banner114
banner146
banner122

   

Masal anlatmaya devam! Kısa metrajlı bir film izletmek istiyorum sizlere… Sörloth henüz Trabzonspor’dan gitme modunda değilken, o dönemlerde ismi transfer borsasında dolaşmaya başlamıştı. Sörloth’un ismi borsada dolaşırken, o esnada olaya müdahil olan Ahmet Ağaoğlu, Sörloth için şunları söylüyordu “Sörloth hiçbir yere gidemez, Sörloth’un sözleşmesi devam ediyor.” Sonunda o kısa metrajlı filimin sonu veda sahnesiyle sonlanmış, Sörloth yuvadan uçup gitmişti. Sörloth’un gitmesiyle filim bitti derken, Ağaoğlu yine sahne alarak kısa metrajlı bir filim çekmeye başladı. Çekilen filme bakıyoruz, yazılan ve uygulamaya sokulmak istenen senaryonun bir önceki filimin senaryosuyla tıpa tıp örtüştüğünü görüyoruz. Yine mikrofon ve kameralar, yine aynı söylemler yine aynı masallar yine Ağaoğlu… Bu kez Ahmet Ağaoğlu Sörloth’la ilgili, “Sörloth için kulübüyle özel bir sözleşmemiz mevcuttur, biz onay vermedikten sonra Sörloth Türkiye de hiçbir yere gidemez” Ağaoğlu’nun Sörloth ile ilgili sözlerine eyvallah diyeceğiz ama Ağaoğlu’na nasıl inanacağız ki? Çünkü nasıl bir sözleşme yapıldığını kimse bilmiyor! Kimsenin bilmediği noktasında camia, taraftar ve kamuoyunu kastetmekteyim. Yarın Sörloth bir Türk takımıyla anlaşıp imza attığını farz eyleyelim, Ağaoğlu’nun söylemleri bir önceki söylemleri gibi askıda kalmayacak mı? Kısacası demem o ki; Ağaoğlu tarafından bu güne kadar camia kandırılıp aldatılmıştır! Ağaoğlu, Şörloth gitmeyecek dedi gitti. Ağaoğlu Sörloth’un kulübü ile aramızda özel bir sözleşme var diyor kimse yapılan sözleşmenin içeriğini bilmiyor. Ağaoğlu transferlerde yüzde doksan başarı sağladık diyor, yapılan transferlerin hali ortada! Ağaoğlu hiçbir problemimiz yok diyor, kulübün neresine el atsanız her tarafından problem fışkırıyor! Ağaoğlu öyle vaatlerde bulunuyor ki, taraftar camia inanmak zorunda kalıyor, sonrasında hepsini Lafontaine hikâyelerinden hiçbir farkları olmadığını görüyor! Peki, soruyorum sizlere, bizlere, hepimize, bugüne kadar söylemleriyle eylemleri örtüşmeyen benim Ağaoğlu’na nasıl inanıp güveneceğiz ki, kendisiyle bu koskoca camia yol alacak? Sizi bilmem ama ben şahsen Ağaoğlu’nun hiçbir söylemine inanmıyorum!

SUSMA SUSTUKÇA!

Bu sorular cevap bulmalı! Bu iddialar karşılıksız bırakılmamalı! Yalansa yalan densin! İftiraysa hukuka başvurulsun! Hani Kırkpınarda er meydanında çığırtkan “İki yiğit çıkmış meydana ikisi de bir birinden merdane” diye çığırtkanlık yapar ya güreş öncesi, bizim iddialarda o misal… Ortaya atılan bu iddiaların yiğitliği yok ama şaibesi çok! Önce Diabate ile ilgili bir iddia geldi bizlere yazdık, çizdik ama maalesef muhatabından bir açıklama gelmedi kamuoyuna! O nedenle yazmaya devam ediyoruz, edeceğiz de haberiniz ola. Önce Diabate bombası patladı. Şimdi de Afobe. Bakalım bunların arkasından kim gelecek? Herkes gibi ben de merak ediyorum! Diabete için Karagümrük Süleyman Hurma’nın, Ahmet Ağaoğlu’na yaptığı bütün ikazlarına rağmen ”Aman başkan biz 500 bin Euro’ya anlaştık, bu futbolcuya sakın bir kuruş fazla vermeyin” demesine karşın, Ağaoğlu Diabate’yi 1.300 bin Euro vererek Trabzonspor’a katmıştı! Bize gelen bu iddiaya o yazımızda şöyle bir yorum yapmıştık, Diabate’ye verilen ücretteki 800 bin TL’lik artış ya kur farkına takıldı, yâda TEFE-TÜFE’ye! Bugün ise Denizlispor başkan yardımcısı Kaan Şanlıkan bir açıklama yaptı, Şanlıkan, Afobe’yle 650 bin Euro’ya anlaştıklarını, ancak Sörloth’un ayrılmasıyla Trabzonspor’un bu futbolcuya iki kat para ödeyerek aldığını söyledi. Ya da söylüyor. Yani 650 bin Euro’luk Afobe Trabzonspor’a 1.300 milyon Euro’ya gelmiş oldu. Hoş gelmiş! Gelmekle de iyi etmiş! Evet, Denizlispor ile Trabzonspor’un ödediği ücret arasındaki fark tamı tamına 650 bin Euro… Şimdi gelin buna yorum yapın! Açık seçik diyorum, eğer ki bu iddialar doğruysa bu işlerde kıble kaçığının olduğu kesindir. Buradan sesleniyorum. Duyan duymayana haber versin diyorum. Diabate ve Afobe’nin Transferlerini kim veya kimler gerçekleştirdi? Bu iki oyuncuya neden bu kadar uçuk rakamlar verildi? İki kulüpler arasındaki ekonomik farklar bu kadar fazla nasıl büyüyerek sonuçlandı? Kim abi kimler vesile oldu bu transferlere? İki oyuncudan total olarak hiç yoktan Trabzonspor’un kasasından 1.450 bin Euro çıktı… Bunun sorumlusu ya da sorumluları kim? Ahmet Ağaoğlu bunları net hepimizin anlayacağı şekilde (ha hemen belirteyim ikna edecek hepimizi) açıklamadıktan sonra o oturduğu koltukta bırakın bir günü, bir saat bile kalmamalıdır. Böyle bir rezillik olur mu? Böyle bir kepazelik yapılır mı? Beyler size sesleniyorum, yönetim kurulu olarak başkanınızın karşısında dik durup bunları kendisine sorun cevap vermesini söyleyin. Yoksa bunun altında hepiniz kaşırsınız! Adınızın sanınız bundan böyle Trabzonspor camiasında nasıl anılacağını benden iyi siz bilirsiniz. Ne diyoruz,  “Susma, sustukça sıra size gelecek.”

YOK, ÖYLE ÜÇ KÖFTE ALMAK?

Diyorlar ki neden hep Ağaoğlu’nu yazıyorsun? Ben de onlara diyorum ki, kimi yazayım abi? Malzemeci Hayatiyi mi? Masör Şefik’i mi? Doktoru mu? Güvenlikçi Rızayı mı? Simitçi Ali Haydar’ı mı? Boyacı İbo’yu mu? Kimi yazayım abi? Top toplayıcısını mı? Mutfakçıyı mı? Çim bakıcısını mı? Gülle atıcısını mı? Basketbolcuyu mü? Kimi Yazayım abi? Ali Savaş dayımı mı? Cabbar abiyi mi? Burhan Bektaş babayı mı? Kimi Yazayım abi? Ahan her şey ortada. Transferlerde nelerin yaşanıp yaşanmadığını bizler değil elin kulüp yöneticileri anlatıyor. E şimdi gelin siz söyleyin bana, ben Ağaoğlu’nu yazmayayım da kimi yazayım? Zamanı evvel Sadri Şener’i… Zamanı evvel İbrahim Hacıosmanoğlu’nu. Zamanı evvel Muharrem Usta’yı yaptıkları yanlışlardan, kulübü borçlandırdıklarından dolayı yazmadık mı? Kimse kusura kalmasın, yazacağız abiler. Yok, öyle 1.450 bin Euro’ya üç köfte almak!

GENEL SEKRETERLİK!

Yanlış biliyorsam düzeltin. Herhangi bir kurum olsun… Bir siyaset kurumu olsun. Bir spor kurumu olsun. Bu kurumlarda genel sekreterlik makamı var ise, o kurumu taşıyan, yöneten ve karar vericilerden birisi olur genel sekreterlik makamı. Temsilde de ilk sıralardadır. Net söylüyorum, Genel sekreterlik makamı o kadar önemlidir. Tabi ki bunu bilen ve bu makamı kaldıracaklar içindir önemi. Siyasette genel başkandan sonrası genel sekreterliktir. Sporda ise başkan, asbaşkan ve sonrasında genel sekreter gelmektedir. Buradan nereye varacağım? Trabzonspor’da da bir Genel Sekreterlik makamı var. Ama sadece makam var diyorum. O makamda görev ifa ediliyor mu, size hayır derim. Ne yapılıyor derseniz? Bu kez cevabım sizlere şöyle olur. Hava-cıva, caka yapılmaktan başka hiçbir şey yapılmıyor. Şimdi de diyeceksiniz ki koskoca Trabzonspor’un genel sekreterliği boş mu şu an. Vallahi boş olup olmadığını ben bilmem, Ağaoğlu bilir! Ha az daha unutuyordum o muhteşem koltukta şu an oturan Ömer Sağıroğlu efendi bey olduğunu duyuyor, biliyorum. Daha öncelerimi kimler oturmuştu o koltukta? Kimler oturmadı ki, oturanlar o koltuğun hakkını sonuna kadar temsil etmişler babalar gibide görevlerini ifa etmişlerdir. İşte o isimler, Sebahattin Kundupoğlu, Nizamettin Algan, Ergin Kulaçoğlu, Orhan Çobanoğlu, Ömer Gürsoy, Ali Özbak, Turan Alp, Erdal Atalay, Zeki Erkuloğlu, Necmettin Aytekin, Hikmet Onur, Ali Zafer Özdemir, Hasan Yener, Metin Kenan Aksu, Mahmut Ören, Yusuf Ziya Yılmaz… Gelelim saadete, mevcut Sağıroğlu efendi beyde genel sekreterlik yapıyor bu camia ve kulübe. Yukarıda isimlerini yazdıklarım da yapmıştılar kendi dönemlerinde, Hadi gelin onlarla bugün yapılan genel sekreterliğin arasındaki farkları hep birlikte bulalım! Dedim ya, genel sekreter dediğin kulübün her şeyini bilen, her şeyiyle ilgilenen, yöneten, yönlendiren, inisiyatif kullanan, risk alan, bilen ve bildiğini uygulayan demektir. Bizim yıllar içinde gördüğümüz budur. Duyduğuma göre Sağıroğlu Efendi bey, sağda solda “Ben kulübün genel sekreteriyim. Kulübü ben yönetiyorum” diyormuş… Bismillahirrahmanirrahim… Allahu ekber…. Kulübü Sağıroğlu beyefendi yönetiyormuş! Allah Allah… Gelin de şimdi pantolonunuzu yırtmayın! Gelin de şimdi ahlanıp vahlanmayın? Gelinde şimdi kıkır kıkır gülmeyin! Birisi Ömer Efendi beyin bu söylemlerinin yalan olduğunu bana söylesin ne olur? İnanın hırsımdan. hasedimden şimdi çatlayıp patlayacağım! Vay anasını be sayın seyirciler, Ömer Efendi Bey böyük yönetici olmuş, kalkmış kulüp yönetiyormuş! Ah ahhh… Şahit olduklarımı yazsam var ya inanın Efendi Bey o koltukta bir saniye durup, oturamaz! Ulan bu nasıl bir dünyadır? Bakıyorum da durup dururken birileri kedini fasulyeden nimet saydırmaya çalışıyor! Allah’ım ne olur sen aklıma mukayyet ol! Trabzonspor’un genel sekreterliğinin nereden nerelere geldiğini, gözlerinizi bir kapatın lütfen, şöyle bir dakika düşünün. Şu yukarıda saydığım isimlere bir bakın, bir de bu günlere! Trabzonspor’u genel sekreterimiz Ömer Efendi Bey yönetiyormuş, yahu gardaş belki senin haberin yoktur ben sana iyilik yapayım da bir şey konuşurken boşa çakma! Trabzonspor kendi kendini yönetiyor, sen sadece o koltukta oturuyorsun. Eski bir arkadaşın olarak sana tavsiyem ”Sus da çok göze batma bari böyle idare et. Şunun şurasında kaç gününüz kaldı zaten, keyfini çıkarı, havasını çakasını atmaya bak” Haaa bu arada bu kulübün ekonomik anlamda rayına oturtulması başarısını kendinize yazmaya çalışıyorsunuz! Ayıp gardaş Ömer Efendi bey ayıp… Berat Albayrak olmasaydı 3 ayda istifa ederdiniz, yaşadığınız o günleri ne çabuk unuttunuz? Şimdi ise Berat Bey yok. Gerçi duyduk ki yeni bir gemi almış, yeni bir liman bulmuşsunuz kendinize! Bakın da demirlerini sağlam bağlayın geminizin, sonra kırılır dökülür sükûtu hayale uğrarsınız!

ATIP TUTMAK KOLAY!

Ekranın önünde ne güzel atıp tutuyorsunuz! Nasılsa kalede kimsecikler yok! Kalede kimse olmayınca fırsattan istifade, atabildiğiniz kadar atın! Vurabildiğiniz kadar vurun! Tutan yok ağalar tutan! Ama siz atıp tutanlara gelin icraatın içerisinde sizler de olun söylendiğinde ne hikmetse en önde kaçan da sizler oluyorsunuz! Nasıl olacak bu iş? Nasıl yürümeli istediğiniz sistem? Herkesin malumu spor programlarında ekrana çıkanların çoğu futbolun içerisinden gelenlerdir. Hemen belirteyim benim sitemim futbolun içerisinden gelenlerin ekranlara çıkmasına değildir. Benim sitemim ekrana çıkanların, TFF ile kulüp yönetimlerini oluşturanlara attıkları salvolaradır! Hani ya sürekli  “TFF’yi ve kulüpleri futbolun içerisinden gelenler yönetmelidirler ” diyorlar ya… İşte isyanımız bunadır! Aslında söylemlerine ben de katılıyorum. Katılmadığım boş yere havanda su dövmelerinedir. Çünkü söylemleri ile icraatları asla hiçbir zaman örtüşmemiştir. İşte Fatih Terim! İşte Şenol Güneş! İşte Serdar Bali! İşte Rıdvan Dilmen! İşte Oğuz Çetin! İşte Aykut Kocaman! İşte Rıza Çalımbay! İşte Samet Aybaba ! İşte Mustafa Denizli! Böyle sayabileceğim yüzlerce futbol adamı var. Hangisi ben teknik adamlık yapmıyorum, yeter bu kadar kazandığım, artık başkan olmalıyım diyebiliyor? Ya da diyebilmiş? Her biri oynayıp, yıldızlaştıkları kulüplerinde başkanlığa aday olsalar, yönetimlerini kendi veya kendinden sonraki jenerasyonlarda oluştursalar, kim buna itiraz edebilir ki? Demek ki kazın ayağı ekranda söyledikleri gibi değilmiş! Kazın ayağı nasıl biliyor musunuz ben söyleyeyim? Futbolun içerinden gelen bu abiler bu kardeşler, her kim olursa olsun, hepsi elma pardon alma ağacının dibinde beklemekteler. O nedenle verme ağacı tarafına asla bakmazlar. Bir kere alışmışlar ya almaya, maalesef alma sevdadan bir türlü vazgeçemiyorlar! Şu anki tabloda, Fatih Terim olsun, Şenol Güneş olsun Rıdvan Dilmen olsun, hepsi kulüplerini taşıyacak hem ekonomik güce sahipler hem de bilgi birikimine. Ama ne yazık ki her biri kendilerini var eden kulüplerine bile başkan olmazlar! Onlar sürekli hep alan tarafta olacaklar! Kader onlar için ağlarını böyle örmüş. O nedenle diyorum ki, o eski futbolcuların ekranlarda esip gürlemelerine fazla kafa yormayın, onlar bile o çıktıkları ekranlarda yorum yapmaları için kimleri aracı kılıyorlar? Para var ya para, o paranın gözü çıksın, inanmadığınız şeyleri bile söyletiyor sana! Öyle değil mi efsane eski futbolcu ağabey, kardeşler?

KAZAZ’DAN KISSADAN HİSSE BİR YAZI

Ahmet Kazaz yazdı. Okuyunca benim de dikkatimi çekti Kazaz’ın bu yazısı. Sizlerle paylaşmak istedim… Yirmi yıl profesyonel hayat içerisinde alt orta ve üst düzeylerde yöneticilik yapmış biri olarak bu kısa ve öz paylaşımı yapmak istedim. Yönetmek: bir amaca yönelik aksiyonları kendinizi, işinizi ve ekibinizi bir amaca yönelik yönlendirerek sürdürülür kılıp en iyi sonuçları elde etmektir. İşte tam bu bakış açısıyla, bugünkü Trabzonspor’un başarılı yönetilip yönetilmediğini irdeleyeceğim. En başta belirtmek isterim ki Trabzonspor uzun zamandır doğru yönetilmiyor. Çok değişim başarısızlık getirir. Çok isim değişiyor ama sonuç değişmiyor. Çok değişkenliğin olduğu bir yerde BAŞARI söz konusu olamaz. Doğru zamanda değişim olursa başarı olur. Bu arada sonuç derken de şampiyonluğu kastetmiyorum. Tam tersine şampiyonluğu tek başına başarı olarak gören yönetimler kulübe en büyük zararları vermiştir. Yönetirken herkesi mutlu etmeye çalışırsanız sorumluluğunu taşıdığınız amaca en büyük zararı verirsiniz. Eleştirilmekten korkarsanız şeffaflığınızı ve doğru karar alma becerinizi kaybedersiniz. Koltuğun gücüyle her şeye bulaşırsanız, her şeyi birbirine bulaştırır, kişilerin sorumluluk almamasına sebebiyet verirsiniz. Kritik zamanlarda doğru yerde durmazsanız, krizlere sebebiyet verirsiniz. Çalıştığınız takımda işi doğru kişilere vermezseniz, kaliteli sonuç elde edemezsiniz. Önceki yönetici ve yönetimlerle hesaplaşma, onların eksikleri üzerinden beslenmeye ve yürümeye çalışırsanız daha ileriye gidemezsiniz. Sorumluluğunu aldığınız kurumu kendinizden ve her şeyden daha büyük görmezseniz dik duramazsınız. Kurumunuzun önceliklerini doğru belirleyemez kaynaklarınızı yanlış kullanırsanız, verimsizliğe sebebiyet verirsiniz. Başardıklarınızı söylediğiniz kadar, en az başaramadıklarınızı da mazeret oluşturmadan söyleyebilmelisiniz. Çok konuşarak çok şey anlatmaya çalışırsanız, hiçbir şey anlatmamış olursunuz. Sorumluluk verdiğiniz kişileri, aleni eleştirir, işlerine karışır onları rencide ederseniz, onları dinlemeyen, ya da onlardan beslenmeye çalışan kümeleşmeler yaratırsınız. Ekibinizdeki başarılı kişileri rakibiniz görürseniz ve buna takılırsanız takımınızı bölersiniz. Kısacası Yönetmek; sadece bir unvan ya da bir kartvizit işi değildir. İsim olmak ile Lider olmak arasındaki ince çizgiyi anla(ya)mazsanız sorumluluğunu taşıdığınız kuruma en büyük zararı siz verirsiniz. Şimdi sizlere sorum şu; “Sizce Trabzonspor iyi mi yönetiliyor?” Bu yazı kişileri hedef edinmiş bir yazı değildir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mumin kahveci 1 hafta önce

berat albayrak olmasaydı 3 ayda istifa ederdiniz, yaşadığınız o günleri ne çabuk unuttunuz? şimdi ise berat bey yok.

bu cok dogru ama trabzonsporlular berat beye sahip cikmak yerine ,laf atmayi sectiler