banner114

Bireysel başarıların dışına çıkıp kolektif olmayı birlik ve beraberlik içinde adım atmayı öğrenemedik. Biz asker milletiz ve asker olduğumuzda hep birlikte aynı ayağı ve aynı kolu kullanıp intizamı yürüyebiliyor selam verebiliyoruz.

Fakat sivil konumda ülke bazında birlik olmayı milli noktalarda beraber başarmayı beceremiyoruz. Ya da istemiyoruz. Herkes siyasetin dibinden dem vurur eleştirir, över ve o orada kalır çünkü halkın siyasetle işi olmamalı, halkın içi birlik içinde üretim yapmalı.

Üretim dediğimizde patates domatesle, komşumuzun kazanç sağladığı iş kolu ile ilk adımlarımızı atmayı yeğliyoruz. Neden mi? Kendimizi tanımıyor araştırmayı, öğrenmeyi bilmiyoruz. O bu işten kazandı bende kazanırım düşüncesi bizleri dar bir çemberin içinde sadece laf üretmeyi öğretmiştir.

Ben en iyi ne yaparım sorusunun cevabını kendimize samimi bir şekilde vermiyoruz vermedik. Oysa bu cevabı samimi verirsek yapacağımız işler de belli olacaktır. Başarımız da öne çıkarak yarınlarımız daha parlak görünecektir.

Üniversiteyi bitirenler işin yöneticisinden ileri sahibi olmayı planlamakta. Çalışma kurallarını ve şartlarını kendileri koymakta. Aşırı özgüvenin verdiği cesaretle iş isterken en tepeyi göstermekte. Ara eleman ise okumadım ama becerikliyim bana yetki, makam ver diyerek iş aramakta.

Bir işten az bir şeyler bilen hatta adını bilen az araştırıp gelen ise işin uzmanı gibi sizden iş talep ederek en kolay ve en iyi yerleri istemekte. En kötüsü de garsonlar az mutfakta dolanınca aşçı, üç gün tezgahtarlık yapınca kasiyer, bir gün manavın yanında durunca esnaf oluveriyor.

Oysa işin en detayları ve hassas noktaları vardır bunları bilmek ve o detaylarda yapmak en verimli şekilde iş üretmektir başarmak. Başarmak için ise çalışmak ve bilinçli işi ehlinden öğrenerek çalışmak gereklidir.

Özenti daima hüsranı getirir. Başkası bir işi dışardan başardı diye bakıp görürsek ve bizde başarırız niyeti ile yola çıkarsak. Başarı sağlamamız zor veya olanaksız olur. Böylece elimizde olan sermaye ve en önemlisi çalışma isteğini de kaybetmiş oluruz.

İnsanın en önemli sermayesi çalışma isteği, fikri ve sebat etmesidir. Sebat etmedikçe çalışma sonuç vermez. Her gün tereddütle işinize giderseniz o iş hiçbir zaman yol almaz. Hiçbir zaman başarıya gitmez daima aksak ve tıpkı sizin gibi tereddüt ile yürür.

İşin ilk gününde kazanmayı ve işveren kadar başarıp onun gibi koltuklarda oturmayı hayal edersek o iş bize zor gelir. Hatta zordan da öte eziyet verir. Eziyet çektikçe de işten, öğrenmekten ve kazanmaktan soğur uzaklaşırız.

Bir “işe başlamak işin yarısı” deriz. Aslında öyle değildir. İşe başlamadan işin neredeyse tamamını ve tamamında olumlu olumsuz ne varsa hesap etmeliyiz. Eğer yolun yarısında başlarsanız işinizi yargılamaya o zaman işi bıraktınız ve o işte artık çalışmayacaksınız demektir.

Oysa bunları baştan düşünmüş olsaydınız işin ortasında düşüneceğiniz daha iyi nasıl yaparım, daha verimli nasıl olur düşüncesi olurdu. Bunu kaçırdığınız her an sizin geleceğinizin biraz daha zor ve çekilmez olacağını göstermektedir.

Kaçırılan her fırsat boşa geçen her gün demektir. Her birey bir an önce karar verip kendini iyice dinleyip çalışma yarışında yola girmeli, çevresine imrenerek, özenerek değil ders alarak bakmalı, takdir ederek bakmalı ve o seviyelere varmak için her sabah kendi ile yarışmalıdır.

Kendi ile yarışan toplum içinde daima itibar görür, başkası ile yarışan ise hem başarısız hem de itibarsız görünür.       

“İŞ BİLENİN KILIÇ KUŞANANIN” sözünü hatırlayarak yarınlarda omuz omuza işimizde ve sohbetimizde birlik olmayı başaralım ki kazanan biz, ailemiz ve memleketimiz olsun.

Selam saygı ve sevgi ile.  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.