banner114

Eğitim diyoruz, okumak diyoruz ve hep ve okulları dolduruyor, kursların kapısını aşındırıyor sayısız belgeler, diplomalar alıyoruz. Bir de beynimizi yoruyor bütün görsel algılarımız ve hafızamız ile birçok iş ya da bir işte başarı sağlıyoruz.

Bunların hepsini daha rahat bir yaşam için, daha konforlu bir gelecek için değil mi? Belki de bir çoğumuz bu hayal ettiğimiz güzelliklere de ulaşıyoruz. Bazen de kendimizi çok becerikli, başarılı sanıp etrafımızda olanları bir güzel dolandırıyoruz. Kandırıp kendimize çıkarlar sağlıyoruz.

Borçlarımızı kapatıyoruz, eksiklerimizi tamamlıyoruz, kendimizi erişilmez, karizmatik özenilen biri olarak tanıtıyoruz. Kimsede çıkıp bize bak arkadaş sen çok yanlış yapıyorsun demiyor. Çünkü biz başarılı, öyle böyle becerikli, doğru, dürüst biri değil miyiz? Nasıl desinler neden yanlışımız olsun.

Sonra bir gün biri ya evimize ya da yaşadığımız ortama gelir. Veya yaşadığımız ortam işimizin içinde oluverir.

Biz hala kendimizi över, eksiklerimizi iyi saklar daha başarılısı ise karşı tarafın neyi beğendiğini takip eder ve onun beğendiği benimsediği şekilde gözükmeye çalışırız. Bunu başarmak için işimize harcadığımız efordan fazla efor sağlarız.

Kirlileri çöpe, yıkanmamış tabakları gizli dolaba, işyerinin demirbaş ne varsa kısa bir sürede tüketir, kırar, döker ve gariban bir yaşam ortamına döneriz. Aslında alışkanlıklarımıza, orijinal yaşam ortamımıza döneriz.

Bir süre sonra bir bakmışız ki evimizde nasıl yaşıyorsak işyerinde de öyle yaşıyoruz. Ranzalar kırılmış yer yatağına inmişiz. Tabaklar yok edilmiş tencereden yemek yemekteyiz. Kaşıklar bitmiş bir kaşığı soğuk sudan geçirip yemek yemekteyiz.

Yokluk pis olmayı, olanı yok etmeyi asla vermez. Aksine yokluk var olanın değerini bilmek ve onu olması gerekenden daha uzun ömürlü kullanabilme sanatıdır.

İnsan evinde aldığı eğitimle yaşama başlar. Okuldan ise toplum içi yaşam eğitimi alır yanında da o başarılıyım sandığı mesleği temel bilgisini öğretir.

Çocuğunuz yemekten önce ellerini yıkamıyorsa, lavabodan çıkarken temiz bırakmıyorsa, ellerini yıkamıyorsa, çamaşırlarını herkesin göreceği, dolaşacağı yerlerde bırakıyorsa ve siz ona “okulda sana öğretmediler mi” derseniz. Bundan utanmalısınız.

Bu eğitimi her birey ailesinden alır. Ya annesi veya babası bu yanlışı yapıyor ki o çocuk da bu davranışları benimsemiş. Fakat başkasında güzellikleri gördükçe ne kadar özense de asla yapma eylemine geçemez. Ona olması gereken temel aile eğitimi çok yabancı ve uzaktır.

Bu uzaklığı kapatmak için ancak özenecek yerlerde, ortamlarda yaşarsa belki bir adım düzelme gösterecektir.

Çocuklar kahve içmez deyip onlara kahve içmenin nasıl olduğunu öğretmezseniz. Onlara ikram edilen şekersiz kahveye çay kaşığı isteyerek şeker ekleyip içmeye çalıştığını görürsünüz.

Bir gün garson olacağım der ve en kolay iş bulacağı ortam olarak da hemen işe başladığında müşteriye kahvenin yanında çay kaşığı ile şeker sunar. Bunun da yanlış olduğunu birileri görüp onunla dalga geçtiğinde anlayacaktır.

Oysa çocuklarımıza ilk öğreteceğimiz toplum içinde saygı, sevgi, hürmet, hijyen ve toplu yaşam eğitimidir. Bu eğitimi veremediğimiz sürece bulaşıcı hastalıklar, tanınmayan virüsler ile karşılaşırız. Ve çocuklarımız geride bıraktıkları yaşam mekanlarında tanımlanamayan çirkin görüntüler ile anılıp hatırlanırlar. Ve bir gün bir başarı sağladıklarında bu anıları ile anılırlar. Bireysel eğitim bütün başarıların üstünde olursa insani güzelliklerin verdiği huzuru hiçbir başarı veremez. Herkes önce bireysel eğitimini ahlaki yaşamını tamamlamalı. Sonra zaten işinde başarılı olur.

Selam saygı ve hürmetle.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.