banner114

Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla KTÜ Tarih Kulübü Kazım Karabekir Paşanın kızı Timsal Hanım’ı konferans için Trabzon’a getirdi. Timsal Hanım Paşa’nın milli mücadele yıllarından sadece bir bölümünü anlattı.

Karabekir Paşanın hayatını ve mücadelesini okumuş ve içselleştirmiş biri olarak bu konferansın bize Paşa’yı hatırlatmasından vazife çıkardık. Paşa’nın yıllarından içinde arkadan gelecek nesillere vasiyetinin de bulunduğu bir bölüm de biz nakletmek istedik. Kazım Karabekir Paşanın İstiklal Savaşı hatıralarını anlattığı kitabının yakılma hikâyesini, Milli Şef döneminde Paşanın evine yapılan baskınları, gerçekler bilinmesin diye kitaplarının kireç kuyularında nasıl yakıldığını paylaşmak istedik. Evet, bugünkü köşemizi İstiklal Harbi kahramanlarımızdan Kazım Karabekir Paşa’yı yad etmeye ve yakılan eseriyle ilgili verdiği mücadeleye ayırdık.

***

Karabekir Paşa kitabının yakılması ve kendisine düzenlenen suikast planını anlatıyor.

 “Bütün baskılara rağmen kitabımı basacak bir matbaa bulmuştum. 8 Haziran öğleden sonra valilikten bir tezkere aldım. Matbaadan 5 adet kitabın alındığını tespit etmişler. Benden onları istiyorlardı. Ben de teskereyi getiren memura, ‘Vali Bey’e selam söyle. 3 bin kitabımı onlar yaktı. 5 tanesini de biz yaktık.’ dedim.”

Evim Mayıs ayından itibaren gözetim, hatta adeta kuşatma altındaydı. Köşküme gelen hanımlar, hatta kız çocukları bile evlerine kadar birkaç adım mesafeyle takip ediliyordu. Hatta bir seferinde himayemdeki bir kız çocuğuna komiser lafla tacizde bulunmuştu.”

Polisler tamamen gittikten sonra ilk iş olarak çoluk çocuğumu toplayarak sakinleştirdim. Hep birlikte temizlik yaptık, köşk leş gibi kokmuştu. Kütüphanelerim, yazıhanem tamamen soyulmuştu. Hangi odaya gitsek gelenlerin yıkıcı eserleri ortalığa hüzün veriyordu.”

Bu edepsizlikler 16 Temmuz’da alınan 4 çuvaldan yarım çuvalının geri verildiği güne kadar sürdü. Birkaç gün hafifledikten sonra yine gözetleme başladı. 8 Ağustos’ta bana bir suikast hazırlandığı haberini aldım. Mayıs’ın haftasında başlayan medeni düello, pek vahşi safhalara döküldükten 3 ay sonra hayatıma suikastle bağlanıyordu.

Şimdi ne yapılacak? Zira eser piyasaya çıktığı gün İstiklal Savaşı bütün çıplaklığıyla meydana çıkacak ve şimdiye kadarki yalanlar ve yalancılar berbat olacaklar. Daha kim bilir neler olur? diye korkuluyor. Kanunen tutulacak bir dal da yok. Hepsi olmuş, geçmiş olaylar. Nutuk’larda, eserlerde çarpıtılan telgrafların asılları var kitabımda. Nereden bakılsa işler felaket. Şu halde ne yapmalı?

Kısa bir karar: Kitapları yakmalı!... Yani kanun dışına fırlayıp gizli ellerle gizli bir iş yapılmalı… Yani suikast. Operasyonu Kılıç Ali yapacak, Meclis Başkanı Kazım Paşa da işi döndürecek. Haydi İstanbul’a… Kılıç Ali, Aziz Şehremini Haziran’ın 1’ini 2’sine bağlayan gece iki itfaiye kamyonuyla Sinan Matbaası’na geliyorlar. Beraberinde birkaç sivil polis de var.”

Ve kitaplarım orada bir kireç ocağına doldurulup yakılıyor. Fakat en altta kalan kısımlar tamamen yanmıyor. Ocakta çalışan ameleler bunları alıyor ve “Kazım Karabekir Paşa’nın kitaplarını yaktılar” diye, daha o gün bütün Bakırköy çalkalanıyor.

İşte esrime ve bana karşı yapılan suikastın tablosu… Gelecek nesiller elbette bunu bir dram olarak sahneye koyacaklar ve kendilerinden sonrakilere neler yaşadığımızı ibretle göstereceklerdir. Ben onlara gerekli olan malzemeyi bütün ayrıntısıyla buraya yazıyorum.”

11 Ağustos günü Fehmi ( İstanbul Emniyet Müdürü) köşküme geldi ve suikast dedikodularının geçerli olmadığını, buna kimsenin cüret edemeyeceğini teminat vererek söyledi. Ben de teşekkür ettim ve esasen hükümet kuvvetlerinden yararlanmadıkça böyle bir suikastın yapılamayacağına inandığımı söyledim. Ancak bir Ermeni’ye bu suikastı yaptırarak halkın Ermenilere karşı galeyana gelmesini temin edecekler, bu da ecnebilerin ülkemize Ermeni Kıyımı hala devam ediyor şeklinde baskılarını arttıracaktır.”

Tutuklandık, İstiklal Mahkemesine verildik. Milletin bağımsızlığını kurtaranların, bu başarıdan sonra İstiklal Mahkemesi’nde yargılanmaları ne garip cilvelerdir. Buna eskiden olsa “cilve-i Rabbani”(Allah’ın cilvesi) derlerdi. Şimdi acaba “Cumhuriyet cilvesi” mi denmeli?”

Timsal Hanım, salonu dolduran ve hemen tamamı CHP’li katılımcılara bunları anlatmamıştır sanırız.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.