banner114

Dedi: İktidarı içerde zayıflatan üç unsur saydınız. Adalet, ekonomi ve eğitim… Hangisi daha önemli…

Dedim: İktidarın devamı açısından en önemlisi ekonomi… Lakin güçlü devlet için en önemlisi elbette ki adalet ve eğitim.

Dedi: Ekonomi çok mu kötü durumda? İktidara parlamenter çoğunluğu kaybettirecek kadar kötü mü?

Dedim: Ekonomi kötü… Gayri Safi Milli Hasılanın son sekiz yılda 12 bin dolardan 8 bin dolara inmesi zaten bunu gösteriyor. Aslında 8 bin dolar bile önemli... Ancak görüyoruz ki adil dağıtılmıyor. Bugün fert başına düşen yıllık 8 bin dolar, 50 bin lira demektir. Bırakınız fert başına 50 bin lirayı, hane başına yıllık her eve 50 bin lira girse yine bu kadar fakirlik olmaz. Bundan vazgeçtik!.. Her eve bir asgari ücret girse bu feryatlar duyulmazdı. Yani dememiz o ki… Belki genel anlamda ekonomi çok kötü olmayabilir. Lakin adil olmayan dağıtım, sokağa ‘Kötü bir ekonomi’ olarak yansıyor.

Dedi: Ekonomi kötü!.. Adalet ve eğitimde sorunlar var. Buna rağmen AK Parti hala yüzde 40’larda seyrediyor. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Dedim: Zaten ilginçlik de burada yatıyor. Kötü ekonomiye rağmen iktidar yüzde 40’ın altına inmiyor. Halbuki siyasetin en temel kuralı ‘Cebe dokunan yanar… Cebi zayıflatan iktidarda kalamaz’ özdeyişiydi. AK Parti iktidarı veya Recep Tayyip Erdoğan bunu bile yıktı. Dış politikadaki üstün başarı, alternatifsizlik ve Erdoğan sevgisi siyasetin teamüllerini bile yıktı geçti.

Dedi: Üç husus saydınız. İlk sıraya hangisini koyarsınız?

Dedim: Kesinlikle alternatifsizliği koyarım. AK Partinin alternatifi olsa çoktan göçmüştü. Geçmiş yakın siyasi tarihe baktığınızda ANAP’ı örnek verebiliriz. AK Partinin neden ANAP gibi olmadığını tartışabiliriz. ANAP’ın iki ciddi alternatifsizliği vardı. DYP ve Refah Partisi… Vatandaş önce DYP’yi denedi. Ardından Refah Partisine yöneldi.

Dedi: Dış politikadaki yansımalar daha sonra geliyor. Alternatifsizlikten daha az mı etkiliyor?

Dedim: Vatandaş AK Partinin iç politikalarından olumsuz etkilenirken kendine ‘Kimi tercih edeyim?’ sorusunu soruyor. Ekonomiyi çok önemsiyor. Lakin her şeyden ibaret olarak görmüyor. İşlerin düzeleceğine inanıyor. Erdoğan’ın gitmesi halinde Suriye- Libya, Mavi Vatan soruları rahatsız ediyor. Dolayısıyla dış politika bile vatandaşın tercihini bağlıyor.

Dedi: Kıbrıs seçimlerine gönderme yapmıştınız. Son olarak biraz açar mısınız?

Dedim: Kıbrıs Türkü önce tabloyu izledi. Ardından Kıbrıs’ta tüm kazanımların gideceğini gördü. Buna izin vermedi. Devreye girdi ve bu zor zamanda Anavatan’a ihanet etmedi. Bunun adına feraset denir. Bu millet feraset sahibi bir millettir. Günü ve zamanı geldiğinde… Günü geldiğini gördüğünde gereken ne ise onu yapıyor. Biz iddia ediyor ve diyoruz ki; Millet AK Partiden yüzde 50’leri alarak onu Cumhur İttifakına mahkum etti. Ama şimdi gün geldi, Cumhur İttifakı bile toplamda yüzde 50’lerin altında kalıyor. Vatandaşın tüm bu uyarıları AK Parti Genel Merkezince doğru algılanmıyor. Vatandaşın sevdiği isimler, tercihleri yine dışarıda bırakılıyor. Yine Tayyip Bey’in ve Genel Merkezin tercihleri öne çıkıyor. AK Parti Genel Merkezi hiçbir düşüşten pay çıkarmıyor.

Bize göre önümüzdeki seçimden vatandaş, parlamentodaki çoğunluğu Cumhur İttifakından alarak son kez uyaracak. Tayyip Bey, muhalif çoğunlukla sorunlar yaşayacak. İşte o sürecin ne getireceğini kestiremiyoruz. Demokrasi de kazanabilir, ülke de krize girebilir. Önemli olan böyle bir belirsizliğe savrulmamaktır. Ama kader sanki oraya doğru sürüklüyor. Geçmiş hep derslerle dolu lakin siyasetçiler ders almıyor. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.