banner114

Bizim buralarda “yaşmakçı”.

Boynunda kendine özgü ‘yaşmak’ misali bir desen…

Meğer ‘baştankaragiller’ familyasındanmış…

Ötücü kuşlar’ sınıfından…

Kömürle karartılmış gibi bir başa sahip olduklarından böyle adlandırılmış olmalı.

***

Rahmetli annem, “cici kuş, cici kuş” diye öttüğünü söylerdi.

Dikkatle ve defalarca dinleyince hak vermiştim.

Gerçekten cici kuştu, ufak tefek ve de ürkek.

Dört mevsim dolaşır durur sağımızda solumuzda, üstümüzde…

Park ve bahçelerden yükselen cıvıltıların çoğu onlarındı sanki.

Serçeler kadar izin vermezlerdi yanlarına yaklaşılmasına…

Sosyal mesafe’ ezelden beri varmış yani.

***

Hiç aklıma gelmezdi böyle bir yazı...

Hani kuşlar üzerine araştırma yapsam neyse…

Gözlemci olsam…

Bir fotoğraf için günler geceler boyu pusuya yatsam…

Şu bizim yaşmakçı

***

Ne zaman ki kütüphanemin çevre düzenlemesine sıra geldi?

Güverte, can simidi, filika, yelken direği filan…

İşte o an yeniden tanıştım ‘baştankara’yla…

***

Değirmendere’de bir hurdacıda görünce “işte yelken direği” diye söylendim ve Çınarlı’daydı kaşla göz arasında. Betonun içinde…

Karşısına kurulmuş, başka neler yapacağımın hayalini kurarken…

İpler çekecektim öteye beriye… Kırlangıç bayraklar asacaktım.

Yazılar yazacaktım, derken…

“Pırrr” diye direğin tepesine kondu.

Ben diyeyim “yaşmakçı”, siz anlayın “baştankara”…

Demek ki bizi bekliyormuş.

İşin bitmesini, yuvasının hazırlanmasını…

Fizibilite çalışması yaparcasına etrafı kolaçan ettiğini görebiliyordum.

Rahmetli annemin “cici kuş, cici kuş” diye tercüme ettiği cıvıltıların ardından boşluktan içeriye balıklama daldı. “Düştü mü yoksa bana mı öyle geldi” diye düşünmedim değil.

Artık pür dikkat çıkışını bekliyordum.

O kadar ki “zavallı, direğin içine düştü, çıkamıyor” diye fısıldadım boşluğa.

Biraz sonra ortaya çıkınca rahat bir nefes aldım.

Sonra bir yaşmakçı daha...

O zaman anladım ilk gelenin ‘yuvayı yapan’ olduğunu…

İnşaat başlamıştı direğin tepesinde.

Onlarca yüzlerce kez bir şeyler taşıdıklarına tanık oldum.

Bu kuşlar öyle ilginç yerlere yuvalarını yapıyorlarmış ki…

Elektrik panolarından toprak küplere varıncaya kadar…

Sosyal medyada yavrularının fotoğrafını çekip “küp bebek” diye paylaşanlar bile vardı.

***

Bugünlerde yuvada hummalı bir çalışma…

Baştankaraların biri gidiyor, biri geliyor.

İşim olmadıkça yelken direğinin yanından geçmemeye gayret ediyorum.

Öğrendim ki ürktüklerinde yuvalarını terk ediyorlarmış.

Kütüphanemin çevre düzenlemesi henüz bitmedi ama baştankaraların misafirliğinin son günleri…

Bizimkiler ‘küp bebek’ değil de ‘direk bebek’ oldular sanki…

***

Kendi hallerinde çok güzel komşuluk yaptılar.

Yakında “uçtu uçtu baştankara uçtu” inşallah.

Direğin tepesindeyken görmek isterdim.

Hani mutlaka son komut orada verilecekti.

Gökyüzünden başka bir şey görmemiş ki yavrucaklar.

Dağ, deniz, dere… Bu da kütüphane…”

***

Böyle şeylerle mutlu oluyor insan.

“Çirkin” adını verdiğim kedimi de burada bulmuştum.

İnsanlardan önce kedilere ve kuşlara ev sahipliği yapan bir kütüphanem vardı artık.

Gözlerimi kapadım, kuş cıvıltılarını duyabiliyordum.

Rüzgara karışan yaprak hışırtılarını…

***

Baştankara, aynı zamanda bir denizcilik terimi...

Batma tehlikesi karşısında kalan bir teknenin baş kısmı sahile gelecek şekilde oturtulması anlamına geliyor.

Yani ‘baştankara' cankurtaran gibi bir şey.

İnsanların, ülkelerin birbirine girdiği günlerde…

Karadeniz’in kıyısında…

Karayemiş, karaağaç, kara erik ve kara üzümlerin gölgelediği saklı cennette…

Baştankara bir mutluluk’tu benimkisi.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.