyla…

***

Bakırköy Halk Eğitimi Merkezi…

Bakırköylü Sanatçılar Derneği (BASAD) ile altlı üstlüydü bir zamanlar.

Halkın Cam Binadediği ve şimdilerde bir giyim mağazasına dönüşen altı katlı binadaydık.

Özgürlük Meydanı ve Hat Boyu’na açılırdı pencerelerimiz.

Etkinliklerimizi çoğunlukla bu bina önünde sergilerdik. Bazen de küçük salonumuzda…

***

Belediye Başkanımız Ahmet Bahadırlı ile…

İş insanı Fehamettin Akıngüç’ün katkılarıyla yapılmıştı her şey.

Dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz’ın da katılımıyla hizmete açılmıştı Halk Eğitimi Merkezimiz.

Halkın en kolay ulaşabileceği bir yerdeydik. Tren, otobüs, minibüs durakları…

***

Bir ‘Öğretmenler Günü’ydü.

Öğretmenler Köşkü olarak hazırladığımız bölümde orkestramız çalarken içeri girdi.

Cem Karaca…” Hemen koşturduk tabi…

Uğultular gittikçe yükselince orkestraya “çalın, devam edin” işareti yaptı.

Öğretmen arkadaşlarımız ve kursiyerlerle sarıldı etrafı…

Bizim çocuklara eşlik etti, şarkının bitmesini bekledi, gülümsedi…

Ne zaman mikrofonu aldı, ne zaman “merhaba” dedi, Ceviz Ağacı, Resimdeki Gözyaşları ve Zaptiye Rap Rap’ı söyledi, anlamadık bile.

***

Böyle başlamıştık.

Ara ara bizim kata da uğrar, çalışma arkadaşlarıma tebessüm ederken…

Açılan sınıf kapılarından kursiyerlerimizi selamlardı.

Bakırköy’e şöyle bir göz atmayı severdi, özellikle Meydan ve Hat Boyu’na takılır, hatıralarından bahsederdi. Eski Müdürüm Eşref Gedikli’den kalan klasik mobilyalar çok hoşuna gitmişti.

Bunları değiştirmediğin iyi olmuş sözünü şimdi daha iyi anlıyorum.

Kaç kezyerine geçdiye beni uyarmasına rağmen Cem Karaca karşınızdaydı ve yerinize geçemezdiniz. Türkiye’yi seviyordu, İstanbul’u, şarkıları, şiirleri…

Tam da şiir çalışması yaptığı günler… Ben de şiir sevdiğimi söyledikten sonra masamın kenarında beklettiğim kitabıma uzandım.

‘Denizlerin Dağların Çocukları’nın olduğu sayfayı özellikle açtım.

Sever diye…

Önce sessizce okudu. Ardından mırıldanmaya başladı.

Nasıl da mutlu olmuştum? Cem Baba ile karşı karşıyaydınız.

Bunu şarkı yapalım” dediğine inanamıyordum.

Hayatımda aldığım en anlamlı ödüldü. Yarım kalan…

***

O sıralar oratoryo olarak Hava Harp Okulu ve pek çok lisede sergilenen ‘Bu Toprağın Çocukları’ndan da haberdardı.

Niçin bunu müzikal yapmıyorsunuzdemez mi?

Bunu bir emir telakki ettim. Hep hayalimizdi ama Cem Karaca da isteyince kolları sıvadık.

Son kez uğradığında müzikal ne durumda diye sorarak kontrol etmişti.

Müzikal sahnelendiğinde hayatta değildi.

Binlerce milyonlarca insan gibi benim için de yeni ufuklar açan biriydi O.

Gür sesiyle, muhteşem sahne performansıyla, her kesimin yüreğine dokunuşuyla silinmez izler bıraktı. Nur içinde yat Cem Baba.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.