banner114
banner146

Önce kızılcık çiçek açtı.
Hemen her sabah adeta konuşuyorum bu fidanla.
Ara sıra soğuk rüzgârlar esse de...
Karla kaplansa da Uz Dağı...
Güverteye iniyorum ki bahar gelmiş.
Kızılcıktandır, biliyorum.
***
Ağaç kavunu, yediveren zaten.
O da çiçeğe durmuş üzerindeki kocaman meyvelerine aldırmadan...
Kabuğundan yapılan reçelin tadına doyum olmuyormuş. Greyfurtla portakal arası bir şey.
Gelip geçenler en çok da onu merak ediyor.
Bu yıl daha çok dallanıp budaklanacak.
***
Güvertenin güzelleri...
Mimoza, altın sarısı çiçeklerini sunmaya başlamış bile...
Manolyanın ise uzaklardan hissedilen o nefis kokusu için üç beş yıl daha beklememiz gerekecek.
***
Bazen çok aceleci davrandığımın farkındayım.
Hemen bahar gelsin istiyorum.
"Hemen."
Güvertenin çimleri büyüse...
Ela, Deva, Aras...
Daha nice çocuk, genç, yetişkin yürüse...
Renk renk güller, lavantalar...
Böğürtlen, ahududu, yasemin...
Ve adını bilmediğim çiçekler bile var.
Soranlara "adsız çiçek" diyorum.
Şu sıralar bir şey fark ettim ki...
Toprakla uğraşmayı özlemişim, çok seviyorum.
Eski saksılar, tenekeler, kutular biriktiriyorum.
Dal daldırmalar, fidan dikmeler ve aşılar..
***
Şimşir...
Karadeniz’i hatırlatan serin yeşillik gibi...
En kuytu köşelerin tarifsiz güzelliği...
Yol boyunca "istriç" dediğimiz ağaççıkların altına dikmişim.
"Allah’ım" diye bakıp bakıp dua ettiğim de oluyor.
***
Bir de kuş yuvaları var.
Elde yapılmışı...
Dallara asmışım ve bekliyorum.
Sabah akşam, gün ortası hiç fark etmiyor.
Gözlerim üzerlerinde...
Yaşmakçılar, serçeler...
Yuvaları hazır fakat belli ki hazıra konmak istemiyorlar.
"Çamurunu çalısını taşımadıktan sonra..."
Onlara da hak veriyorum.
***
Yeni kütüphane yolunun tamamlanmasını büyük bir heyecanla bekliyorum.
Şöyle hafif rampayı biraz aşarcasına...
Kuş incirinin üzerinden geçiyor.
Büyük Gelin’in Evi’nin yerinden...
Şana Taka’nın kenarından dolaşarak çimen çiçek cennetimiz Harmancık’a çıkıyor.
Adını "kültür yolu" koydum.
O kadar çok fidan, çiçek dikeceğim ki sağına soluna...
Hele bir bitsin...
Boy boy olacaklarını düşünmeye fırsatım bile olmuyor.
Zeytin için "sen dik, torunun yesin" derler ya...
Beş tane de Gemlik fidanım var.
Güneye bakan yamaca incirlerle birlikte dikeceğim.
***
Bir de üzümler...
Karası var, beyazı, alı...
Her ağacın kökünde bir üzüm olsun istiyorum nedense...
"Kim yiyecek bu kadar üzümü?"
Sanki soran olmuş da...
"Kuşlar" diye cevap veriyorum.
***
Resmen bir gün kalmış bahara...
18 Martta astığım dev bayrak dalgalanıyor.
Masam da tam arkasında.
Bayrağın gölgesindeyim yani.
Buradan köye bakarken...
Her şeyi kırmızı beyaz görüyorum.
Aklıma çocukluğum düşüyor.

Üstümüzde turnalar telli telsiz.
Ayağımızda kara lastikler...
Oyunlarımız taştan topraktan
Bekliyoruz havanın kararmasını


Çayımı yudumluyorum.
Ne zamandır suskun kalan deremiz çağıldıyor.
"Şarşar" dediğimiz şelalenin sesi buraya kadar geliyor.
Fındık yaprakları patladı patlayacak.
Hafiften bir rüzgar esiyor.
Sessizliğin sesini dinlemek gibi bir şey benimkisi...
Derin derin soluklanıyorum.
Keşke en güzel dualarda olsa insanlar.
En güzel mevsimde...
"Bu bahar herkese bolluk bereket, sağlık ve huzur getirse..."




 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.