banner114

Uzun yıllar sonra dönüyordum şehre...                                                

Uçağımız yeni stadyumun üzerinden bordo mavi bir denize doğru alçalınca...

Tekneler, motorlar, vapurlar...                                    

Şampiyonluk kutlamasıydı yaşanan... Şampiyon olarak ayrıldığım şehre yine şampiyon olarak dönmek ne büyük gururdu. İşte sırf bu yüzden Trabzon'da olmak istemiştim.                       

İpi yeniden göğüslemeden dönmek yok şehre” diyecek kadar inatçıydım.

Ve inadını otuz altı yıl sürdürecek kadar...                                                   

Tam bir işkenceydi. Her yıl canınızı biraz daha acıtan...                        

Nerede yaşarsanız yaşayın sizi şehre biraz daha yaklaştıran...                      

***

Memleketim" diye söylendiğimde gözyaşlarıma daha fazla engel olamadım.

Özellikle cam kenarını bu yüzden istemiştim sanki. Kimseler görmesin ağladığımı...                                                                     

Biraz geç kalsam da kuşlar gibi üzerinden geçiyordum şehrin...  

Tepelerden başlayarak Akyazı’nın yamacına yayılan Terasevler de nasibini almıştı bu coşkudan... Bordo mavi, yer yer kırmızı beyaza dönüşüyordu.

Sahil Yolu ana baba günü gibiydi.

Stadyuma sığmayan devasa taraftar grubunun arasında olmayı ne çok istemiştim?                                            

Tam da yıllar yıllar öncesi gibi...

Eeee, kolay değildi tabi. Tam 36 yıldır bekliyorduk ve o gün doğan çocuklar, yolun yarısını geçmişlerdi.

O sene bu sene” diye diye buralara kadar gelmiştik.                                    

***

Dikkatimi çeken bir şey daha...                                                              

Ayasofya tarafı çok değişmişti, Yenimahalle...                                              

Eski bahçeler geri gelmişçesine bir siyahi yeşillik çökmüş üstüne...           

***

Avni Aker yemyeşildi yine...                                                                            

Tam ortasına şehrin plakasını yazdıklarını sandım.                       

Trabzonspor Müzesi’nin çatısıymış meğer.                                                    

***

Moloz'u ise tanıyamadım.                                                                                   

Bir yeşil kuşak ki kelimeler kifayetsizdi.                                              

Tabakhane ve Zağnos Vadileri ise Orta Çağ ressamlarının tablolarından fırlamış gibiydi.                                                                                                     

İki vadi arasındaki Akvaryum'u çok merak ediyordum.

Önümdeki turizm dergisinden dakikalarca gözümü alamamıştım çünkü.                                

***

Çömlekçi, tam istediğim gibiydi.                                                        

Monaco mu desem yoksa Portofino mu, inanın karar veremedim.

Kültür ve turizmin kalbinin burada attığı söyleniyordu ki haksız da sayılmazlardı.

Boztepe'ye doğru büyülü bir el değmişti sanki...                                                                                            

Yeşille taş barışıktı... Martılarla deniz...                                              

Teleferiğin yükseldiği Bozteras görülmeye değerdi.                                     

***

Ya Değirmendere?                                                                                         

Kenar süsü şeklindeki yalılarla köşklerle Maçka'ya doğru uzanıyor...    

Yatlar ve yelkenlilerle göz kamaştırıyordu.                                              

İstanbul Haliç halt etmiş yanında.                                                                      

İki yakayı birleştiren köprüsü bordo mavi bir gerdanlığa dönüşmüştü.    

***

Bu kıyılardan bi tren geçse” diye ne dualar etmiştim?                               

Nasıl da kıskanmıştım istasyonu olan şehirlerin çocuklarını?                                                                    

Demek sonunda Trabzon'a da tren gelmişti ve gerçekten hoş gelmişti.                                

İstasyon, Otogar ve Liman için devasa bir mimarlık şaheseri karşılıyordu sizi...

Sırtını kayalıklara yaslamış bir denizkızı gördüm sanki...                                     

Yer yer Uzak Doğu izleri taşıyordu... Hindistan, İran...                                    

Ne de olsa İpek Yolu'nun en önemli kentlerinden biriydi Trabzon.              

Ve İstanbul dahil dünyanın birçok kenti henüz köy bile değilken Trabzon vardı.  

Böyle de gurur veriyordu sakinlerine...                                              

***

Büyük kentler, küçük şeylerle uğraşmamalı, projeleri de büyük olmalıydı.                                               

Mimari dokusu ise çok farklı... Tarihi kimliğine uygun...                       

İnsanının bitmez tükenmez enerjisini yansıtan...                                            

Hele hele de konu Trabzon ise...                                                             

Yüzlerce binlerce yıldır anlatıla anlatıla, yazıla çizile bitirilemeyen...

Giresun'la Rize arasına sığmayacak kadar büyük bir kente de böyle eserler yakışırdı.

Allah'ım!.. Bugünleri de gördüm ya" diye söylendim.                                

Zaten az sonra Havalimanı...                                                                  

Dünyada böyle bir kent daha var mıydı acaba?                                                 

Kara, deniz ve hava ulaşımı hemen hemen iç içe derken...

Dördüncü kardeş demiryolu da yetişmişti son anda...

***

Uçağımızın tekerlekleri yere değdiğinde kendime gelir gibi oldum. 

Uyanmıştım ‘Trabzon Rüyası’ndan...

***

Kötü bir rüyadan uyansaydım bu kadar üzülmezdim herhalde...           

Fakat beklentinizi yüksek tutan bir rüyanın altında eziliyorsunuz.          

Hele hele de kente hâlâ demiryolu gelmemişse...                                

Limanla Çömlekçi bütünleşmemişse...                                        

Değirmendere, o, bildiğiniz Değirmendere ise...                                        

Kent, tepeden tırnağa vahşi betona gömülmüşse...                             

Trabzon Rüyası bir başka bahara ertelenmişse...                                         

Bir başka yaza ya da kışa...

***

Aslında işimiz zordu ama imkânsız olanından...                                        

Yarım asrı aşkın bir süredir bekliyordum ve ümitsiz vaka sayılırdım.                                           

Tam bagajıma uzanırken mırıldandım.                                                          

Ben, bu bekleme işini torunlarıma mı devretsem acaba?”

***

Taksiye bindiğimde hâlâ Trabzon Rüyası’nın etkisindeydim.                     

Abi nereye" diye soran şoföre “şampiyonluğa” dedim.                     

Zaman zaman ortaya çıkan, komik sözler biriktiren muzip tarafımı seviyordum fakat yalnız değildim.                                                                   

Abi keşke iki şampiyonluğu birlikte kutlasaydık.”                                     

Ben, sözlerin arasına saklanmış mesajı çözmeye çalışırken...                         

Abi, keşke şehir de takım gibi şampiyon olsaydı” demez mi?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.