banner114
banner146
banner122

Balık türleri neden zarar görüyor?

KTÜ Orman Fakültesi Yaban Hayatı Ekolojisi ve Yönetimi Bölümünden Prof. Dr. Mehmet Kocabaş Karadeniz’deki canlıkların deniz kirliliğinden ve aşırı avlanmadan dolayı nasıl zarar gördüğünü açıkladı. Trabzon’da fosseptiklerin denize dökülmesi ve kimyasalların deniz yüzeyinde çözülmesinin önüne geçebilmek için derin deşarj yönteminin uygulanabileceğini kaydetti.

AŞIRI AVLANMA BAKIL NESLİNİ TEHLİKEYE ATIYOR

Karadeniz’de balık varlığının ne kadar olduğuna dair derinlemesine çalışmalar yapılması gerektiğini ve bu çalışmalarla ortaya konulan sonuçlar neticesinde avlanma için belirli bir düzeyde balıkçılık faaliyeti yürütülmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Kocabaş, “Karadeniz’de besin varlığının ne olduğuyla ilgili bir çalışma yapılması lazım. Sadece bizim ülkemizde değil diğer kıyı ülkelerinde de yapılmalı. Karadeniz’in önemli kıyıları bize ait. Ama Karadeniz’i kullanan 7 tane ülke var. Buradaki tüm ülkelerin işin içine elini atması gerekiyor. Tek başına yasak olmaz, tek başına kontrol olmaz. Biz hamsiye yasak koyuyoruz, kendi sınırlarımızda avlamıyoruz. Karşı tarafta gidiyorsunuz Gürcistan’da çekirdek büyüklüğünde hamsi avlanıyor. Gürcistan’daki balık unu, yağı fabrikaları harıl harıl çalışıyorlar. Bizim Türk vatandaşlarının da ortak olduğu fabrikalar var. Bizim balıkçılarımız da oralarda. Ve şimdi onlar da filolarını büyütmeye başladılar. Karadeniz’de av gücümüz yüzde 300 arttı. Son on beş yıl içerisinde yüzde 300 artmak ne demek? Neden bu artışa müsaade ediyorsunuz? Karadeniz’de o büyük filoların kapasitesi kadar hamsi var mı? Ya da diğer balıklar var mı? Balıkçıyı uzak ülkelerin kıta sahanlığında ki sahalara gönderme gibi bir çalışmamız olması lazım. Karadeniz’deki balıkçı Karadeniz’den çıkmıyor. Buradan kar elde edemeyenler tek tük dışarı çıkmaya başladı. Biz Karadeniz’de avı yüzde 300 artıracağımıza buradaki mevcut türleri yüzde 300 artırmamız lazım.” şeklinde konuştu.

KARADENİZ’DEKİ KİRLİLİK BALIK YAŞAMINI ETKİLİYOR

Prof. Dr. Kocabaş, kentlerin fosseptiklerini doğrudan denize akıtmasının balık türlerini, biyo çeşitliliği ve buradan kaynaklı olarak ta insan sağlığını olumsuz yönde etkilediğini belirterek derin deşarj yönteminin bu sorunun önüne geçilmesinde önemli bir adım olacağını söyledi. Prof. Dr. Kocabaş, “Trabzon’da Karadeniz’in kıyısındaki yerleşim yerleri tüm fosseptiklerini denize akıtıyor. Bu kadar fosseptik, bu kadar kimyasal suya karışıyor. Değirmendere’deki sanayi atıkları bile denize gidiyor. Buralarda denize girmek mümkün mü? Bunun farklı bir alternatifi mevcut. Derin deşarj sondaj yapılarak bu kirliliğin önüne geçilebilir. Geçmişte Haliç’i nasıl kurtardılar? Derin deniz deşarjı yaparak akıntıyı ona verirsiniz. Karadeniz’de 100 metrenin altında oksijen olmadığı için hayat yok. Oradaki su zaten yüzeye çıkmıyor. O ölü bölgeye o zaman deşarj edelim. Orada ayrışsınlar. O zaman kirlilik açısından bekli bir çözüm olur. Akvaryumu bile bir kez deterjanla yıkadığınız zaman içindeki balık bir süre sonra zehirlenerek hayatını kaybediyor. Çok düşük miktarlardaki bu kimyasallar balıkta birçok özelliği bozuyor. Bu kadar hassas olan bir canlıların yaşadığı bu alan bu kadar talan edilip kirletilir mi. Deniz kenarlarında oturamıyorsunuz bile. Her yer plastik dolu. Denizlerde yapılan çalışmalar şunu gösteriyor. Yediğimiz balıkların midelerinden mikro plastik parçaları çıkıyor. Bunlar yapı itibariyle bizim sağlığımızı da etkiliyor. Bunlar balıklardan bir şekilde insana geliyor ve bizim metabolizmamızı değiştirebiliyor. Uyku düzenimiz, hormonal düzenimiz, üreme sitemimiz bozulabilir. Kanser etkilerine sebep olabilir.” ifadeleriyle çözüm önersini anlattı.

BALIKÇILIĞIN DENETLENMESİ LAZIM

Türkiye’de balıkçılığın yeterince denetlenmediğini, bunun biran önce halledilmesi gereken bir konu olduğunu savunan Prof. Dr. Kocabaş, “Biz Karadeniz’in güneyindeyiz. Özellikle yazın bizde sorun yok. Kışları balıklar hep buralarda. Biz bol bol balık avlıyoruz. Avlayabildiğimiz kadarını avlayıp balık unu fabrikalarını doyurmaya çalışıyoruz. Aslında ilk olarak insanlara besin olarak ulaşması daha sonra fabrikalara gitmesi gerekiyor ama onlar da ciddi bir şekilde balık bekliyorlar. Kıyı balıkçısını, açık deniz balıkçısını, küçük balıkçı teknesi ve büyük balıkçı teknesini birbirinden ayırmak lazım.  Amatör balıkçılık diye bir şey var. Amatör balıkçı olmaz. Olta balıkçısı 15 tane lüfer tutuyor. On beş tane balık bir kişi için oldukça fazla. İstanbul Boğazının kenarlarında adım atacak yer yok ve bedava avcılık var. Ne kadar avlıyorlar tamamen kayıtsız. Amatör olta balıkçısı diye geçinen o balıkçıların toplayıcıları var. Bu işi ticari yapıyorlar. Olta balıkçılığı tanımına baktığınız zaman oltayla tutulan balık asla satılmaz. Balığı yakalayanın eğer zarar vermediyse geri bırakması gerekir. Yakalanan balık küçükse, hedef tür değilse canlı bir şekilde geri bırakılması istenir. Bizim balıkçımız balık isterse beş santim çıksın kovasına atıyor. Yeter ki oltaya vursun.  Kasayla balık tutanlar var. Peki bunların kaydı var mı yok. Vergisi yok. Olta balıkçısı belgesini parayla almayıp lisansına para ödemiyorlar. Oltasını alan derenin kenarına giderek avlanıyor. Bunların hepsinin düzenlenmesi gerekiyor.” şeklinde konuştu.

DÜNYADA BALIĞA YOĞUN TALEP VAR

Dünyada balığa oldukça fazla talep olduğunu söyleyen Prof. Dr. Kocabaş Türkiye’nin sektörde en önde gelen ülkeler arasında yer aldığını söyledi. Kocabaş, Türkiye’deki denizlerdeki balık varlığının bu yoğun talebe karşılık verecek derecede büyük olmadığını belirterek,Türkiye şuanda 270 bin ton balık üretiyor. Şuanda balık üretimine yoğun bir talep var. Üretilmiş balık için çok büyük bir Pazar var. Rusya bizim için çok büyük bir pazar. Antalya Japonya pazarına girdi. Denizli’de üç firmanın ortaklaşa kurduğu balık işleme fabrikası o bölgedeki balıkları işleyerek Almanya pazarına satıyor. Kahramanmaraş’ta bir fabrika Rusya pazarına bir günde kamyonlarla balık nakliye ediyor.  Bunlar Türkiye adına güzel gelişmeler. Şili’nin bir adı çıktı bu durum bize yaradı. Dünyanın en büyük balık üreticisiydi bir anda tökezlediler. Şuanda Türkiye sektörde dört nala gidiyor. Yurtdışına sattığımız en başta gelen ürünlerden biri balık. Bu durumu ciddiye alarak bir bütün olarak değerlendirmemiz lazım. Bu işi balıkçıların profesyonelce yapması lazım.  Onun bir kotası olmalı. Herkes balıkçı olmamalı. Yanlış yapılabilir ama sürekli yanlış olmaz. Kasıtlı olarak yanlış yapılıyorsa o balıkçıya caydırıcı cezalar verilmesi gerekir.  Tekrar eden bir cezaysa lisansının iptal edilmesi gerekir. Bizim ülkemizin balık unu sanayisine yetiştirecek kadar balığı olan bir ülke mi diye bakılması lazım.  Maalesef yüzde 300 büyümeye karşılık gelen bir balık varlığına sahip değiliz.” cümleleriyle atılması gereken adımları anlattı.

Haber:Fatoş Batman

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.