banner114
banner146
banner122

Ayasofyalar belgeselleşiyor

Aralarında Trabzon ve Gümüşhane Ayasofya’sının da bulunduğu Türkiye’deki 16 Ayasofya’nın belgeseli çekiliyor

Yapımcı olarak Ayasofyaların belgeselini çekiyorsunuz. Sizi tanıyabilir miyiz?

Muhammet Sena Yelkovan: Ben Muhammet Sena Yelkovan. Radyo televizyon programcısı ve yapımcısıyım. Ziyadesiyle belgesel yapımlarıyla daha çok uğraşıyorum. Meslekte 23 yılım var. Şimdi Trabzon Ayasofya’dayım.

Ayasofyaları belgesele dönüştürmek gibi gerçekten güzel ve çok anlamlı bir proje yürütüyorsunuz ve Trabzon’dasınız. Bundan önce nerelerde çalıştınız? Proje hakkında kısa bir bilgi verebilir misiniz?

Muhammet Sena Yelkovan: Projeye yaklaşık sekiz ay oldu başlayalı. Ön araştırması, yapılacak çalışmaların fizibilitesi, nasıl bir yaklaşımla projeyi tanıtalım ve aktaralım, nasıl belgeselleştirelim noktasında çalışıyoruz. Biraz doğurgan bir proje. 12 proje üretti bize. Hem çocuklarımıza yönelik, hem belgesel anlamında üst düzey bir çalışmanın ortaya çıkması için kitaplaşacak. Bir taraftan da gezi rehberi ne dönüşecek nasip olursa. Konuyla alakalı da Ramazan-ı Şerif ayı yaklaştı. Büyük Ayasofya’nın bu sene ilk Ramazanı olacağı için biz bu sene bütün Ayasofyalarda bir mukabele çalışmasıyla Ramazan dolayısıyla start verdik. Ve şuanda on Ayasofya’da üçer cüz olmak koşuluyla otuz cüzü tamamlamayı düşünüyoruz. 360 videolarını çekiyoruz. Pandemiden dolayı insanlar buraları gezip görmek isteyeceklerdir. Gelip gezemeyecek olan vatandaşlarımıza sosyal medyalar üzerinden Ayasofyalar.com üzerinden bir gezme imkanı sunacağız.

Trabzon tarihine bakılınca niye Ayasofya’ya gelsinler? Ya da İznik’te, Bitlis’te neden Ayasofya’ya gitsinler? Daha muhteşem camilerimiz varken dikkatleri neden Ayasofya’nın üzerinde topluyoruz?

Muhammet Sena Yelkovan: Dikkatleri Ayasofya’nın üzerinde toplama gayemiz, sebebimiz Allah-ı Teala Kuran-ı Kerimde inneddine indallahil İslam der. Allah katında tek din İslam’dır. Bu mabetler bu yapılar, İslam ve Müslümanlık öncesinde kurulan yapılar. Dönemin İslam hak dini üzerine yapılan yapılar. Tarihe şahitlik etmiş olan insanların o tarihten bu zamana kadar ibadet yapmış olduğu mekanlar. Hem bu tarihe şahit olmaları, hem de bu yapıların manevi atmosferinden faydalanması için böyle bir projeyi hayata geçirmekte fayda görüyoruz.

Turizm açısından kaç dile çevrilmesi söz konusu? Ona ne tür bir katkı sağlar?

Muhammet Sena Yelkovan: Turizm açısından nasip olursa İngilizce, Arapça, Rusça ve Almanca olarak planlıyoruz. Yurt dışına yönelikte bununla alakalı bazı çalışmalar olacak. Ayasofyalar noktasında kurulacak sosyal platformların her birinin farklı dillerde yayın yapmasını planlıyoruz. Türkiye bir inaç turizmi atlası. Çok muazzam bir coğrafya. Ayasofyalarla biraz dikkat çekip daha farklı mekanları da gezip görmelerini sağlayabileceğimiz bir çalışma yürütüyoruz. İnsanlar Ayasofyaları gezmeye başladıkları zaman, örneği Trabzon üzerinden vereyim. Sümela manastırını da görecekler. Çevre illerde, yakın yerlerde buna benzer inanç turizmi ile alakalı bazı mekanların da detaylarını vermeye çalışacağız. Asıl olan hikayelerini ortaya çıkartıp insanların arayıp bulmaya çalıştıkları yerin Anadolu topraklarında olmuş olduğunu ifade etmeye çalışacağız.

Bir belgeselci için, yani sizin için Ayasofya’yı insanlığa, insanlara anlatırken tarihe farklı yönleriyle kaydını geçerken sizin için manevi boyutu mu yoksa ekonomik boyutu mu yani turizm açısından olan boyutu mu önemli? Yoksa hayır, burada yatan tarih, insanlık, inanç kültür mü? Belgeselci nasıl bakar bu olaya?

Muhammet Sena Yelkovan: Ben şöyle bakıyorum. Bunu büyük Ayasofya üstünden yorumlayacağım. Maddiyat bir şekilde farklı yapmış olduğunuz işlerde kazanmanıza sebebiyet veriyor. Ama belgeselini yapacak olduğumuz projede beni en çok etkileyen tarafı işin tarih ve maneviyatı. Büyük Ayasofya ilk yapıldığı zaman ilklere konu olan bir yerdir. Dönemin Roma İmparatorluğu Hıristiyanlık dinini din olarak resmi olarak kabul ettikten sonra Justenyanis, Süleyman mabedini geçeyim diye koca bir mabet inşa etti. Bu hikaye benim için çok anlamlı ve çok muazzam bir hikaye. Yani ne hissetti, neden Süleyman mabedini geçmek istedi? Hatta Ayasofya’nın inşaatı tamamlandıktan sonra kubbenin altında ‘Seni geçti ey Süleyman!..’ diye bir ifadesi tarih kayıtlarına düşmüş vaziyette.  Bu anlamda beni birazcık daha fazlasıyla etkiliyor işin manevi boyutu, tarihi boyutu. Bir taraftan da Evliya Celebi bir seyyah… Seyahatnamesini ziyadesiyle ele aldım Ayasofyaları okurken. Seyahatname’de verilen bazı detaylar var. Bu detaylar işin maneviyatı noktasında da, tarih noktasında da beni birazcık farklı yerlere taşıdı. Orada bir Ayasofya tanıtmış ki Evliya Çelebi, hakikaten etkilenmemek, o ruhu, o havayı orada teneffüs etmemek için gitmemek mümkün değil. Ve hissettiklerimi aslında ekrana taşımaya gayret ediyorum ben. Ben bunları hissetim, sizde aynısını hissedebilecek misiniz diye?  Büyük Ayasofya açıldığı zaman ailelerimizle, arkadaşlarımızla ilk defa halılarına bastık. İnsanlar çıktıklarında şöyle bir kulak kabarttım. İfadeler aynen şuydu: Biraz kasvetli miydi acaba? Böyle bir kasvet vardı, biraz karanlık gibiydi. Esrarengizlik vardı. Naçizane oralı ben şöyle yorumladım. Yaklaşık 86 yıldır müze olarak hizmet veriyor. Kapalı ve camii olarak ibadete açılmadı. Yani bu şu demekti; sekiz beş mesai yapıyordu Ayasofya. Beşten sonrasında bir ziyaret olmuyordu. Olmadığı için de sekizden sonra ışıklandırmaya ihtiyaç duyulmuyordu. Birde zaten gündem olan bir yerdi. Şuan ki Selahaddin camilerimiz gibi içi ışıklarla donatılmamıştı. Bir elektrik aksanı yapılmamıştı. Ayasofya açıldıktan sonra 86 yıl öncenin ışıklandırma sistemi ile kalmıştı. İçeriye girdiğiniz zaman aynı o kandille ışıklandırılan Ayasofya şuanda size aynı şekilde karşılık verdi.  Oranın yapısı farklı bir ışıklandırma yapılsaydı farklı bir gözle bakacaklardı. İnsanların özellikle bu detayın üzerinde durmaları benim için çok enteresandı. Sonra ağlayanları gördüm. Sonra içinde böyle derin derin nefes alanları gördüm. Kim bilir ne hissetti. Ben ilk girdiğim zaman büyük Ayasofya’ya hissiyatım aynen şuydu. İstanbul’u fetheden Fatih şehre ilk girdiği zaman Ayasofya’nın kapılarını açtığında o dönemim halkı artık bizi katletmesinler, öldürmesinler diye Ayasofya’ya sığınmışlardı. Gidilebilecek, sığınılabilecek tek yer orasıydı. Konuyla alakalı acaba ne hissetti?  Nasıl açtı bu kapıyı? Ve karşısında onca insan vardı ve onlara karşı bir padişah duruşunun haricinde bir insani duruşu söz konusuydu. Bu hissiyat benim belgeselleştirmem için yeterli bir gerekçe aslında.

Aslında sorunun cevabı sizin ifadenizin iki ucunda. Tarih, kültür, birikim, geçmiş, manevi dünyasından insanlara tanıtarak artık turizm gelişir, şu olur, insanlar yazar. Orası belgeselciyi çok fazla ilgilendirmiyor. Meseleyi içselleştirme meselesi. Ama içselleştirmeden de olmuyor galiba.

Muhammet Sena Yelkovan: Kesinlikle. İçselleştirme son dönemde bazı şu ruhu kaybettik, falanca ruhu kaybettik, eskisi gibi değil artık falan. Bence biraz içselleştirmeyi kaybettik biz. Konulara artık biraz yavan bakıyoruz. Yavan baktığımızdan kaynaklanan da hayatın bize verdiği karşılık farklı olmaya başladı gibi geliyor bana. Gene en iyisini bu anlamda siz değerli büyüklerim bilir ama bizim yorumladığımız hayat biraz böyle şuanda.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.