banner114
banner146

Bugün bayram, bir imtihana atılmışların, açlıkla, susuzlukla sınanmışların, gözünü mahremden sakınmış, sözünü saf ve doğru tutmuşların bayramı… Nefsini tutuklayanların ve ona karşı zafer kazananların, faydasız işlerden kurtulanların bayramı…

Bugün bayram, ruhunu pişmanlık ve gözyaşıyla yıkayıp özgür kılanların ve ruhunu dünyadan cennete uçuranların bayramı…

Ey insan düşün, sen bir yolcusun, ruh aleminden süzülüp vücut buldun bir ananın rahminde. Bir zereydin, ete-kemiğe büründün, belirginleşti ellerin ayakların ve yüzün, kalbin atmaya başladı, Yaradanın aşkıyla… Ağlayarak ayrıldın karanlık dehlizinden, sandın ki geniş bir aleme çıktın. Bilemedin hapsedilmiştin âna, bedene ve pamuk ipliğiyle tutunmuş bir hayata…

Etrafında dönenlere, yükselen güneşe, parlayan aya, damlalarla buluşan rahmete çok zaman mana veremedin. Sesler, görüntüler, tatlar ve savrulmalar içinde bir sen inşa ediliyordu, iki eli, iki dili, iki kalbi olan… Biri ak-biri kara, bir nur-biri nar, biri sevgi-biri nefret, biri aşk-biri haz ve sen onların tam ortasında irade direksiyonunda oturuyorsun. Ne yana meyletsen o oluyorsun, o renge boyanıp bir anda değişiyorsun. Bunu ruhunda ve kalbinde fark ettiğinde, başlıyor içindeki savaş.

Ne dehşetli! ne muhteşem bir haldir! Bir yanda yanardağlar, yıldırımlar ve ateş, diğer yanda yeşilin, mavinin ve bin bir rengin ahenginde bir huzur…

İçinde en büyük çatışmayı yaşıyorsun, en acımasız savaşı… İyi ve güzele talip olmak istiyorsun, ama zor, istemek tek başına yetmiyor, yapmak lazım, tamir etmek, sabretmek, feda etmek, belki umum için vazgeçmek, içindeki benden…

Zor ki ne zor! “Diz çök ey nefis, önümde diz çök” diyecek gücü bulsan da içinde, kolay teslim olacak bir şey değil o, ateşe sabretmiş, çok cefaların altından kalmış, yine de benlik davasından vazgeçmemiş. En uzun mühlet verilmiş rehberi var, onu olmazlara atacak…

Diğer taraf çok kolay, nefis teşne, rehber kurnaz, hemen olay oluyorsun ve elinin altında birçok kılıf buluyorsun, suçlayacak ve haklı çıkacak… Hayat kavgası diyerek…

Sarmışken etrafını görünmez düşmanlar, içinde yer bulmuşken günahların ateşi, esiri olmuşken hırslarına ve unutmuşken fena ve hiçliği, kibri kuşanmış bir nefis eri olarak yokluğun peşinde…

Neleri nelerden kazanıp, binalarla göğe merdiven dayarsın… Kim olduğunu, benliğin burçlarında yüceltmek, diğerlerine şaşaalı görünmek istersin. Varlığını köpüklerin üstünde kalıcı kılmak, ne kadar havalı değil mi!

Gayri meşru sevdaların, hazların ardına takılıyorsun. Anı haz deryasında yaşamak, umarsızca varlığı tüketmek, buzulları eritmek, semayı delmek, ağaçların köküne kibrit suyu döküp yeni kazançlara kavuşmak, ateşiyle yaşıyorsun. Ne kadar ulvi değil mi!

Evet, İnsanlık olarak kapıldığımız hırs fırtınaları aklımızı başımızdan aldı. İçimizdeki insanı unutup, canavarı biz sandık. Ve belalar döküldü üstümüze, elimizden aldı haz mekanlarımızı, bizi darlıklara attı, kapattı duvarların içine ve mesafeler koydu mabeynimize…

Sonra bir rahmet iklimi geldi. İçimizdeki beni mahkûm etti açlığa ve susuzluğa, “düşün ve anla varlığın gayesini, hayatın sırrını idrak et” dedi. Ey insan vatan-ı aslin değil bu dünya, sen bir yolcusun, ruhlar aleminden başlayan, dünyada süren hayatının, devamı var. Yine bir dar boğazdan bir dehlize gireceksin, bir tartıya çıkacaksın, senin için tutulmuş defterler önüne serilecek, kıldan ince kılıçtan keskin bir köprü yolunun üstündedir, mecbursun! geçeceksin.

Bugün bayram, yüreğinin derinliklerinde hissettinse, hak etmişsin, çünkü büyük ve ebedi bayramın gölgesi düştü bu günün üstüne…

Sana müjdeler olsun ey mümin, ey Kudüs ve ey şehit… Bugün bayram…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.